Günümüzde çocuk ve ergenlerin hastalıklarının değerlendirilmesinde, sadece biyolojik boyut değil psikolojik ve sosyal boyutlar da ele alınmakta, hastalığa biyopsikososyal açıdan yaklaşılarak hem biyolojik, hem ruhsal hem de sosyal destekler verilmeye çalışılmaktadır. Çünkü günümüzde çocuk ve ergenlerin hastalıkları sırasında ruhsal, sosyal ve/veya birtakım davranışsal sorunlar yaşadıkları daha iyi bilinmektedir. Hasta çocuk ve ergenlerde biyopsikososyal bakış açısını unutmamak tanı ve tedavi sürecinin daha rahat geçmesine büyük katkıda bulunacaktır.

Bu bölümde akut ya da kronik hastalığı olan çocuk ve ergenlerin ruhsal ve davranışsal açıdan nasıl tepkiler gösterdikleri, bu tepkilerde nelerin rol oynadığı, hastalığı olan çocuk ve ergene sahip ailelerin öğrenmek isteyebilecekleri bazı sorulara yer verilmesi amaçlanmıştır:

HASTA OLAN ÇOCUK ve ERGENLER HANGİ YAŞTA, EN SIK NASIL TEPKİLER GÖSTERİRLER?

0-6 yaş grubu

-Ayrılık kaygısı (anneden ya da bakımveren yakın kişilerden ayrılırken yoğun sıkıntı yaşama, ağlama); özellikle ilk 3 yaşta sıklıkla karşılaşılan bir durumdur.

-Regresyon (gerileme, bebeksileşme): Çocuğun bulunduğu yaşta kazanmış olduğu çoğu becerilerini yapamama durumudur. Tuvalet eğitimini almışken yeniden altına kaçırmaya başlama, yemeği kendi başına yiyebilirken annesinin yedirmesini isteme, bebeksi konuşma, parmak emme gibi.

-Yeme ve uyku düzeninde değişiklikler: Her zamanki uyku saatinde uyuyamama, gece sık uyanma, kabus görme, iştahında azalma, yemekte seçici olma gibi.

-Sağlık ekibi tarafından uygulanan tıbbi işlemlerden korkma. İğne uygulaması, ilaç verilmesi gibi.

-İçe kapanma.

6-11 yaş (okul dönemi)

-Okul sorunları: Derslerde başarısızlık, okula devamsızlık, akranları tarafından alay edilme, küçümsenme, dışlanma, damgalanma gibi.

-Korku ve kaygılar: Yalnız yatamama, karanlık korkusu, ölüm korkusu, ebeveynlerini kaybetme kaygısı gibi.

-Sıkıntı, yalnızlık duyguları.

-Uyku ve yeme problemleri gibi sorunlar yaşanabilir.

Ergenlik dönemi

-Ergenlik döneminde; gelişim dönemi özellikleri olarak ergenler görünümleriyle çok yoğun uğraştıkları için vücut şekil değişikliklerinden kaynaklanan sıkıntılar yaşayabilirler (mevcut hastalığa bağlı gelişebilen cilt rengi değişiklikleri, kol-bacakta kaza sonucu eksiklik, yürüme bozuklukları gibi).

-Bağımsızlıklarını kazanmaları gereken bir dönemde sağlık ekibine, anne-babaya yeniden bağlı kalmak ergeni huzursuz edebilir.

-Okulda problemler yaşayabilirler.

-Bazen sahip oldukları hastalık nedeni ile depresyona girebilir, özkıyım (intihar) girişiminde bulunabilirler,…

ÇOCUK VE ERGENLERİN HASTALIKLARINDA NEDEN FARKLI RUHSAL VE DAVRANIŞSAL TEPKİLER GÖRÜLÜR?

