İlişkilerde sınır

İlişkilerde Sınır: Mesafe Değil, Kendilik Alanı
İlişkilerde sınır denildiğinde çoğu kişi bunu mesafe koymak, geri çekilmek ya da karşı tarafı dışlamak olarak algılar. Oysa sağlıklı sınırlar, ilişkiyi zayıflatan değil; ilişkinin sürdürülebilir olmasını sağlayan görünmez çizgilerdir.
Sınır, “Seni sevmiyorum” demek değildir.
Sınır, “Kendimi de ihmal etmiyorum” diyebilmektir.
Bir ilişkide sınırlar net değilse, roller karışır. Fedakârlık zamanla zorunluluğa, anlayış sessizliğe, yakınlık ise boğulmaya dönüşür. Kişi kendi ihtiyaçlarını erteledikçe, ilişkide öfke ve kırgınlık birikir.
Sağlıklı sınırlar, bireyin kendisiyle temas halinde olmasını gerektirir. Ne istiyorum? Neye ihtiyacım var? Nerede zorlanıyorum? Bu sorulara verilen dürüst cevaplar, sınırların temelini oluşturur. Çünkü kişi önce kendi iç sınırlarını fark etmeden, karşısına sağlıklı sınırlar koyamaz.
Sınır koymak bir beceridir ve çoğu zaman öğrenilmemiştir. Özellikle çocuklukta “hayır” deme hakkı tanınmamış bireyler, yetişkinlikte sınır koymayı suçlulukla karıştırabilir. Oysa sınır, bencillik değil; psikolojik bütünlüğün korunmasıdır.
İlişkilerde sınırlar konuşulmadığında, beden konuşur. Yorgunluk artar, tahammül azalır, ilişki yük gibi hissedilmeye başlar. Bu noktada sorun, ilişkinin kendisi değil; sınırların yokluğudur.
Sağlıklı ilişkilerde sınırlar esnektir ama belirsiz değildir. Kişiler birbirlerinin alanına saygı duyar, farklılıklara tahammül edebilir ve “hayır” cevabını kişisel algılamaz. Çünkü bilirler ki sınırlar, sevgiyi azaltmaz; güvenli kılar.
Gerçek yakınlık, sınırların olmadığı yerde değil; sınırların saygıyla korunduğu yerde oluşur.

