Doktorsitesi.com

“ANNE BAK, ANNE BAK!” YERİNE SOSYAL MEDYA

Klinik Psikolog İdil Cemre Öztep
Klinik Psikolog İdil Cemre Öztep
10 Haziran 2021177 görüntülenme
Randevu Al
“ANNE BAK, ANNE BAK!” YERİNE SOSYAL MEDYA
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Dijital Ağ Toplumunda Görünür Olma Çabası

Günümüzde bireyler; güvenilir bilgi, kişisel yaratıcılık ve değer kaynaklarının bir kenara itildiği bir ağ toplumunda yaşamlarını sürdürmektedir. Taatila’nın (2006) belirttiği bu durum, modern insanın dijital dünyadaki konumunu özetler niteliktedir. Sosyal medya platformları, bireylerin kendilerini anlatmaları ve görünürlük kazanmaları için devasa olanaklar sunarak geleneksel iletişim biçimlerini kökten değiştirmektedir.

Bütün yıl boyunca yoğun bir tempoda çalışan bireylerin tatil anlarını paylaşma arzusu, aslında çocukluktaki bir davranış kalıbının dijital yansımasıdır. Şezlongda dinlenirken uzaklardan gelen “Anne bak!” çığlığı, çocuğun yaptığı eylemin takdir görmesi ve görünür olması için sarf ettiği bir çabadır. Çocuk, ister havuzda terliğini yüzdürsün ister denizde amuda kalksın, temel amacı o anın bir başkası tarafından onaylanmasıdır.

Sosyal Medya ve Modern Onaylanma İhtiyacı

Çocukların bu masum dikkat çekme çabası, yetişkinlerin sosyal medyada paylaştığı yazılar ve fotoğraflarla büyük benzerlik taşır. Bireyler, gerçekleştirdikleri aktiviteleri dijital mecralarda paylaşarak aslında “görünür olma” ihtiyacını tatmin etmektedir. Sanal evren, gerçek yaşamda maddi ve manevi büyük çabalar gerektiren pek çok aktivitenin daha kolay sergilenebildiği bir ortam sunar.

Özellikle Facebook gibi platformlar, sundukları serbestlik sayesinde narsistik kişilik özelliklerinin sergilenmesinde son derece elverişli bir zemin oluşturmaktadır. Bireylerin hayallerindeki kültürel ve sosyal çevreyi sanal ortamda kendilerinin yaratabilmesi, bu mecraların çekiciliğini artırmaktadır. Bu durum, sosyal medyanın sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir kimlik inşa alanı olduğunu kanıtlamaktadır.

Pasif Tüketimden Aktif İletişime Geçiş

İnternet teknolojisi, bireylerin ve çocukların televizyon gibi kitle iletişim araçları karşısındaki pasif konumunu aktif bir yapıya dönüştürmüştür. Televizyon ve radyo gibi araçlar tek yönlü bir iletişim sunarken, internet çift yönlü iletişimi mümkün kılarak kullanıcıya anında cevap verme ve etkileşime geçme şansı tanır. Bu dijital dönüşümün getirdiği imkanlar şunlardır:

  • İstenilen düşünceleri özgürce dile getirebilme,
  • Farklı konular üzerinde tartışma ortamları yaratma,
  • Bilgiye hızlı erişim ve bilgiyi paylaşma,
  • Çevrimiçi ortamlarda eş zamanlı sosyalleşme.

Sosyal Mesafenin Azalması ve Gerçeklik Algısı

Sosyal medya kullanıcıları, bu mecraları zamanın eğlenceli aktığı ve insanlar arasındaki sosyal mesafenin azaldığı bir alan olarak tanımlamaktadır. Ancak bu durum, yüz yüze iletişimin, beden dilinin ve fiziksel temasın önemini azaltmaktadır. Temassal iletişimin gerilemesi, iletişimdeki gerçeklik olgusunun yön değiştirmesine ve dijital bir boyuta evrilmesine neden olmaktadır.