Çocuk ve ergenin hastalık karşısında verdiği ruhsal ve davranışsal tepkiler pek çok faktöre bağlıdır:

1.ÇOCUKLA İLGİLİ FAKTÖRLER

1.a.Çocuğun yaşı,

1.b.Çocuğun içinde bulunduğu psikolojik ve sosyal gelişim basamaklarının özellikleri,

1.c.Çocuğun mizacı,

1.d.Çocukların hastalıklar karşısında kullandıkları savunma düzenekleri.

2.HASTALIKLA İLGİLİ FAKTÖRLER

2.a.Hastalığın oluş şekli,

2.b.Hastalığın seyri,

2.c.Tedavi şekli ve hastaneye yatışlar,

2.d.Hastalığın dönemi.

3.AİLE İLE İLGİLİ FAKTÖRLER

4.ÇEVRESEL FAKTÖRLER

1.ÇOCUKLA İLGİLİ FAKTÖRLER

1.a.Çocuğun yaşı

Çocukların olayları algılama şekilleri yaşlara ve bilişsel gelişim düzeylerine göre farklılıklar gösterir. Örneğin; 2-7 yaş arasındaki çocuklar kendi deneyimlerine güvenir ve onlara göre hareket ederler. Durumu genelleme yetenekleri zayıftır ve hastalık karşısında mantıklı düşünemezler. 2-7 yaşında hasta olan ya da hastanede yatan çocuğun özerkliği çeşitli derecelerde (yeme, giyinme, oyun şekli,…) kontrol altına alınmış olduğundan işe yaramazlık ve çaresizlik duygusu gelişir. Ayrıca bu yaşta çocuklar hastalığın, yanlış davranışlar nedeni ile kendilerine verilen bir ceza olduğunu düşünürler. Bu nedenle, bu dönemde çocuklara açıklama yaparken suçlayıcı olmamaya özen gösterilmelidir. Hastalığının kendisinin suçu olmadığı vurgulanmalıdır.

Çocuklara açıklama yapılırken gelişim dönemlerinin özellikleri yanı sıra hastalık ya da yapılan tıbbi girişimler hakkında çocuğun inançlarına da dikkat etmek gerekir. Örneğin; kendinden kan alınacağı zaman tüm kanının alınacağına ve kanının biteceğine inanan bir çocuğa ’korkma çok az bir acı duyacaksın’ demek çocuğu rahatlatamaz.

İlerleyen yıllarda (7-11 yaş) hastalıklar karşısında mantıksal düşünce gelişir. Yani hastalık hakkında ilgili uzman doktor tarafından yeterli ve doğru açıklama yapılırsa hastalığın nedenini, tedavi şeklinin gerekliliğini daha iyi bir şekilde anlarlar.

Çocuğa hastalık açıklanırken yaşına ve anlayacağı düzeye göre resim, fotoğraf, hikaye, diğer hastalar araç olarak kullanılabilir. Anlayabileceği şekilde empatik yaklaşımla (kendimizi onun yerine koyarak duygu ve düşüncelerini anladığımızı hissettirebilme) uygun sözcükler seçilerek yapılmalıdır.

1.b.Çocuğun içinde bulunduğu psikolojik ve sosyal gelişim basamaklarının özellikleri

Yenidoğan döneminde bebekler annelerinin (bakımveren kişinin) duygularını yansıtırlar. Anne huzurlu ise bebek huzurlu, anne huzursuz ise bebek huzursuz olabilir. Bu nedenle annede bir ruhsal sorun var ise (doğum sonrası depresyon gibi) öncelikle anneye destek verilmelidir.

1-3 yaş arasındaki çocuklar için güven duydukları ortamda bulunmaları çok önemlidir. Özellikle ayrılıklara ve alışkın oldukları ortamın değişmesine karşı çok hassastırlar. Aileden ayrılmaktan, hastanede yatmaktan, tıbbi işlemlerden korkarlar.

