Havacılık tıbbı uygulamaları Birinci Dünya Savaşı zamanlarından beri hızlı bir gelişim göstermiştir. Daha sonraları yaklaşık 90 yıl önce yanlış tıbbi uygulamalar ve uçucu seçim kriterleri sonucu düşman ateşi nedeniyle kaybedilen uçucu sayısından daha fazlası kaybedilmiştir. Bu acı gerçek yüzünden 1917 yılında New York, Long Island, Mineola'da havacılık tıbbı laboratuarı kurularak 1.Dünya Savaşında uçak kayıplarında insan faktörlerini araştırma ve uçucu seçim kriterlerini belirleme çalışmaları başlamıştır. O zaman Mineola'daki birkaç ahşap binada ilk uçuş tabipleri uçucuların fiziksel standartlarını belirlemişler ve o zaman için uçak kayıplarında ciddi azalmalar sağlamışlardır.

Bu ilk standartlar sadece başlangıç olmuştur. Önceki uçuş tabiplerinin tecrübe birikimleri ve teknolojinin de hızla ilerlemesi ile uçucuların fiziksel standartları da buna bağlı olarak bir evrim geçirmiştir. İlk uçuş hekimlerinin yaşadığı hikâyeler göz önünde bulundurulduğunda onların aldıkları cesurca inisiyatifler ve yenilikler bu alanda açılan yolun kaldırım taşları olmuştur.

Tıbbi standartların sivil ve askeri alandaki yıllar içerisindeki gelişimi sadece bilimsel anlamda değil aynı zamanda deneme yanılma, tecrübe birikimi ve sezgisel bir evrimsel süreç olmuştur. Bugünün göz kamaştırıcı jet ve uzay çağı, havacılık tıbbının sonuna gelindiği gibi bir yanılsama yapmasın. Bu gelişim şüphesiz yeni bilgiler ışığında ilerlemeye devam edecektir. Bizler bu tıbbi standartları ilerletirken uçucu sağlığını gözetmeli, uçuş emniyetini bozmamalı ve aynı zamanda yetişmiş değerli uçucuları gereksiz yere uçuştan men etmemeliyiz. Bugünlerin havacılık tıbbı nosyonu bu olmalıdır.

Havacılık kuruluşları fazla muhafazakârlık ve fazla liberallik çizgileri arasında bir standart süreç belirlemeleri gerekmektedir. Önceki yıllardaki “Üzücü sonuç ortaya çıkmasındansa güvenlik sıkıntısını yeğlemek” şeklindeki muhafazakâr düşünce tarzındaki tıbbi standartlar bugünlerde daha liberal tarzda değerlendirilmektedir. Bu tavır değişikliği kendi halinde gelişmeye devam etse de kişisel yöntem farklılıkları her zaman söz konusu olacaktır.

Akselerasyon, gürültü ve titreşim, barometrik basınç azalması, ısı ve nem farklılıkları ve yorgunluk gibi uçuşta karşılaşılan stresler, havacılık faaliyetinin çeşidine göre farklılık gösterir. Açıkçası askeri, ticari ve genel havacılık arasında belli farklılıklar vardır. Bu nedenle bunlardan her biri için farklı tıbbi standartlar belirlenmesi gayet doğaldır. Bu kitapta yazarlar bu farklılıkları kabul ettiği için çok bağlayıcı ifadelerden ve kesin hükümlerden kaçınmışlardır, sonuçta ilgili departmanlar bu bilgileri kendi hareket usullerine göre düzenlemeleri gerekir. Tercihen yazarın gayesi uçuş tabibine hastalığın ve tedavisinin havacılık tıbbı açısından görüp ona göre tabibin uçucularla ilgili karar vermesine yardımcı olmaktır.

Bu kitabın bölümleri havacılık tıbbının klinik yönleri ile ilgilidir. Malumdur ki bu bir tıbbi textbook değildir o yüzden hastalıkların tarifleri kısa ve öz tutulmuştur. Hastalığın belirtileri, bulguları, tedavi yöntemleri, prognozu ve havacılık tıbbi ile ilişkisi özellikle vurgulanmıştır. Başkaları gibi uçucular da özellikle yaşlandıklarında sağlık problemleri ile karşılaşabilirler. Nasıl bir doktor, su tesisatçısı ya da bir işçi maluliyet yaşadığı zaman işe devam edip edemeyeceği konusunda bir karar veriliyorsa uçucularda da bu böyledir fakat biraz daha karmaşık bir durumdur. Bir pilotta oluşabilecek bir maluliyet onun uçuş hayatını bitirmeyebilir. Bu nedenle arızası olan bir uçucucun hastalığının kötüye gitmeden ve uçuş emniyetini riske atmadan uçuşa devam etmesi konusu bir sorun olmaktadır. Umarız sivil ve askeri uçuş tabipleri havacılık tıbbı uygulamalarında bu kitaptaki bilgilerden fayda görürler.


Eskişehir Hava Hekimi uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!