ERGENLERDE SAKİNLEŞMEK İÇİN KESEREK ZARAR VERMENİN ANLAMI

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir
Ergenlerde Sakinleşmek İçin Keserek Kendine Zarar Vermenin Anlamı
Ergenlik döneminde sıklıkla karşılaşılan kendine zarar verme (self-mutilasyon) eylemi, bireyler tarafından genellikle bir sakinleşme yöntemi olarak ifade edilmektedir. Freud, 1895 tarihli "Kaygı Nevrozu" makalesinde güncel nevrozlar ile psikonevrozları birbirinden ayırarak, somatik cinsel heyecanlar ile bilinç dışı tasarımlar arasındaki ilişkinin bozulmasına dikkat çekmiştir. 1926'daki kaygı kuramında ise kaygının ya travmatik bir etkinin doğrudan sonucu ya da bir savunma sinyali (psiko-defans) olarak ortaya çıktığını belirtmiştir.
Ruhsal Dünyanın Taşması ve Sakinleşme İhtiyacı
Güncel nevrozlarda ölüm dürtüsünün sesi yükselirken, birey yoğun bir sakinleşme açlığı duyar. Ruhsal dünyanın aşırı yüklenmesi ve duyguların taşması, bireyin içsel dengesini bozarak bedeni koruma içgüdüsünü devreye sokar. Kendine zarar veren bireyler, genellikle içlerinde kopan fırtınalardan ve sürekli dalgalanan duygulanımlardan bahsederler. Bu noktada sakinleşmek, bedeni korumak ve somatik bozulmayı engellemek adına başvurulan ilkel bir yöntem haline gelmektedir.
Duygulanım Kuramı ve Yol Ayrımı
Freud’un 1938’de yeniden ele aldığı duygulanım kuramına göre, duygular üç farklı yol izler: bastırılma, kaygıya dönüşme veya zıt duygulanımlara evrilme. Kendine zarar veren ergenler, bu duygulanımları bastıramadıkları bir yol ayrımında yer alırlar. Bu bireyler kendilerini sakinleştirmekte yetersiz kaldıkları için, kesme davranışı gibi dışsal ve yıkıcı yöntemlere başvurarak ruhsal taşkınlığı durdurmaya çalışırlar.
Kendini Sakinleştirme Yöntemlerinin Tarihsel Gelişimi
Kendini sakinleştirme üzerine yapılan çalışmalar, 1970’lerde Paris Psikosomatik Enstitüsü bünyesinde yoğunlaşmıştır. Michel Fain (1971), uykusuz bebeklerin sallanmasını sakinleştirici bir yol olarak tanımlarken, Freud bu eylemin erotik yanına ve uyarılmış çocuğu yatıştırma işlevine değinmiştir. İçsel heyecanlarını kontrol etmekte zorlanan çocuklar, ileride acilen dışsal sakinleştiriciler arayan yetişkinlere dönüşebilmektedir.
| Davranış Türü | Temel Fonksiyonu | Ruhsal Durum |
|---|---|---|
| Kesme / Yakma | Duygulanım kontrolü ve sakinleşme | Nevrotik olmayan, taşkın yapı |
| Psikosomatik Belirtiler | Kaygıya karşı bedensel tepki | Zihinselleştirme eksikliği |
| Madde Kullanımı | Yapay uyarı kalkanı oluşturma | Nesne yerine geçen araç |
Self-Mutilasyonun Psikolojik Fonksiyonları
Kendine zarar verme eylemi, sadece bir yaralama değil, karmaşık bir psiko-defansif rol üstlenir. Bu davranışın temel işlevleri şunlardır:
- Afektif dengelemeyi ve duygusal ayarlamayı sağlamak.
- Yoğun duygu durum taşkınlığını ve coşkunluğunu önlemek.
- Beden üzerinden duygulanım ile travmatik anı arasındaki bağı kopararak afektif izolasyon sağlamak.
- Benliğin dissosiye (parçalanma) olmasını engellemek ve bütünlüğünü korumak.
- Bedensel sınırları belirginleştirerek varlığını hissetmek.
Zihinselleştirme (Mentalizasyon) ve İşlemcesel Düşünce
Kendine zarar veren bireylerde zihinselleştirme (mentalizasyon) mekanizmasının yetersiz olduğu görülmektedir. Bu yetersizlik, kaygı ile baş etme kapasitesini kısıtlar. Ayrıca bu bireylerde, sembolik işlevlerden kopuk ve dürtüsel olan işlemcesel düşünce yapısı hakimdir. Bu durum, sakinleşme yöntemlerinin neden sürekli yinelendiğini ve bir bağımlılık gibi tekrarlandığını açıklamaktadır.
Anne-Çocuk İlişkisi ve Kapsayıcılık Sorunu
Bion’un kuramına göre, annenin kapsayıcı işlevi bebeği travmalara karşı korur. Kendine zarar veren ergenlerin ebeveynlerinde sıklıkla şu özellikler gözlemlenir:
- Kendi sakinleşme yetersizlikleri: Annelerin geçmişinde intihar girişimi veya kendine vurma gibi davranışlar bulunabilir.
- Madde kullanımı: Ebeveynlerde alkol veya madde kötüye kullanımı yaygın olabilir.
- Duygusal kalkan eksikliği: Annenin duyguları süzme ve sakinleştirme yetisini çocuğa aktaramaması.
Bilimsel Araştırmalar ve Temel Motivasyonlar
Putnam (1999) ve Brown & Linehan (2002) tarafından yapılan çalışmalar, kendine zarar verme davranışının altındaki temel motivasyonları şu şekilde sıralamaktadır:
- Duygulanım Modülasyonu: Kötü hissi durdurmak ve korku, öfke gibi duyguları düzenlemek.
- Yalnızlık ve Boşlukla Baş Etme: İzolasyon duygusunu gidermek.
- Cezalandırma: Öz kıyım ve kendine yönelik öfke.
- Kontrol Arayışı: Zihindeki karmaşadan kurtulmak ve büyülü bir kontrol sağlamak.
Sonuç olarak, ergenlerde kesme davranışı ilkel ve regresif bir baş etme yöntemidir. Bu eylem, bireyin benlik bütünlüğünü korumak ve dayanılmaz hale gelen içsel acıyı dindirmek için başvurduğu son çaredir. Terapötik süreçte bu davranışların yerini psikosomatik şikayetlerin (migren vb.) alması, ruhsal acının bedensel bir dile dönüşmeye devam ettiğini göstermektedir.