3-6 yaşında ortaya çıkan hastalık çocukların anne-babayı model alma (özdeşim) yeteneğini, sosyalleşme sürecini bozabilir. Çocukların girişimcilik duygusu zedelenebilir ve buna bağlı olarak pasif ve ebeveynlerine daha bağımlı, korkak, kaygılı bir çocuk olabilirler.

Okul dönemindeki hastalıklar başarı, sosyalleşme sorunlarına yol açabilir.

Ergenlerde hastalık, bağımsızlığın kaybolması ve gelecekle ilgili planların bozulmasına, fizik görünümlerinin değişmesine (örneğin;saç kaybı, kilo değişmeleri, cilt rengindeki kararmalar), akran ilişkileri ve okulda sorunlar yaşanmasına, izolasyon hissine, ümitsizlik ve yetersizlik duygularına yol açabilir.

1.c.Çocuğun mizacı

Mizaç; çocukta doğuştan var olan duygusal yatkınlıktır. Mizacı değerlendirilen çocuklar kolay çocuk (yeni durumlara kolay uyum sağlama yeteneğine sahip olan), zor çocuk (hastalığı ve tedaviyi kabullenmede zorluk yaşayan) ve yavaş ısınan (zamanla yeni duruma uyum sağlayabilen) çocuklar şeklinde gruplandırılırlar.

1.d.Çocukların hastalıklar karşısında kullandıkları savunma düzenekleri

Savunma düzenekleri; kişinin ortama uyumunda ve kişilik gelişiminde oldukça önemlidir. Savunma düzeneklerinin tamamı bilinçdışı olarak (çocuk ve ergenler bunu bilerek ve isteyerek yapmazlar) gelişir ve çocuk ve ergenlerde yaygın olarak kullanılırlar. Savunma düzeneklerinin bazıları sağlıklı çocuk, ergen, erişkinde de bulunur. Burada daha çok hastalığa sahip çocuk ve ergenlerde karşılaşılanlara değinilecektir;

Regresyon (gerileme, bebeksileşme); çocuğun kazanmış olduğu yetilerini kaybetmesi, gelişimin geri dönemindeki özellikleri göstermeye başlamasıdır. Her hastalık ve hastaneye yatış regresyona neden olur. Çünkü hasta olan çocuklar yatağa yatırılır, beslenir, yıkanır ve giydirilir.

Yadsıma (inkar etme); çocukların hastalıklarını yok saymaları, inkar etmeleridir. Bu savunma düzeneği tedaviye uyumu güçleştirir.

Yansıtma; çocukların hastalık ile ilgili duygu ve düşüncelerini başkasına yansıtmalarıdır. Örneğin; hastalığa duyduğu öfkeyi arkadaş, kardeş veya ebeveynine yansıtabilir.

Akla uygunlaştırma (mantıklı bahaneler bulma düzeneği); çocukların hastalıklarından dolayı yapamadıkları şeylere kendilerince mantıklı bir mazeret bulabilmeleridir. Örneğin; hastalığından dolayı ders çalışamayan bir çocuğun, bunu aldığı eğitimin yetersizliğine bağlaması.

Yalıtma (yaşanan olayların duygusal yanlarının bastırılmasıdır); hastalığı olan çocuklar bu savunma mekanizmasını kullandıklarında kaygı, üzüntü, umut, öfke gibi duygularını göstermezler. Çevreden hastalığı çok kolay kabullendikleri düşünülür.

Yüceleştirme; çocukların sağlık koşulları elverdiğince enerjilerini toplum içinde kabul edilen, yaratıcı ve yapıcı eylemler için kullanmalarıdır. Örneğin; eğitsel, sanatsal, bilimsel, sportif etkinlikler.

