Doktorsitesi.com

Aile İçinde Sınır Koyma Güçlüğünün Temel Nedenleri

Uzman Aile Danışmanı Yeşim Gönül Şen
Uzman Aile Danışmanı Yeşim Gönül Şen
7 Ocak 202625 görüntülenme
Randevu Al
Aile sisteminde sınırlar; bireylerin birbirleriyle nasıl ilişki kuracağını, nerede duracağını ve hangi davranışların kabul edilebilir olduğunu belirler. Sınırların net olmadığı ailelerde çatışma, belirsizlik ve duygusal yıpranma daha sık görülür. Buna rağmen birçok ailede sınır koymak ciddi bir güçlük alanı olarak karşımıza çıkar. Bu güçlüğün temelinde yalnızca iletişim eksikliği değil, bireysel ve ilişkisel birçok etken yer alır.
Aile İçinde Sınır Koyma Güçlüğünün Temel Nedenleri

Aile sisteminde sınırlar; bireylerin birbirleriyle nasıl ilişki kuracağını, nerede duracağını ve hangi davranışların kabul edilebilir olduğunu belirler. Sınırların net olmadığı ailelerde çatışma, belirsizlik ve duygusal yıpranma daha sık görülür. Buna rağmen birçok ailede sınır koymak ciddi bir güçlük alanı olarak karşımıza çıkar.

Bu güçlüğün temelinde yalnızca iletişim eksikliği değil, bireysel ve ilişkisel birçok etken yer alır.

 

1. Sınır kavramının yanlış anlamlandırılması

Sınır koymak, çoğu birey tarafından reddetme, mesafe koyma ya da sevgiyi geri çekme olarak algılanmaktadır. Özellikle aile ilişkilerinde bu algı daha da güçlenir. Oysa sınır, ilişkiyi sonlandıran değil; ilişkiyi düzenleyen bir unsurdur. Bu yanlış anlamlandırma, sınırların açıkça ifade edilmesini engeller.

2. Kişisel ihtiyaçların yeterince fark edilmemesi

Bireyin kendi duygusal ve psikolojik ihtiyaçlarının farkında olmaması, sınır koyma becerisini doğrudan etkiler. Ne istediğini, neye tahammül edemediğini ya da hangi noktada zorlandığını netleştiremeyen bireyler, ilişkilerinde de belirsizlik yaratır. Bu durum, genellikle uzun süreli tahammül ve ardından yoğun tepkiler şeklinde kendini gösterir.

 

3. Geçmiş aile yaşantılarının etkisi

Çocukluk döneminde sınırları ihlal edilen, aşırı kontrol edilen ya da duygusal ihtiyaçları göz ardı edilen bireylerde, yetişkinlikte sınır koymaya karşı bir direnç gelişebilir. Bu kişiler için sınır koymak, suçluluk ya da kaybetme korkusunu tetikleyebilir. Dolayısıyla sınır, güven verici bir araç olmaktan çıkarak tehdit edici bir anlam kazanır.

4. Ebeveynlik rolüyle birlikte artan suçluluk duygusu

Ebeveynlikte sınır koyma, çoğu zaman çocuğun üzülmesine neden olacağı düşüncesiyle ertelenir. “İyi ebeveyn olma” kaygısı, sınırların tutarsızlaşmasına yol açabilir. Tutarsız sınırlar ise çocuğun davranışlarını düzenlemesini zorlaştırır ve sınır ihlallerinin artmasına neden olur.

5. Eşler arasında sınır ihtiyaçlarının açıkça ifade edilmemesi

Evlilik ve partner ilişkilerinde bireylerin yakınlık ve bireysel alan ihtiyaçları farklılık gösterebilir. Bu farklılıklar konuşulmadığında, taraflardan biri ihmal edilmiş, diğeri ise baskı altında hissedebilir. Çatışmalar çoğu zaman bu dile getirilmeyen sınır ihtiyaçlarının dolaylı bir ifadesidir.

 

6. Sınır ile kontrol kavramlarının birbirine karıştırılması

Bazı aile yapılarında sınır koymak, kontrol etmek ya da baskı uygulamakla eş tutulur. Bu durum sınır kavramına olumsuz bir anlam yükler. Oysa sağlıklı sınırlar, karşı tarafı kontrol etmeyi değil; bireyin kendi alanını tanımlamasını içerir.

7. Sınırların tepkisel biçimde ifade edilmesi

Zamanında ve açık şekilde ifade edilmeyen sınırlar, genellikle öfke ya da ani tepkilerle ortaya çıkar. Bu durum hem ilişkinin zarar görmesine hem de sınırların kabul edilmemesine yol açar. Sakin ve net bir ifade, sınır koymayı daha işlevsel hale getirir.

Aile içinde sağlıklı sınırların oluşması, ilişkileri zayıflatmaz. Aksine, bireylerin kendilerini daha güvende hissetmelerini sağlar. Sınırlar netleştikçe çatışmalar azalır, ilişkiler daha öngörülebilir bir yapıya kavuşur.

Sınır koymak, sevginin karşıtı değildir. Sağlıklı sınırlar, aile içindeki duygusal güvenliğin temelidir.

Yazar Hakkında

Uzman Aile Danışmanı Yeşim Gönül Şen

Uzman Aile Danışmanı Yeşim Gönül Şen

1986 yılında Ankara’da doğdum.
İnsan ilişkileri, aile bağları ve iletişim dinamiklerine olan ilgim, beni Sosyoloji alanında eğitim almaya yöneltti. İstanbul Üniversitesi’nde aldığım lisans eğitimi, toplumsal yapıları anlamanın yanı sıra bireylerin yaşam deneyimlerini daha geniş bir çerçevede değerlendirme becerisi kazandırdı.

Akademik yolculuğuma İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nde tezli yüksek lisans programı ile devam ettim. Aile Danışmanlığı ve Eğitimi alanındaki yüksek lisans tezimi, “Boşanmış Bireylerin Gözünden Evlilik Uyumunu Etkileyen Faktörler” üzerine hazırladım. Bu konuyu seçmemdeki amaç, evlilikte uyumu bozan unsurları boşanma deneyimi yaşamış bireylerin bakış açısından anlamaktı. Böylece yalnızca teorik değil, gerçek yaşam deneyimlerine dayalı daha derin bir içgörü geliştirme fırsatım oldu. Bu araştırma, çiftlerle çalışırken sorunların kökenini daha iyi kavramama ve danışanlara uygulanabilir çözümler sunmama katkı sağladı.

2016–2018 yılları arasında Amerika’da yaşadım.
O yıllar, farklı kültürlerin ilişkilerinde benzer duyguların nasıl farklı biçimlerde yaşandığını görmemi sağladı. Bu gözlemler, insan hikâyelerine bakışımı derinleştirdi; bugün danışanlarımla çalışırken daha açık, anlayışlı ve kapsayıcı bir yaklaşım geliştirmeme yardımcı oldu.

Çalışmalarımda, Duygu Odaklı Çift Terapisi, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), Şema Terapi ve Cinsel Terapi alanlarında aldığım eğitimlerden edindiğim bilgi ve teknikleri bir arada kullanıyorum. Her çiftin ve ailenin kendine özgü dinamiklerini dikkate alarak, süreci ihtiyaçlara uygun şekilde yapılandırıyor ve bütüncül bir terapötik yaklaşım benimsiyorum.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.