Evlilik aşkı öldürür mü? Kadınlar, erkeklerden daha çabuk mu bağlanır? İlk sevgi ve aşk nesnesi olan, anneyle kurulan ilişki ve sevgi bağı önemli mi? Birçok patolojik olan aşk ilişkisinde sorunun bir kaynağı da çocukluk dönemi mi? Aşkın ömrü var mıdır? Hormonlar sadece bir ham madde midir?

Aşk bir duygudur, bir insan yaşantısıdır. Erich Fromm ‘The Art of Loving’ araştırması vardır. Freudien kuramlara kadar tüm kuramların ilgi alanı olmuştur. İnsan beyni bütün bedenin komutanıdır. Aşk duygu olarak da, düşünce olarak da, kimyasal olarak da önce beyinde başlar, tıpkı cinsellik gibi. Aşık olunca kalpte pır pırlar yaşanır tabi, ancak o pır pırları yaşatan sonuçta beyindeki kimyasal değişikliktir.

“Aşk Bir Duygudur, Bir İnsan Yaşantısıdır”
Önce biz aşkı sadece karşı cins aşkı olarak tanımlamamak durumundayız. Aşkın birçok alt bileşkesi vardır. Tanrı aşkı da vardır, insan aşkı, karşı cins aşkı, yaşam ideallerine olan aşk da vardır. Kişinin kendisi için anlamlı ve önemli, yaşamsal değeri olan bir davasının da aşkı olabilir. Büyük değerli siyaset, bilim adamlarında da vardır bu aşk. Onlarda davalarına aşkla tutkuyla bağlıdırlar. Aşka böyle geniş bir perspektiften bakmak gerekiyor. Aşk sadece bir kadınla bir erkek ilişkisine indirilemeyecek kadar geniş bir kapasitededir. Bu bağlamda tabi anne aşkı, bir çocuğun anneyle yaşadığı bütünleşmiş ilişki ve ondan sonra ayrılma süreci, en önemli insan deneyimlerinden bir tanesidir. Anneyle sağlıklı bir sevgi ve bütünleşme ilişkisi kurabilen insanlar ve anneyle zamanı gelince doğru ve sağlıklı bir süreçte ayrışabilen insanlar; bağlanma ve sevme ilişkisinde daha sağlıklı ilişkiler kurarlar. Bu anlamda, bütün insanlar için ilk sevgi ve aşk nesnesi olan, anneyle kurulan ilişki ve sevgi bağının önemlidir. Zaten birçok patolojik, sağlıklı olmayan aşk ilişkilerinde sorunun bir kaynağının da çocukluk döneminde olabildiğini dikkate almamız gerekiyor. Kateksis dediğimiz kuram yani kişinin varlığını, enerjisini, duygularını, düşüncelerini, bir nesneye bir kişiye bir amaca ya da bir uğraşa ataması aslında geniş anlamıyla aşk. O zaman bir kişi olabilir, bir uğraş olabilir, bir yaşam amacı olabilir. Hatta bazen soyut bir kavram olabilir.

“Aşk Bencil Değildir”
Aşkla ilgili bir insanın aşık olma kapasite ve potansiyelini veya aşkın bütünleşmiş kavram ve uygulamasını en iyi ortaya koyan kişi olan Mevlana, aşk bu anlamda bir ölçüde sevilen nesneyle bir bütün olma ve bütünleşme çabasıdır. Aşkın, insanoğlunun evrendeki yalnızlığını, terk edilmişliğini veya yok oluşunu hissettiği zaman, en sağlıklı doyum ve çözüm mekanizması olduğu kanaatindeyim. Tabi aşkın özünde ne vardır? Aşk önce bencil değildir, önce kendini değil önce sevdiğini düşünebilmektir ve bir anlamda sevdiğini mutlu ederek mutlu olabilmektir.

Neden “O” Kişi?

Karşı cinse aşık olmak açısından bir titreşim, bir algı, bir görsel, işitsel yani beş duyu organlarıyla algılayan bir kişinin; beyninde, bilinçaltında, bir şekilde çağrışım yapması, bir uyaran yaratmasıdır. Beyinde bir kimyasal ve fizyolojik canlanma yaratıyor aşk algısı. Kimi tercih ettiğini belirleyen unsurlar biraz daha karmaşık. Neden “o” ? kişi uyandırıyor da öbürü uyandırmıyor? Bu daha çok, o kişinin eski deneyimlerine, algılarına, yaşadıklarına, sevgi nesneleriyle ilgili daha önce yaşadığı bütünleşme, çatışmayla, sıkıntıyla, tüm bu süreçlerle doğrudan doğruya ilgilidir.