2.HASTALIKLA İLGİLİ FAKTÖRLER

2.a.Hastalığın oluş şekli

Çocuktaki hastalığın doğuştan ya da sonradan kazanılmış olması psikolojik ve sosyal açıdan farklı durumlara yol açabilir. Doğuştan itibaren hastalığı olan çocuklarda doktora gitmek ve tedavi almak, hastalıkla yaşamak hayatlarının bir parçası haline gelir. Normal gelişim aşamalarını yaşayan çocuklar ise sonradan hastalığa sahip olduklarında tedavi ekibine, tedavi şekline ve hastalığın getirdiği kısıtlamalara daha zor uyum sağlarlar. Her iki durumda da çocuklarda depresyon, uyum bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu, çeşitli kaygı bozuklukları, davranım bozukluğu gibi ruhsal sorunlar yaşansa da bu sonradan hastalığa sahip olanlarda genellikle daha sık ya da daha şiddetli seyredebilmektedir.

2.b.Hastalığın seyri

Hastalığın akut (ani başlangıçlı ve kısa süreli) ve kronik olması da çocukların ruh sağlıkları için önemli etkenlerdir. Kronik hastalıklar; kalıcı yetersizlik bırakabilen, uzun süre boyunca bakım ve gözetim gerektirebilen hastalıklardır. Çocuklarda çeşitli kronik hastalıklar görülebilir (epilepsi, zeka gerilikleri, doğuştan kalp hastalıkları, otizm, böbrek yetmezliği, kanserler, şeker hastalığı gibi).

Kronik hastalığı olan çocuklar; akranları tarafından kabul görme güçlüğü yaşayabilirler. Bu durumlarda sağlıklı çocuğa sahip ebeveynlerin tutumları da önemlidir. Çünkü bazı ebeveynler hasta çocuklarla kendi çocuklarının oynamasına, bir arada bulunmasına ve aynı sınıfta okumasına izin vermezler. Dolayısı ile sağlıklı çocuğa model olacak olan anne-babadan, hastalıklı çocukların dışlanması gereken mesaj alınır.

Kronik hastalığa sahip çocuklar; okul başarısında daha çok düşüklük yaşarlar (okula devamsızlıklar, ailenin tutumları, bazı hastalıklarda bilişsel yetilerin etkilenmesi gibi nedenlerden dolayı).

2.c.Tedavi şekli ve hastaneye yatışlar

Tedavi sürecinde acı veren girişimler, ağrı ve bilinmezlikler çocuklarda sıkıntı oluşturabilir.

Özellikle okul öncesi dönemde hastaneye yatışlar çocuklar üzerinde olumsuz etkiler gösterir. Küçük çocuklar neden ve sonuç ilişkisini tam olarak kavrayamadıkları için hastaneye yatışlarını ceza olarak da algılarlar. Güven duydukları ev ortamından tamamen farklı ve pek çok kez de acı veren tıbbi girişimlere uğradıkları ortama uyum sağlamaları, ebeveynlerden ayrılmaları küçük çocuklarda önemli stres kaynaklarıdır. Çocukların hastaneye yatışlarında da sıklıkla gördüğümüz savunma düzeneklerinden birisi regresyondur (bebeksileşme). Küçük çocukların hastaneye yatışı; yeni edindikleri ve çok değerli olan yeteneklerinin ellerinden alınmasına neden olur. Bu da çocuklarda çaresizlik ve işe yaramazlık duygusunun gelişimine yol açar.

Hastaneye yatan ergenlerin tepkileri farklı şekillerde olabilir;

1.Pasif ergenler: Tedavi ekibine uyumludurlar. İçlerinde yaşadıkları endişe, kaygıları ifade edemezler.

2.Asi ergenler: Tedaviye uyumsuz olan ergenlerdir. Bu nedenle tedavi süreçleri gerektiği gibi gidemez.

3.Olgun ergenler: Zihinsel güçleri, süreci anlamaları ve başa çıkabilmeleri için yeterlidir.

