Ergenlikte Sosyal Anksiyeteyle Baş Etme Yolları: Terapötik Yaklaşımlar

Sosyal anksiyeteyle baş etmenin ilk adımı, kaygının anlaşılması ve normalleştirilmesidir.
Ergenin yaşadığı kaygı çoğu zaman “abartılı” ya da “geçici” olarak yorumlanabilir. Oysa
ergen için bu kaygı gerçek ve zorlayıcıdır. Terapötik süreçte ergenin yaşadığı duygular
ciddiye alınır ve kaygının ne zaman, hangi durumlarda ve nasıl ortaya çıktığı birlikte ele
alınır. Bu yaklaşım, ergenin kendisini daha az yalnız hissetmesini sağlar.
Bilişsel Davranışçı Terapi temelli çalışmalar, ergenlerde sosyal anksiyete ile baş etmede sık
kullanılan yöntemler arasındadır. Bu yaklaşımda ergenin sosyal ortamlara dair otomatik
düşünceleri fark etmesi hedeflenir. “Herkes bana bakıyor”, “Hata yaparsam rezil olurum” gibi
düşünceler, kaygıyı besleyen temel unsurlardır. Terapötik süreçte bu düşünceler sorgulanır
ve daha gerçekçi, dengeli düşüncelerle yer değiştirmesi desteklenir.
Davranışsal müdahaleler de önemli bir rol oynar. Sosyal anksiyete yaşayan ergenler, kaygı
yaratan durumlardan kaçındıkça kısa vadede rahatlama yaşar; ancak uzun vadede kaygı
güçlenir. Terapötik yaklaşımda, ergenin kendi hızında ve kontrollü bir şekilde sosyal
durumlara adım adım maruz kalması sağlanır. Bu süreç, ergenin “yapabilirim” deneyimini
yaşamasına olanak tanır.
Duygusal düzenleme becerilerinin geliştirilmesi, sosyal anksiyete ile baş etmede bir diğer
önemli adımdır. Ergenler yoğun kaygı yaşadıklarında bedensel belirtilerle baş etmekte
zorlanabilir. Nefes çalışmaları, gevşeme teknikleri ve duygu tanıma becerileri, ergenin kaygı
anlarında kendisini daha güvende hissetmesine yardımcı olur. Bu beceriler, kaygının kontrol
edilemez olmadığına dair içsel bir güven geliştirir.
Ailelerin terapötik süreçteki tutumu da belirleyicidir. Aşırı koruyucu ya da zorlayıcı
yaklaşımlar, ergenin kaygısını artırabilir. Terapötik çalışmalarda aileye, ergenin kaygısını
küçümsemeden nasıl destek olunacağı, hangi tutumların güçlendirici olduğu ve hangi
davranışların kaçınmayı pekiştirdiği konusunda rehberlik edilir. Destekleyici ve anlayışlı bir
aile ortamı, terapötik kazanımların günlük yaşama taşınmasını kolaylaştırır.
Bazı durumlarda grup çalışmaları da ergenler için faydalı olabilir. Benzer zorlanmalar
yaşayan akranlarla bir araya gelmek, ergenin kendisini daha az yalnız hissetmesini sağlar ve
sosyal becerilerin güvenli bir ortamda deneyimlenmesine olanak tanır. Grup ortamı, sosyal
anksiyetenin aşamalı olarak ele alınması için destekleyici bir alan sunar.
Sonuç olarak ergenlikte sosyal anksiyeteyle baş etmek mümkündür. Terapötik yaklaşımlar,
ergenin kaygısını yok etmeyi değil; kaygının yaşamını yönetmesini engellemesini önlemeyi
hedefler. Erken dönemde ve uygun destekle ele alınan sosyal anksiyete, ergenin hem okul
hem de sosyal yaşamında daha dengeli, güvenli ve doyumlu bir gelişim süreci geçirmesine
katkı sağlar.