“Prefrontal Beynin En Üst Korteksi İnsana Özgüdür”
Doğada belki diğer canlılarda kısmen aşk yaşarlar. Memeliler, içerisinde fizyolojik değişikliklerin yanında duygu, düşünce bileşkelerine sahip olanlar insanlardır. Mesela aslanlar, üreme döneminde günde 48 kez çiftleşebiliyorlar ama onlar seks yapmış oluyor, aşk yaşamış olmuyorlar. Aşk bu anlamda insanoğlunun bilinçaltında yapılan bir tercihidir. Bazı insanlar aşk ile cinselliği birbirleriyle özdeşleştirirler. Bu yanlıştır. İnsanoğlunda cinsellik , aşık olduğu karşı cinse ilişkin yaşadıklarının ifade tarzlarından yalnızca bir tanesidir. Onun için aşkta cinsellik vardır. Ancak o sadece bunun yaşanmasının, ifadesinin sadece bir tanesidir. Onun için belki diğer memelilerden farklı olarak insanın farkı; cinselliği aşkla yaşayabilecek özelliklere ve alt yapıya sahip olmasıdır. Burada insanın prefrontal kortexi devreye girer. Prefrontal beynin en üst korteksi insana özgüdür. Eğer beyinde, aşkın bir lokalizasyonu olsaydı önce bu ön korteksten başlaması gerekirdi. Orada algılanan bir dış uyaran beynin diğer depo belleği ile limbik sistemle hipokampusla hipotalamusa uyaranlar gönderirler, yukardan aşağı doğru hoş uyaranlar gider ve o hoş uyaranlarda o insanı bedenen ve ruhen barışık, yaratıcı ve üretken kılar. Bir aşk kişinin bedenine olduğu kadar, duygularını, düşüncelerine hayata bakışını kendisini ve evreni algılayabilmesini etkileyebiliyorsa aşktır. İnsan ne kadar çok gelişmişse, deneyimleri, donanımlarıyla, ruhuyla, yüreğiyle, beyniyle, kültürüyle, sanatıyla, estetiğiyle ne kadar gelişmişse, o kadar aşk yaşar ve yaşatır. Bunun için sanattan edebiyata, politikadan bilime kadar büyük işler başarmış olan yaratıcı insanlar bu duyguyu daha iyi yaşarlar. Aşk en dürtüsel aynı zamanda en biyolojik, en estetik, en üst düzey, en yaratıcı insan eylemidir.

“Aşk Hem Hipotalamik Sistem Hem de Otonom Sinir Sitemi Canlandırır”
Aşkın mekanizması, prefrontal korteksten başlar, kortekse iner. Beyin, hipotalamus ve limbik sisteme, duygulardan önce algı, yani 5 duyu ile sonra algılayabildiğimiz her şeyi beyindeki sorumlu merkezlere iletir. Merkezler uyarılıyor ondan sonra alt kortekse ve tüm bedene uyaranlar gider. Hormonlar, otonom sinir sistemi çalışır, iç organları besleyen sinir sistemi uyarılır, adrenal aks salgılanır, sempatik ve parasempatik sinir sistemi harekete geçer, ikisi de farklı biçimlerde uyarılır. Böylece, organizma tatlı uyarılma ve alarm durumuna geçer hem hipotalamik sistem hem de otonom sinir sitemi bir şekilde canlanır.

“Kadın ve Erkeklerde Hormonal Açıdan Değişiklikler Var”
Kadın ve erkek beyninde çok farklı işlediği kanaatinde değilim ancak kadının hormonları ve erkeğin hormonları arasında fark var. Beyinsel mekanizmalarda ciddi bir farklılık olmadığı ancak hormonal açıdan değişiklikler olduğu düşüncesindeyim.

“Aşkın Değil Ancak İlişkinin Ömrü Olabilir”

Aşkın ömrü yoktur. İnsanın ömrü vardır. Yani insan aşkıyla birlikte bireysel ve onunla birlikte meçhul yaratıcı eserler koyarak aşkını kalıcı kılabilir. Aşkın değil ancak ilişkinin ömrü olabilir. Aşk ne kadar besleniyorsa, ne kadar bireysel ve ortak olarak besleniyorsa o kadar uzar. Meyvenin de ömrü vardır önemli olan onu beslemektir. Aşk köleleştirici bir insan eylemi değildir. Canlandırıcı, yeniden hayat verici bir duygudur. İşte o yeniden hayat verme devam ettikçe, kişi kendini geliştirdikçe, geliştirdiğini ilişkisine kattıkça aşkın ömrü uzar. Kısırlaşan beyin ve yürekler ya da yeterince kendini geliştirmeyen bireyler de aşk daha kısa sürelidir. Zaten ondan sonra fizyolojik ihtiyaçlar devam ederken ilişki yara aldığından çiftler ayrılır. Bu anlamda aşkı beslemek önemlidir.

“Sağlıklı Aşk, İnsanın Mantığını da Güçlendirir”
Aşk mantığa aykırı değildir. Aşk mantığı aşar ama mantığa aykırı değildir. Dürtüler farklıdır. Aşk dürtüyü de mantığı da içerir ama onlarla sınırlı değildir. Aşkın, sağlam ve mantıklı bir adama, mantıksız şeyler yaptıracağını düşünmüyorum. Sağlıklı aşk, insanın mantığını da güçlendirir. Yüreğini de güçlendirir. Bazı hastalıklı ilişki tarzları için bunun söz konusu olduğunu düşünmüyorum.

