Doktorsitesi.com

“ANNE BAK, ANNE BAK!” YERİNE SOSYAL MEDYA

Klinik Psikolog İdil Cemre Öztep
Klinik Psikolog İdil Cemre Öztep5.0(177 Değerlendirme)
10 Haziran 2021255 görüntülenme
Randevu Al
  • Sosyal medya, bireylerin çocukluktaki 'onaylanma ve görünür olma' ihtiyacını dijital ortamda narsistik bir kimlik inşa süreciyle tatmin etmesine olanak tanır.
  • İnternet teknolojisi, kullanıcıları pasif tüketiciden aktif katılımcıya dönüştürürken sosyal mesafeyi azaltmakta ancak fiziksel temasın ve gerçeklik algısının zayıflamasına yol açmaktadır.
  • Yoğun sosyal medya kullanımı düşük özgüven ve depresyonla ilişkilendirilmekte, özellikle çocuklar için hem bilişsel bir fırsat hem de psikolojik bir tehdit oluşturmaktadır.
“ANNE BAK, ANNE BAK!” YERİNE SOSYAL MEDYA
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Dijital Ağ Toplumunda Görünür Olma Çabası

Günümüzde bireyler; güvenilir bilgi, kişisel yaratıcılık ve değer kaynaklarının bir kenara itildiği bir ağ toplumunda yaşamlarını sürdürmektedir. Taatila’nın (2006) belirttiği bu durum, modern insanın dijital dünyadaki konumunu özetler niteliktedir. Sosyal medya platformları, bireylerin kendilerini anlatmaları ve görünürlük kazanmaları için devasa olanaklar sunarak geleneksel iletişim biçimlerini kökten değiştirmektedir.

Bütün yıl boyunca yoğun bir tempoda çalışan bireylerin tatil anlarını paylaşma arzusu, aslında çocukluktaki bir davranış kalıbının dijital yansımasıdır. Şezlongda dinlenirken uzaklardan gelen “Anne bak!” çığlığı, çocuğun yaptığı eylemin takdir görmesi ve görünür olması için sarf ettiği bir çabadır. Çocuk, ister havuzda terliğini yüzdürsün ister denizde amuda kalksın, temel amacı o anın bir başkası tarafından onaylanmasıdır.

Sosyal Medya ve Modern Onaylanma İhtiyacı

Çocukların bu masum dikkat çekme çabası, yetişkinlerin sosyal medyada paylaştığı yazılar ve fotoğraflarla büyük benzerlik taşır. Bireyler, gerçekleştirdikleri aktiviteleri dijital mecralarda paylaşarak aslında “görünür olma” ihtiyacını tatmin etmektedir. Sanal evren, gerçek yaşamda maddi ve manevi büyük çabalar gerektiren pek çok aktivitenin daha kolay sergilenebildiği bir ortam sunar.

Özellikle Facebook gibi platformlar, sundukları serbestlik sayesinde narsistik kişilik özelliklerinin sergilenmesinde son derece elverişli bir zemin oluşturmaktadır. Bireylerin hayallerindeki kültürel ve sosyal çevreyi sanal ortamda kendilerinin yaratabilmesi, bu mecraların çekiciliğini artırmaktadır. Bu durum, sosyal medyanın sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir kimlik inşa alanı olduğunu kanıtlamaktadır.

Pasif Tüketimden Aktif İletişime Geçiş

İnternet teknolojisi, bireylerin ve çocukların televizyon gibi kitle iletişim araçları karşısındaki pasif konumunu aktif bir yapıya dönüştürmüştür. Televizyon ve radyo gibi araçlar tek yönlü bir iletişim sunarken, internet çift yönlü iletişimi mümkün kılarak kullanıcıya anında cevap verme ve etkileşime geçme şansı tanır. Bu dijital dönüşümün getirdiği imkanlar şunlardır:

  • İstenilen düşünceleri özgürce dile getirebilme,
  • Farklı konular üzerinde tartışma ortamları yaratma,
  • Bilgiye hızlı erişim ve bilgiyi paylaşma,
  • Çevrimiçi ortamlarda eş zamanlı sosyalleşme.

Sosyal Mesafenin Azalması ve Gerçeklik Algısı

Sosyal medya kullanıcıları, bu mecraları zamanın eğlenceli aktığı ve insanlar arasındaki sosyal mesafenin azaldığı bir alan olarak tanımlamaktadır. Ancak bu durum, yüz yüze iletişimin, beden dilinin ve fiziksel temasın önemini azaltmaktadır. Temassal iletişimin gerilemesi, iletişimdeki gerçeklik olgusunun yön değiştirmesine ve dijital bir boyuta evrilmesine neden olmaktadır.