Hastaneye yatan ergende hastalığın tipi de önemlidir. Çünkü ergenler fiziksel görünüşlerine son derecede duyarlıdırlar. Dış görünüşlerinde farklılıklar yaratan hastalıklar her iki cinsiyetteki ergenler için sıkıntı oluşturabilir. Ergenler özgür ve bağımsız olmak isterler. Bu nedenle hastaneye yatışlarında ek bir stres yaşarlar. Çünkü yeniden ebeveynlerine, sağlık personeline bağımlı hale gelirler. Ergenlik döneminde akran ilişkileri de çok önemlidir. Hastaneye yatan ergenler bundan da yoksun kaldıkları için sıkıntı yaşarlar. Ergenler hastanede yatarken çocuklardaki gibi regresyona uğrayacaklarından endişe duyarlar, bu nedenle çocuk yerine konmaktan, kendilerine çocuk gibi davranılmasından hoşlanmazlar.

Tüm bu değerlendirmelere karşın hastaneye yatan her çocuk ve ergenin sıkıntı yaşayacağını söylemek doğru olmaz.

2.d.Hastalığın dönemi

Hastalığın hangi dönemde olduğuna göre de çocuk ve ergenlerdeki tepkiler değişebilir.

Hastalığın başlangıcında, şaşkınlık ve inkar belirgin olarak yaşanır. Erken ve doğru tanı hasta-hekim ilişkisinde güveni sağlamaya yardımcı olur. Sık hastaneye yatışlar, yoğun tetkikler kaygıyı arttırabilir. Çocuğun hastalığının öğrenildiği dönemde yakın çevresindekilerin tutumları da oldukça önemlidir. Çocuğa öncekinden çok fazla iyi davranılır, uyması gereken kurallar kaldırılır, her şeyine evet denilir, kızılması gerekirken ses çıkarılmaz ise hasta kimliğini çocuk kolaylıkla benimseyebilir. Hasta iken çocuk ve ergenlerin tabii ki sevgi ve şevkat ihtiyacı artabilir. Ama bu hiçbir zaman çocuk ve ergenin hastalık öncesinden farklı toleransa sahip olması anlamına gelmemelidir. Aksi halde hastalığın iyileşmesi daha uzun zaman alabilir, iyileşme olsa bile çocuk ve ergen psikojenik nedenle bilinçdışı olarak yeni hastalık belirtileri gösterebilir (elim tutmuyor, yürüyemiyorum, başım ağrıyor gibi).

Tedavinin başlaması; tedavinin uygulanış şekline ve sıklığına göre sıkıntı oluşturabilir. Tedavinin sonucunda iyileşme ve hastalık öncesindeki sağlıklı durumuna dönme var ise tedavi süreci çocuklar tarafından daha iyi tolere edilir. Tedaviye yanıt uzun zaman alıyor ve/veya uygulanan tedaviye kısmi (yetersiz) yanıt alınıyor ise tedavi ve hastalığa uyum daha güç olur.

Hastalık tekrarlayıcı gidiş gösteriyor ise çocuk ve ergende tedavi ekibine karşı güvensizlik, çaresizlik ve umutsuzluk duyguları, depresyon ve kaygılar daha sık görülebilir.

Yavaş ilerleyen hastalıklarda ilerleme hızı hastalığa uyum ve psikososyal açıdan önemlidir.

Hastalığın tüm tıbbi girişimlere karşın ölümcül aşamasına geldiğimiz terminal dönemde; çocuk ve ergenin yaşam kalitesi ön planda tutulmalı, gereksiz tetkik ve girişimlerden kaçınılmalıdır.