Psikolojik araştırmalar, yoğun sosyal medya kullanımının aile içi iletişimde gerilemeye ve sosyal çevrenin daralmasına yol açtığını göstermektedir. Özellikle düşük özgüven ve yüksek iletişim korkusuna sahip bireyler, sosyalleşme ihtiyaçlarını internet üzerinden karşılama eğilimindedir. Bu durum, bireylerin her geçen gün daha fazla yalnızlaşmasına ve sanal dünyaya bağımlı hale gelmesine neden olmaktadır.

İnternet Bağımlılığı ve Depresyon İlişkisi

Young ve Rodgers tarafından yapılan çalışmalar, internet kullanımı ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi çarpıcı verilerle ortaya koymaktadır. Araştırma sonuçlarına göre internet kullanımını artıran temel faktörler şu şekilde gruplandırılabilir:

Belirti ve BulgularEtki Oranı ve İlişkili Faktörler
Depresyon DüzeyiKatılımcıların %83'ünde orta düzeyde depresyon tespit edilmiştir.
Psikolojik EtkenlerDüşük özgüven ve zayıf motivasyon kullanımı tetikler.
Sosyal KaygılarReddedilme korkusu ve sürekli onaylanma ihtiyacı bağımlılığı artırır.

Çocuklar İçin Sosyal Medya: Tehdit mi, Fırsat mı?

Sosyal medya kullanımının çocuklar üzerindeki etkileri, kullanım biçimine göre farklılık göstermektedir. Doğru yönlendirildiğinde internet; problem çözme gibi üst düzey bilişsel görevlerin yerine getirilmesine ve bilişsel gelişime katkı sağlayabilir. Ancak gelişim aşamasındaki çocuk ve ergenler için kontrolsüz kullanım; ruh sağlığını, aile ilişkilerini ve akran uyumunu olumsuz etkileyebilmektedir.

Sürekli olarak öz çekim (selfie) paylaşma eylemi, narsistik bir davranış olarak değerlendirilmekte ve modern bir “anne bak!” çığlığı olarak nitelendirilmektedir. Bu alışkanlıkların bir tehdit mi yoksa fırsat mı olacağı, yetişkinlerin farkındalık düzeyine ve çocukların dijital davranışlarını nasıl şekillendirdiklerine bağlıdır.

Etiketler

Sosyal medyaSosyal medya ve ilişkilerPsikolojiSosyal medya ve çocukÇocuklarda psikoloji

Yazar Hakkında

Klinik Psikolog İdil Cemre Öztep

Klinik Psikolog İdil Cemre Öztep

Uzm. Kl. Psk.İdil Cemre Öztep, ilk,orta ve lise eğitimlerini bitirdikten sonra, lisans eğitimini İstanbul Ticaret Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nü başarıyla tamamlayarak Psikolog unvanı almıştır. 2010 yılında Maltepe Üniversitesi, “Klinik / Adli Psikoloji” Yüksek Lisans (çift anadal) bölümünden mezun olarak "Uzman Klinik Psikolog" unvanını almaya hak kazanmıştır. 2016 yılında da İstanbul Psikodrama Enstitüsü, “Psikodrama Grup Terapileri” (tezli) eğitimini tamamlayarak Psikodramatist unvanını almıştır. 

Eğitimi esnasında Viya Danışmanlık Merkezi, BÜKÇAM, SODA'dan “Eğitimci Eğitimi” kurslarını tamamlayarak Eğitimci tarafını güçlendirmiştir. AB projelerinde “Kadına Yönelik Şiddet / Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” konularında Uzman Eğitici olarak görev yapmıştır. Yanı sıra uzmanlığı gereği çeşitli kurum ve kuruluşlarda da eğitimler vermiştir, vermeye devam etmektedir. Çeşitli kurumlarda Uzman Klinik Psikolog olarak çalışmaya devam ederken Yaratıcı Drama ile tanışmış olup 5 yıl boyunca bu alanda da çalışmalarını sürdürmüştür.

<

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.