Aşk ile Sevgi Arasındaki Fark Nedir?
Aşk sevgiyi içerir ama onu çok aşar, sevgi daha genel bir kavramdır. Bir hoşlanma kavramıdır, çocuğunu, dostunu, arkadaşlarını seversin, o bir duygudur, paylaşımdır ama aşkta bunların dışında sevgi, hoşlanmanın dışında tutku vardır. Bağlılık, adanmışlık ve romantizm vardır. Aşk sevginin yanında romantizm, tutku ve bağlılık içerir.

“Aşk Yaşayan İnsan Daha Huzurludur”
Aşk yaşayan insan daha huzurludur. Beyninde endorfin artar daha barışçıldır. Onun dürtüleri daha insanileşir. Sevebilen ve aşk yaşayan insanlar başka insanlara zarar verici davranışlarda daha az bulunurlar. Samimi, yumuşak ve kabullenici olurlar. İd, aşkla yıkıcı kısmından arınır. İnsanın tabiatında olan, alt benliğindeki engel tanımayan, yıkıcı olabilen zarar verici olabilen nefs; aşkla terbiye olur ve insanı pozitif hale getirir. Böylece daha mutlu, sempatik ve anlayışlı olurlar.

Sadece Üreme İç Güdüsüyle mi Aşık Oluruz?
Aşkın, insanoğlunu diğer memelilerden ayıran bir önemli farkı da budur. Diğer memelilerin çoğu üremek içgüdüsü ve dürtüsüyle, karsı cinse yönelirler yani onlar hormonlarıyla yönelir ama insan beyniyle yönelir. Beyniyle aşık olur. Bir kadınla bir erkek arasında ortak paylaşımların olduğu cinsellik dışı paylaşım, duygu, algı, ortak yaşam ve ortak ürünler ne kadar fazlaysa, çeşitliyse, yoğunsa aşkta cinsellikte o kadar süreğen olacaktır. Hayattaki paylaşım ne kadar fazlaysa yataktaki paylaşımda o kadar keyifli olacaktır.

“Aşk İnsanı Özgürleştirir”
Aşk insanı özgürleştirir. Aşk ve bilimde tereddüt yoktur, yani bilim koşulları değiştirir, bilim dünyayı değiştirir, dünyayı değiştirmek için koşulları da değiştirir. Aşk ise kimseye zarar vermeden kendi koşullarını yaratır. Aşk biraz da tercihtir. İnsanoğlunun evrimsel sürecine baktığımızda diğer canlılar sadece seksle ilişki kurabildikleri için onlar tercih yapmazlar. Onlar dürtüleri kime rastlarsa bir anlamda ona yönelirler. İnsanoğlu ise; biyolojik ve psikolojik dürtülerini ve potansiyelini tercih ettiği karşı cinse aktarır ve onunla birlikte hayatı kucaklar. Bu anlamda insan aşkı, diğer memelilerde yoktur. İnsan aşkı, bir varoluş ve mutluluk arayışının uzantısıdır ve tercihe dayanır.

Tek Eşlilik ve Çok Eşlilik Yöneliminin, İnsanlarda Hormonlar Tarafından Tayin Edilmediğini Düşünüyorum”
Oksitosin, genelde dişilerde davranışı ve cinselliği etkileyen önemli bir biyolojik marker’dır. Erkeklerde testosteron vardır. Oksitosin biraz daha bağlanmayı, dinginliği, edilgenliği sağlayan bir hormondur. Genelde; tek eşli- çok eşli konular tartışılırken değişik yorumlar olmakla birlikte, kadının daha tek eşliliğe ve bağımlılığa yatkın olduğu söylenir. Buna da kısmen oksitosinin yol açtığı söylenir. Ben, tek eşlilik ve çok eşlilik yöneliminin, insanlarda hormonlar tarafından tayin edilmediğini düşünüyorum. İnsanın özgür iradesiyle ve tercihiyle belirlediği kanaatindeyim. Testosteron erkeğin cinsel davranışını etkiler ama yinede bu bir tercihtir. Egosu, libidosu güçlü bir erkek, her gün farklı bir kadınla mı seks yapmak ister yoksa sevdiği kadınla her gün mü seks yapmak ister, bunun bir tercih olduğu kanaatindeyim. Hormonlara atfetmemek lazım. İnsan duygusu, insan yönelimi, insan davranışı hormonlardan etkilenir ama hormonlar sadece bir ham maddedir. O ham maddeyi nasıl kullanacağı kişinin tercihidir. Kişinin, kişilik özellikleri, üst beyin özellikleri, öğrenmeleri, deneyimleri, dünyaya bakışı, üst beyin özellikleri tercih ve davranışı belirler. Tercihi belirleyen birçok başka beyinsel, durumsal, psikolojik faktörler olduğu kanaatindeyim. Yemek yerken de aşık olurken de irade ve özgür bir tercih yapıyoruz. Tercihlerimizi biz yapıyoruz ama tercihlerimiz de bizi etkiliyor.”


İstanbul Psikiyatri uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!