3.AİLE İLE İLGİLİ FAKTÖRLER

Ailenin tipi,

Ailenin işlevselliği,

Evlilik ilişkileri,

Anne-babanın ebeveynlik niteliği,

Anne-babanın kişilik özellikleri,

Ailenin hastalığa verdiği tepki,

Aile bireylerinin hastalıktan etkilenme düzeyi,

Hasta çocuğa verilen bakım ve psikososyal destek,

Kardeş durumları,

Anne-babanın eğitim düzeyi,

Ailenin kültürel özellikleri,

Çocuğun hasta olduğunu öğrenen ailede ilk yaşanan evre; ‘şok ve şaşkınlık’tır. Bu dönemde en sık kullanılacak savunma düzeneği ise inkardır (hastalığın olmadığının, yanlış tanı konulduğunun düşünülmesi). Daha sonra ‘suçluluk, kızgınlık ve içerleme evresi’ gelir. Bu evrede görülen kızgınlığın önemli bir kısmı tedavi ekibine yansır. Niçin ben? Soruları sorulur. Bu dönemden sonra üzüntülü dönem yaşanır (bazen depresyon gelişebilir) ve daha sonra son dönem kabullenilmesi aşaması gelir. Ancak her çocuk, ergen ve ebeveynlerde bu evreler tamamlanmayabilir. Aile bir evrede örneğin inkar evresinde kalabilir. Bu da tedavi sürecinde önemli gecikmelere yol açabilir.

Kardeşler özellikle hastalığa uyumda, hasta çocukla benzer stresi yaşarlar. Kardeşler özellikle hastalığın yoğun döneminde en çok ihmal edilmiş bireyler olduklarından ebeveynlere kardeşler konusunda da önemli görevler düşmektedir.

4.ÇEVRESEL FAKTÖRLER

Tedavi ekibi,

Okul ortamı,

Yakın akrabalar,

Akranlar,

Hastalıkla ilgili dernek ve kuruluşlar

Çocuğun kendine güveninde, tedavi ekibine güveninde, doğru bilgi sahibi olmasında, hastalığa karşı umutsuzluk ve çaresizlik duygularını hissetmemesinde,…sağlık ekibi ile çocuk arasında kurulan ilişki son derece önemlidir.

Çocuklar için okul; hem akademik hem de sosyal açıdan önemli bir ortamdır. Hastaneye yatan çocuklar için hastane okul projelerinin genişletilmesi çocukların psikososyal ve akademik gelişimleri açısından önemlidir.

Yakın akraba desteği; yurdumuzda hem çocuk bakımında hem de anne-babalara psikososyal destek vermede oldukça önemlidir.

Ergenlik döneminde; normal ruhsal gelişim açısından akran ilişkileri oldukça önemlidir. Bu nedenle olumlu arkadaşlık ilişkisi tedaviye uyumu ve gencin ruh sağlığını olumlu yönde etkileyecektir.

ÇOCUKLARDA ÖLÜM KAVRAMI HANGİ YAŞTA GELİŞİR?

7 yaşın altındaki çocuklar ölümü geri dönüşülebilir olarak algılarlar. 9 yaş ve üzerindeki çocuklarda ise ölüm kavramı erişkin düzeyde gelişmiştir ve geri dönüşsüz olduğu kavranmıştır. Ancak ölümcül hastalığı olan çocuklarda ölüm kavramı, hastalığın tanı ve tedavi sürecinde yaşanan psikolojik stres ve deneyimler (ölüm tehditi, benzer hastalıktan bir arkadaşının ölümü,…) nedeni ile daha hızlı ve erken gelişebilir.

ÖLÜM ÇOCUKLARA NASIL AKTARILIR?

Çocuğa ölüm olayı, zihinsel ve ruhsal olgunlaşma düzeyi göz önünde bulundurularak açıklanmalıdır.

Okul öncesi (4-5 yaşından küçük) çocuklar, insan vücudunu biyolojik anlamda tanımadıkları için ölümü beden işlevlerinin sona ermesi olarak algılayamazlar. Örneğin; Kalbin sevme ile ilgili olduğunu düşünen bir çocuğa yapılan ‘öldü çünkü kalbi çalışmaz hale geldi’ şeklindeki bir açıklama ölüm kavramını anlamaya katkıda bulunamaz.

