ERGEN VE CİNSELLİK

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir
Ergenlik ve Cinsellik: Değişimin Kaçınılmaz Evresi
Ergenlik, bireyin yaşamında değişimi dayatan, mutlaka içinden geçilmesi gereken kritik bir evredir. Fransız psikiyatr ve psikanalist Philippe Jeammet, ergenliği çocukluktan erişkinliğe geçişte hem bedensel hem ruhsal hem de toplumsal bir dönüşüm süreci olarak tanımlar. Bu süreçte cinselleşen bedenle birlikte ortaya çıkan yeni arzular, hem ergen hem de çevresi için en karmaşık meselelerin başında gelir.
Ergenlikte Cinselliğin Gelişimi ve "Erinlik"
Yaşamın bu dönemi için kullanılan erinlik (buluğ) kavramı, dışarıdan fark edilemeyen ikincil cinsel özelliklerin erişkin düzeyine ulaşmasını ifade eder. Ergenlik süreci genellikle 11-12 yaşlarında başlar; ancak insan cinselliği sadece biyolojik güçlerle sınırlı değildir. Sürecin sağlıklı ilerlemesi için fiziksel, bilişsel, duygusal, sosyal ve ahlaki gelişimin eş güdümlü olması gerekir.
Ergenliğin bitiş sınırlarını belirlemek; biyolojik, toplumsal ve hukuki açılardan farklı yanıtlar içerdiği için zordur. Gelişim alanlarındaki değişim hızı kişiden kişiye farklılık gösterdiğinden, bu evrenin sınırları kesin bir çizgiyle ayrılamaz.
Psikanalitik Kuramda Ergen Cinselliği
Sigmund Freud, 1905 yılında yayımlanan Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Tartışma adlı eserinde ergenliği, çocuksu cinsel yaşamın son şeklini aldığı dönem olarak betimler. Freud'a göre cinsellik, sadece genital bölgeleri değil, bedenin genelinden alınan duyumsal hazzı kapsar. Çocukluk dönemindeki beslenme ve boşaltım gibi işlevlerden alınan hazlar, erinlikle birlikte genital bölgelerde yoğunlaşır.
Ergen, cinselliği bu dönemde keşfetmez; ancak fiziksel olgunluğa erişmesiyle birlikte daha önce sadece fantezi olan durumları gerçekleştirebilecek kapasiteye ulaşır. Jeammet, ergenin bedeninin çocuk doğurabilecek kapasiteye ulaşmasının, yani üretici cinselliğin başlamasının, süreci merkezi bir konuma taşıdığını vurgular.
Bedensel Değişimlerin Ruhsal Etkileri ve Kontrol Kaybı
Helene Deutsch, ergenin değişen bedeniyle yaşadığı yeni heyecanların ciddi bir sıkıntı yarattığını belirtir. Ergen, bedensel işlevlerini denetleyemediğini hissettiğinde, bu dürtüsel uyarılmaları kendisine hükmeden yabancı güçler olarak algılayabilir. Çocukluktaki anne bağımlılığından kurtulmaya çalışırken, bu kez kendi biyolojik dönüşümüne bağımlı hale gelir.
| Uzman | Görüş ve Yaklaşım |
|---|---|
| Helene Deutsch | Bedensel değişimlerin yarattığı kontrol kaybını bir travma olarak tanımlar. |
| Gutton | Değişimlerin "dışarıdan gelmiş" gibi algılandığını ve bedenin yabancılaştığını savunur. |
| M. Laufer | Cinselleşen bedenin reddedilmesini ergenlikte bir kırılma (breakdown) olarak adlandırır. |
Ergenlikte Savunma Düzenekleri ve Baş Etme Yöntemleri
Bedensel büyüme hızı her bireyde farklılık gösterdiği için, değişimin erken veya geç başlaması önemli bir kaygı kaynağıdır. Ergenler bu kaygıyla başa çıkabilmek için çeşitli savunma düzenekleri geliştirirler:
- Çilecilik (Asceticism): Anna Freud tarafından tanımlanan bu düzenekte ergen, artan dürtülerini kontrol etmek için kendine sert yasaklar koyar.
- Cinselliği Reddetme: Bazı gençler, güzel giyinmeyi reddederek veya fiziksel görünümlerini ihmal ederek cinselliklerini baskılarlar.
- Gerileme (Regresyon): Kaygıdan korunmak amacıyla çocuksu davranışlara ve duygusal tepkilere geri dönme eğilimi gösterilebilir.
- Psikosomatik Tepkiler: Bazı durumlarda kaygı o kadar yoğundur ki, adet görme gibi biyolojik süreçler bilinçdışı nedenlerle geciktirilebilir.
Ergenlik Döneminde Psikanalitik Psikoterapi
Psikanalitik psikoterapi, ergenin bu zorlu süreçte cinselleşmiş bedenini sahiplenmesine yardımcı olur. Philippe Jeammet'e göre terapi süreci; semptomların ortadan kaldırılmasında, anne-baba ile ilişkilerin yeniden tanımlanmasında ve ergenin yeni kimliğini inşa etmesinde hayati bir rol oynar.