Psikolojik araştırmalar, yoğun sosyal medya kullanımının aile içi iletişimde gerilemeye ve sosyal çevrenin daralmasına yol açtığını göstermektedir. Özellikle düşük özgüven ve yüksek iletişim korkusuna sahip bireyler, sosyalleşme ihtiyaçlarını internet üzerinden karşılama eğilimindedir. Bu durum, bireylerin her geçen gün daha fazla yalnızlaşmasına ve sanal dünyaya bağımlı hale gelmesine neden olmaktadır.

İnternet Bağımlılığı ve Depresyon İlişkisi

Young ve Rodgers tarafından yapılan çalışmalar, internet kullanımı ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi çarpıcı verilerle ortaya koymaktadır. Araştırma sonuçlarına göre internet kullanımını artıran temel faktörler şu şekilde gruplandırılabilir:

Belirti ve BulgularEtki Oranı ve İlişkili Faktörler
Depresyon DüzeyiKatılımcıların %83'ünde orta düzeyde depresyon tespit edilmiştir.
Psikolojik EtkenlerDüşük özgüven ve zayıf motivasyon kullanımı tetikler.
Sosyal KaygılarReddedilme korkusu ve sürekli onaylanma ihtiyacı bağımlılığı artırır.

Çocuklar İçin Sosyal Medya: Tehdit mi, Fırsat mı?

Sosyal medya kullanımının çocuklar üzerindeki etkileri, kullanım biçimine göre farklılık göstermektedir. Doğru yönlendirildiğinde internet; problem çözme gibi üst düzey bilişsel görevlerin yerine getirilmesine ve bilişsel gelişime katkı sağlayabilir. Ancak gelişim aşamasındaki çocuk ve ergenler için kontrolsüz kullanım; ruh sağlığını, aile ilişkilerini ve akran uyumunu olumsuz etkileyebilmektedir.

Sürekli olarak öz çekim (selfie) paylaşma eylemi, narsistik bir davranış olarak değerlendirilmekte ve modern bir “anne bak!” çığlığı olarak nitelendirilmektedir. Bu alışkanlıkların bir tehdit mi yoksa fırsat mı olacağı, yetişkinlerin farkındalık düzeyine ve çocukların dijital davranışlarını nasıl şekillendirdiklerine bağlıdır.

Etiketler

Sosyal medyaSosyal medya ve ilişkilerPsikolojiSosyal medya ve çocukÇocuklarda psikoloji
Yazar Hakkında
Klinik Psikolog İdil Cemre Öztep

Klinik Psikolog İdil Cemre Öztep

Merhaba. 2007’den beri alandayım ve bir Klinik Psikolog olarak Varoluşçu Hümanistik yaklaşımla çalışıyorum. Bu yaklaşımda seni bir “vaka” olarak değil, kendi hikâyesinin öznesi olan biri olarak görürüm. Birlikte yaşamın anlamını, seçimlerini ve sorumluluklarını konuşuruz.
İstanbul Ticaret Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldum sonra Maltepe Üniversitesi Klinik / Adli Psikoloji yüksek lisansını (çift anadal) tamamlayıp Klinik Psikolog oldum. Bir de İstanbul Psikodrama Enstitüsü’nde Psikodrama Grup Terapileri eğitimimi (tezli) bitirerek Psikodramatist unvanını aldım.
Mesleki yolculuğumun büyük bölümü sahada geçti. Ataşehir Belediyesi’nde toplam 10 yıl çalıştım; bunun 3 yılında Kadın Sığınmaevi Yöneticisi olarak görev yaptım. AB projelerinde kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanlarında Uzman Eğitici olarak yer aldım, farklı kurumlarda eğitimler verdim ve vermeye devam ediyorum. Yaratıcı Drama ile tanıştıktan sonra 5 yıl bu alanda çalıştım, şehir dışındaki projelerde yer aldım. Pandemi döneminde iki öğrenci ile birlikte Antigone Psikoloji Topluluğu’nu hayata geçirdim ve 2 yıl boyunca psikoloji öğrencileriyle çeşitli proje ve eğitimler yürüttüm.
2023'te belediyeden ayrıldım ve o günden beri klinik çalışmalarıma bireysel devam ediyorum.
Mesleğimi sadece seans odasında değil, mikrofon başında da yapmayı seviyorum: “Öyle Bir Dünya Yok” podcast’ime Spotify, Apple Podcasts ve YouTube’dan ulaşabilirsin.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.