Ergen ve cinsellik

Ergen ve cinsellik

ERGEN VE CİNSELLİK

 

Giriş

Ergenlik, değişimi dayatır. Yaşamın diğer evreleri  gibi, ergenlik de, mutlaka içinden geçilecek bir evredir. Fransız psikiyatr ve psikanalisti Philippe Jeammet (2012), ergenliğin tanımını yaparken, çocukluktan erişkinliğe geçişte ergenin hem bedensel, hem ruhsal, hem de toplumsal alanda değişime, dönüşüme uğradığını açıklar. Cinselleşen bedeniyle yaşadığı yeni heyecanlar ve arzular, ergen ve çevresi için en kafa karıştırıcı mesele olarak tanımlanmıştır. Bu yazı, ergenlikte bedene yerleşen cinsellik  gibi zengin bir alanla ilgili kuramsal bir zemin verebilmek amacıyla yazılmıştır.

Ergenim ve cinselliğim var!

Yaşamın bu dönemi için “erinlik”(buluğ) sözcüğü de kullanılabilir. Erinlik öncesi dışarıdan görsel olarak farkedilemiyecek olan ikincil cinsel özelliklerin, yani doğumdan beri olan cinsel organlarin, erişkinlere benzer gelişim evrelerine ulaşması, buluğ döneminin başladığını ve dolayısıyla ergenliği haber verir (Galenson, 1964; cited in Tyson & Tyson, 1990). Ergenlik öncesi ve ergenlik, kabaca 11-12 yaşlarında başlar. İnsanoğlunun cinselliği,  bedensel-cinsel olgunluk sürecini başlatan biyolojik güçlerin varlığından daha karmaşık olduğu için, ergen cinselliğinin gelişimi için de, fiziksel, bilişsel, duygusal, sosyal ve ahlaki gelişim gereklidir. Ancak, her bir gelişim alanındaki değişimler her kişide aynı şekilde başlamadığı ve aynı hızda ilerlemediği için, ergenliğin  bitişi için aynı belirgin sınır koymak kolay değildir çünkü ergenliğin sınırlarının tayini biyolojik, toplumsel ve hukikuki ayrı ayrı yanıtlar içerir (Parman, 2000).  Bu yazının içeriğinde buna girilmiyecektir. 

Sigmund Freud  1905'te yayımlanan Cinselik Kuramı Üzerine Üç Tartışma adlı yapıtında  ergenlik sürecini tarif eder. Erinlik, çocuksu cinsel yaşama en son şeklini veren değişikliklerin olduğu dönem olarak tanımlanır. Freud, cinsellik kelimesini kullanırken sadece genital bölgeler değil bedenin organlarından alınan duyumsal hazzı anlatmak istemiştir.Çocuk cinselliğinin ilk belirtilerini, bedenin beslenme, tuvaletini yapma veya tutma gibi, aslında cinsel nitelikli olmayan bedensel işlevler sırasında yaşanan hazda görmüş. Örnek olarak, çocuğun tuvaletini yapma veya tutma gibi meselelerde yaşadığı duygular birincil olarak erotiktir Bebekliğin ancak ilerideki aşamalarında tuvaletle ilgili meselelerdeki agresif öğe ortaya çıkar (Menninger, 1943).  Erinlikle birlikte, haz alanları genitallerde toplanır. Kısacası, ergen, cinselliği bu dönemde keşfetmez, sadece cinsel nitelikli olan dürtüler, fizyolojik olgunluğa eriştiği için, bu dönemde, erken dönemlerde onun için ancak fantezi olabilecek şeyleri harekete geçirebilecek fiziksel kapasiteye erişir. Yeni bedeni, yeni arzuları vardır ve cinsel ilişki gerçekleştirebilecek durumdadır. Cinselleşmenin diğer tüm değişimleri etkiliyebilecek bir konumda olmasını açıklarken, Jeammet (2012) şu saptamada bulunur: Genç ergenin bedeninin çocuk doğurabilecek kapasiteye ulaşması, yani üretici cinsellikle soyunun devamını getirebilme işlevine sahip olması sebebiyle, cinselleşme (cinselleşmiş yeni bir bedene sahip olmak) ergenlik sürecinde merkezi bir konumdadır.

Bedenimdeki değişikler bana ne yapıyor!

Helene Deutsch (1987) de ergenin değişime uğrayan bedeniyle, daha önceden tanımadığı heyecanlar  ve duygular yaşamasının getirdiği  sıkıntıları açıklar. Ergen,  bedenindeki yeni fizyolojik değişimleri yönlendriemiyecek olduğunu, bedensel işlevlerini denetliyemiyeceğini  hisseder.  Yani,  bu yeni durumun yarattığı dürtüsel uyarılmalar, ona  olduğundan daha güçlü güçlere boyun eğmek zorunda kalma duygusu yaratır. Çocuklukta hayatta kalmak için yakın çevresine ve özellikle annesine bağlı olması gerekiyordu. Ergenlikte çocukluktaki bağımlılıklarından kurtulmaya çalışırken, şimdi de biyolojisinden kaynaklanan erinlik dönüşümlerini yeni bir bağımlılık gibi yaşantılar. Ergen kendi içinden gelen dürtüsel uyarılmalarla başetmeye çalışırken, onların kölesi olduğunu hisseder. Deutsch (1987) ergenin bedenindeki değişimler karşısında kontrol kaybı hissini yaşadığını ve bunu travma olarak yaşadığını açıklar.