4-6 yaş arasındaki çocuklar insan bedenini biyolojik bir varlık olarak algılamaya başlarlar. Bu nedenle çocukların ölüm olgusunu anlaması ve baş edebilmesi için, yaşam döngüsü ve beden işlevlerini biyolojik kavramlarla açıklayan bilgilerin verilmesi yarar sağlar. Bu anlatımlarda ölümün yaşamsal bir döngü olduğu ve bedensel işlevlerin son bulduğu uygun ve basit bir biçimde anlatılmalıdır. Yani ölen bir kişinin nefes alamayacağı, yemek yiyemeyeceği, oyun oynayamayacağı, düşünüp hissedemeyeceği,… açıklanmalıdır.

HASTALIĞI OLAN ÇOCUĞA AÇIKLAMA YAPILMALI MIDIR?

Hastalığı olan çocuktan tanıyı gizlemek, korku ve kaygıları önlemez. Çünkü çocuk ve ergenler hastalıklarının nasıl olduğunu diğer çocuklarla konuşarak, kulak misafiri olarak, çevresindeki kişilerin yüz ifadelerine bakarak,… anlamaya çalışırlar. Ayrıca çocukların korkularını ifade etmelerine izin verilmediği zaman, hastalıkla ilgili hiç konuşulmadığı zaman çok daha fazla olumsuz düşüncelere sahip olabilir, daha yoğun kaygı yaşayabilirler. Hastalıkları gizlenen çocuklar daha fazla karmaşa, yalnızlık, belirsizlik ve güvensizlik duygusu yaşarlar. Hasta olan ergen de düzenli olarak bilgilendirilmeli, anne-babaların hem birbirleri ile hem de çocuklarıyla hastalık hakkında konuşabilmeleri sağlanmalı, duygu ve düşüncelerini paylaşabilecekleri ortam hazırlanmalıdır. Bu şekilde hem hasta çocuk/ergen hem de ebeveynler tanı ve tedaviye daha kolay uyum sağlar.

KRONİK (SÜREGEN) HASTALIĞI OLAN HER ÇOCUKDA RUHSAL SORUN GÖRÜLÜR MÜ?

Kronik hastalık sonrası gelişen ruhsal bozuklukların yaygınlığı %10-30 olarak bulunmuştur. Çocukta ruhsal sorunların oluşmasında yukarıda belirtildiği gibi bireysel, genetik, çevresel, ailesel, kültürel… pek çok faktör rol oynar.

ÇOCUKLARDAKİ HASTALIK NASIL AÇIKLANMALIDIR?

Açıklama tanı koyan hekim tarafından, mümkünse her iki ebeveyne birlikte yapılmalıdır. Böylelikle ebeveynlerin hastalığı kabullenmeleri, hastalığa karşı duyulan öfkeyi ve suçlamaları birbirlerine yansıtmaları önlenmiş, hastalık ile ilgili kaygılar her iki ebeveyn tarafından paylaşılmış olur. Çocuğa yapılacak açıklama da benzer şekilde tanı koyan hekim ve/veya ebeveynler tarafından yapılabilir. Çünkü açıklamayı yapan kişilerin çocuğun tanıdığı ve güven duyduğu kişiler olması önemlidir. Böylece hastalığın sürecinde de çocuk kendini daha güvende hissedecektir. Eğer sadece anne-baba hastalığı açıklayacak ise, anne-babaların açıklama yapmadan önce, hastalık hakkında doğru kaynaklardan yeterli bilgiye sahip olmaları çok önemlidir. Çocuk ve ergene hastalığı söyleyen kişilerin duygularını (korku, kaygı,…) abartılı şekilde göstermemeleri çok önemlidir. Bu nedenle anne-baba hazır oldukları an hastalığı çocukları ile paylaşmalıdırlar

AMELİYATLAR ÖNCESİ ÇOCUKLARA AÇIKLAMA YAPILMALI MI?

