Doktorsitesi.com

Anksiyete Bozuklukları Hakkında

Dr. Selin Birgül Baran
Dr. Selin Birgül Baran
19 Aralık 2017263 görüntülenme
Randevu Al
  • Anksiyete, tehlike anında verilen doğal bir tepki olsa da bu durumun süreklilik arz etmesi ve günlük yaşamı engellemesi anksiyete bozukluğu olarak tanımlanır.
  • Bu bozukluk kalp çarpıntısı, terleme ve uykusuzluk gibi fiziksel belirtilerin yanı sıra kişinin sosyal hayattan uzaklaşmasına ve depresyona girmesine neden olabilir.
  • Anksiyete tedavisinde olumsuz düşünce kalıplarını değiştirmeyi hedefleyen bilişsel davranışçı terapiler ile ilaç tedavilerinin birlikte uygulanması en etkili sonuçları verir.
Anksiyete Bozuklukları Hakkında
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Anksiyete ve Kaygı Kavramı: Doğal Bir Yanıt mı, Bir Bozukluk mu?

Anksiyete, vücudumuzun herhangi bir tehlike anında verdiği tamamen doğal bir yanıttır. Belirli bir düzeydeki kaygı, stres altındayken dikkatimizi odaklamamıza ve motive olmamıza yardımcı olduğu için her zaman olumsuz bir durum olarak değerlendirilmez. Ancak anksiyete bozukluğu yaşayan kişilerde bu duygular, normal bir hayat sürdürmeyi engelleyecek kadar yoğun ve süreklidir.

Türkçe karşılığı kaygı olan anksiyete; kişinin her an kötü bir şey olacakmış hissine kapılması, sürekli felakete odaklanması ve yoğun endişe duyguları içinde olmasıdır. Bu durum; huzursuzluk, asabiyet, gerginlik ve tedirginlik gibi psikolojik belirtilerle kendini gösterir.

Anksiyetenin Fiziksel Belirtileri Nelerdir?

Bedenimiz anksiyeteli bir durumla karşılaştığında, hayatta kalma mekanizması olan "kaç ya da savaş" tepkisini verir. Bu tepkiye bağlı olarak vücutta birçok fiziksel değişim gözlemlenir. Anksiyete anında en sık karşılaşılan fiziksel belirtiler şunlardır:

  • Aşırı idrara çıkma ihtiyacı
  • Kalp çarpıntısı ve nabız yükselmesi
  • Yoğun terleme
  • Şiddetli baş ağrıları
  • Uykusuzluk problemleri
  • Kronik kas gerginliği

Anksiyete Bozukluğunun Günlük Yaşama ve Sosyal Hayata Etkileri

Anksiyete bozukluğu, bireylerin rutin günlük aktivitelerini yerine getirmesine ciddi bir engel teşkil eder. Aşırı kaygı ve gerginlik hali, kişinin iş ve aile sorumluluklarını aksatmasına neden olurken, çevresindeki her yerde felaket ve tehlike olduğu düşüncesiyle sosyal hayattan uzaklaşmasına yol açar.

Bu süreçte yaşanan beklenmeyen ani kalp çarpıntıları ve panik ataklar, bireyin yaşam kalitesini düşürerek kişiyi depresyona sürükleyebilir. Dolayısıyla anksiyete, sadece zihinsel bir süreç değil, yaşamın her alanını etkileyen kapsamlı bir durumdur.

Anksiyete Tedavisinde Kullanılan Yöntemler

Anksiyete bozukluğu ile mücadelede modern tıp ve psikoloji biliminin sunduğu çeşitli çözüm yolları bulunmaktadır. Tedavi süreci genellikle iki ana koldan ilerler:

1. Bilişsel ve Davranışsal Terapi

Bu terapi yöntemiyle hastanın sahip olduğu olumsuz düşünce kalıpları tespit edilir. Gerçekçi olmayan ve kaygıyı tetikleyen bu düşüncelerin yerine, hastanın daha mantıklı ve sağlıklı düşünce yapılarını tanımasına yardımcı olunur.

2. İlaç Tedavisi ve Kombine Yaklaşımlar

Anksiyete tedavisinde birçok kaygı giderici anti-depresan ilaç kullanılmaktadır. Tedavideki başarı oranını artırmak için ilaç kullanımının tek başına değil, davranışçı terapiler ile birlikte yürütülmesi çok daha etkili sonuçlar vermektedir.

Tedavi YöntemiTemel Amacı
Bilişsel TerapiOlumsuz düşünce kalıplarını mantıklı olanlarla değiştirmek
İlaç TedavisiKaygı belirtilerini biyolojik düzeyde kontrol altına almak
Kombine Tedaviİlaç ve terapiyi birlikte kullanarak kalıcı iyileşme sağlamak

Etiketler

AnksiyeteAnksiyete nedirAnksiyete bozuklukları

Yazar Hakkında

Dr. Selin Birgül Baran

Dr. Selin Birgül Baran

Dr. Selin BARAN, lisans öncesi öğrenimlerinin ardından 1990 yılında On Dokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde başladığı tıp eğitimini 1996 yılında başarıyla tamamlayarak tıp doktoru unvanı almıştır. Bezmi - Alem Valide Sultan Vakıf Gureba Hastanesi'nde yaparak Psikiyatri Ana Bilim Dalı'nda uzmanlığını almıştır.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.