Benzer şekilde, Gutton (2001) ergenin bedendeki değişimleri ,değişiklikleri “dışarıdan gelen değişiklikler” gibi yaşadığını söyler. Genital beden yabancıdır ve o da olan bitenler karşısında pasiftir. Bütün ergenlik çabası da, dışarıdan gelmiş, kafasına düşmüş gibi yaşadığı değişiklikleri anlama çabasıdır. Eğer bu yapılamazsa, beden dışarı bağlı olarak kalır ve bedenden kurtulmak ister. İntihar eğilimleri olan ergenlerden de bu tür cümleleri sıkça dile getirirler.

Tüm bu olup bitenlerle nasıl başedeceğim!

M. Laufer (1981), erişkinlerin  işlevselliklerindeki bozuklukları ergenlik dönemindeki “kırılmaya”(breakdown) bağlar. Laufer'in kırılma olarak açıkladığı, ergenin, cinselleşen yeni beden ve bedenindeki gelişmelerin yarattığı yeni olanaklar karşısında kendisini pasif hissetmesi ve bilinçdışı olarak cinselleşen yeni bedenini reddetmesidir.  Kısacası,  Laufer, ergenlik denilen gelişim sürecindeki durmayı kırılma olarak isimlendirir ve patolojiyi ortaya çıkaran olarak da bunu sorumlu görür. Kırılma'nın içselleştirilmesi de erişkin dönemdeki patolojilere sebeb olmaktadır.

Bedendeki büyüme,  herkes için aynı anda başlamaz ve herkes için farklı süreler içinde gelişir çünkü ergenlik fiziksel değişimlerle başlasa da psikolojik bir gelişim aşamasıdır. Dolayısıyla, bazı erkekler ve kızlar için, bedenlerindeki değişimlerin erken başlaması veya gecikmesi gerginlik konusudur. Bu dönemde artan kaygılarıyla başedebilmek için savunma düzenekleri kullanırlar (Seifert & Hoffnung, 1987). Örnek olarak, bazı kızların, bilinçdışı bazı sebeblerden dolayı, yaşadıkları kaygıyla başedebilmek için, psikosomatik olarak, adet görmeyi başlatmayı tipik olmayan şekilde engelledikleri görülür. Diğer yandan, bazı ergenlerin de, fiziksel erinliğe daha erken girdikleri ve bu değişimlerin çeşitli sebeblerle kendilerine kaygı yaşatması sebebiyle, koruyucu bir tepki olarak çocukluk davranışlarına ve duygusal tepkilerine takıldıkları gözlemlenir.  

Erkeklerin ve kızların hormonel değişimleriyle başedebilmek ve bu döneme özgü olarak ortaya çıkan dürtüselliği kontrol etmek için kullandığı savunma düzeneklerine örnek olarak, Anna Freud'un (2004) tanımladığı çilecilik isimli benlik savunma düzeneğini  düşünülebilir. Ergenler, hormonların salınımı artmasıyla artan dürtü yoğunluğuyla başetmek için geriler ve gerilemenin sonuçlarıyla başetmek için başka savunmalarla kollamaya çalışırlar. Örnek olarak,  bazı ergenler artan isteklerine karşı sert yasaklar koyarlar. Bazı gençler dürtülerinin artması  karşısında güvensizliklerinin yoğunlaştığını hissederler. Bu tür gençler,  güzel hoş giysileri giymeyi reddederek kendilerine cinsellik yasağı koyarlar.  Tabii bu yasakları kendini gereksiz yere tehlikeye atacak şekilde uygulayan ve günlük besinlerini azaltarak dürtülerini redderek yaşayanlar gençler de vardır.   

Psikanalitik Psikoterapi

Fransız Psikanalist Philippe Jeammet (2012) ergenlik dönemi psikoterapisinin ergenin cinselleşmiş bedenini sahiplenmesinde, çevreyle özellikle de anne babayla ilişkinin yeniden tanımlanmasında ve semptomların ortadan kaldırılmasında yardımcı olduğunu söyler.

 

Bu makale 8 Mart 2019 tarihinde güncellendi. 0 kez okundu.

Yazar
Psk. Dan. Hande Kılınç Kunt

Etiketler
Ergenlik çağında cinsellik
Psk. Dan. Hande Kılınç Kunt
Psk. Dan. Hande Kılınç Kunt
İstanbul - Psikoloji
Facebook Twitter Instagram Youtube