Çocuklar aileleri ile birlikte ameliyata hazırlanmalıdır. Hastalığın özelliği, hastanede geçecek süre, yapılacak ameliyat ve sonrası aileye açıklanmalıdır. Çocuğun anlama kapasitesine göre, yapılacak olanlar, ameliyat ortamı (doktorların neden maske taktığı gibi) çocuğa anlatılmalıdır. Böylelikle çocukların kendi hayal dünyalarında çok daha korkutucu işlemlere maruz kalacaklarını ve çok acı çekeceklerini düşünmeleri önlenebilir. Aileler çocuklarını hastaneye götürürken; evde çocukların çok hoşlandığı oyuncakları da yanlarına almaları özellikle küçük çocuklardaki stresin azalmasına katkıda bulunabilir. Üç yaşın altındaki çocuklara ameliyat günü açıklama yapmak çocuklardaki stresin daha az olmasını sağlar.

KRONİK HASTALIK TANISI ALAN ÇOCUK VE ERGENE NASIL DAVRANILMALI?

Çocuk ve ergenin hastalık hakkında bilgilenmelerine olanak sağlanmalıdır. Bu konuda kısıtlamalar ya da çevreden duyacağı yanlış bilgilendirmeler kolaylıkla olumsuz düşüncelere ve umutsuzluk duygusunun gelişmesine yol açabilir.

Hastalık açıklandıktan sonra, çocuk ve ergenler istediği sürece hastalık hakkında konuşabilecekleri, olumlu ya da olumsuz duygu ve düşüncelerinin paylaşabilecekleri ortam sağlanmalıdır. Burada anne-babalara önemli görev düşmektedir. Çünkü çocuk veya ergenler bazen anne-babayı üzmemek için hastalık ile ilgili konuşmaktan kaçınabilirler.

Anne-baba ve yakın aile çevresinin çocuktaki bebeksi tavırları desteklememesi ve aşırı duygusal davranmaması çok önemlidir. Çünkü çocuk ve ergenin mevcut bedensel hastalığına eğer ‘hasta kimlik duygusu’ eklenirse ruhsal olarak yeterince güçlü olabileceklerini söylemek pek mümkün olmayacaktır. Eğer hasta çocuk ve ergen çok fazla korunup kollanır ise ev dışındaki her ortamda daha çok uyum sorunu yaşayacaklardır. Çünkü hiç kimse ev ortamındaki gibi çocuk ve ergenlere aşırı toleranslı ve duygusal davranmayacaktır.

Tıbbi zorunluluk olmadıkça çocuk ve ergen günlük aktivitelerine eskisi gibi devam edebilmeli ve olabildiğince akranları ile aynı ortamlarda bulunmalıdır.

Hastalığın sürecinde çocuk ve ergen dışında anne-babanın da gerektiğinde ruhsal destek alabilecekleri hatırlatılmalı ve gereğinde yönlendirme yapılmalıdır. Çünkü hasta çocuk ve ergenin karşısında güçlü ebeveynin olması geleceğe dönük güven duygusunun artmasını sağlayacaktır.

KRONİK HASTALIĞI OLAN ÇOCUĞA OKULDA NASIL DAVRANILMALIDIR?

Öncelikle öğretmenlerin hastalık hakkında bilgilendirilmeleri önemlidir. Çünkü bazen öğretmenlerden de tıbbi destek istenebilir ve gözlemlerini almak önemli olabilir.

Öğretmenlerin olabildiğince diğer çocuklara davrandığı gibi hasta çocuğa davranması gerekmektedir (burada tıbbi olarak çocuk ve ergenelerin yapamayacakları elbette göz önünde tutulmalıdır). Çünkü çok farklı bir şekilde ve toleranslı davranılan çocuk ve ergende, dersler ve çevreye uyum için gereken çaba azalır ve akran grupları tarafından daha çok dışlanabilirler.


Mersin Çocuk Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!