Doktorsitesi.com

TRAVMALARIMIZ SADECE BİZİM TRAVMALARIMIZ MI?

Psk. Dan. Dilek Canpolat
Psk. Dan. Dilek Canpolat
29 Nisan 2021153 görüntülenme
Randevu Al
TRAVMALARIMIZ SADECE BİZİM TRAVMALARIMIZ MI?
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Travma Nedir? Fiziksel ve Ruhsal Bütünlüğe Yönelik Tehditler

Travma, ruhsal açıdan canlı üzerinde hem bedensel hem de zihinsel boyutta derin ve etkili yaralanma belirtileri bırakan yaşantılar olarak tanımlanmaktadır. Genellikle cinsel istismar, deprem veya sel gibi doğal afetler travma denince akla gelen ilk örnekler olsa da madalyonun öbür yüzü çok daha kapsamlıdır. Fiziksel ve psikolojik bütünlüğümüzü tehdit eden her türlü olay, teknik olarak birer travma kaynağıdır.

Bir olayın travmatik olarak nitelendirilmesi için kişinin bu durumu fiziksel bütünlüğüne bir tehdit olarak algılaması gerekir. Bu algı; kişide şok, çaresizlik ve korku gibi yoğun duyguların açığa çıkmasına neden olur. Ancak her bireyin travmatik olaylara verdiği tepki aynı değildir; kimisi günlük hayatına hızla dönebilirken, kimisi hayati fonksiyonlarını minimuma indirecek kadar ağır etkilenebilir.

Travmanın Kişiden Kişiye Farklılık Gösterme Nedenleri

Aynı olayın farklı insanlar üzerinde farklı etkiler yaratmasının temelinde bireysel geçmiş ve biyolojik faktörler yatar. Kişinin geçmiş yaşantıları, genetik aktarımları ve olayı algılayış biçimi, travmanın şiddetini belirleyen ana unsurlardır. Bu nedenle, bir kişi için yıkıcı olan bir durum, bir başkası için aynı derecede ağır bir travmaya dönüşmeyebilir.

Öte yandan, toplumda genellikle göz ardı edilen bazı durumlar da ciddi travmatik etkiler yaratabilir. Aşağıdaki durumlar bireyin inanç sistemine ve beden bütünlüğüne yönelik birer tehdit olarak kabul edilir:

  • Temel ihtiyaçların karşılanmaması,
  • Eğitim hayatından mahrum bırakılma,
  • Sevgi ve ilgiden yoksun kalma,
  • Sevdiklerine yönelik tehditler.

Yaşamın Üç Temel Kökü ve Anne Karnındaki İlk İzler

İnsan yaşantısını bir ağaca benzettiğimizde, bu ağacın beslendiği üç önemli kök bulunmaktadır. İlk kök, dünyaya gözümüzü açtığımız andan itibaren bakım veren kişiyle kurduğumuz sevgi ve aşk bağıdır. İkinci kök sosyal çevremizle, üçüncü kök ise mesleki hayatımızla şekillenir.

Bilimsel çalışmalar, travmatik yaşantıların sadece doğum sonrasıyla sınırlı olmadığını, anne karnına düşüldüğü andan itibaren başladığını kanıtlamıştır. Bu erken dönem travmaları alt bilincimize yerleştiği için bilinç düzeyinde hatırlanmasa da bugünkü karakterimizi, hayata karşı duruşumuzu ve benliğimizin her hücresini bir nakış gibi işlemektedir.

Bastırma Mekanizması ve Travmaların Geri Dönüşü

Özellikle çocukluk döneminde yaşanan travmalarla baş etme becerimiz henüz gelişmediği için bastırma mekanizmasını oldukça güçlü kullanırız. Bu durum, travmanın sanki hiç yaşanmamış gibi uzun süre derinde saklanmasına neden olur. Ancak bastırılan bu duygular, benzer bir tetikleyiciyle karşılaşıldığında adeta bir volkanik patlama gibi gün yüzüne çıkar.

Bu patlama anında kişi, olayı o an yaşıyormuşçasına büyük bir acı hisseder. En karmaşık durum ise şudur: Kişi yaşadığı yoğun acıyı hisseder ancak travmayı hatırlayamadığı için bu acının kaynağını bilemez. Çoğu zaman hayatın en sakin döneminde, geçmişin bastırılmış yükleri yüzeye çıkmaya başlar.

Travma Belirtileri ve Psikolojik Yansımaları

Eğer mevcut yaşamınızda aşağıdaki sorunlardan birini veya birkaçını deneyimliyorsanız, bu durum geçmişteki ağır bir travmanın gün yüzüne çıkma sinyali olabilir:

Travma İle İlişkili Psikolojik Durumlar
Depresyon
Sosyal Fobi
Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)
Obsesif-Kompulsif Bozukluk (OKB)
Psikosomatik Hastalıklar
Kaygı Bozukluğu
Fobiler ve Panik Bozukluk

Nesiller Arası Aktarım: İyileşmeyen Yaralar

Travmatik yaşantıların en dikkat çekici özelliklerinden biri de nesilden nesile aktarılabilmesidir. Bizler farkında olmadan büyükannelerimizin travmalarını taşıdığımız gibi, kendi çözülmemiş travmalarımızı da gelecek nesillere aktarma riski taşırız. Unutulmamalıdır ki; iyileşmeyen yaralar başkalarının üzerine de kanar.

Bu yükleri çocuklarınıza devretmemek bir seçimdir. Bugün travmalarınızla yüzleşmeye karar vermek, sadece kendiniz için değil, gelecek nesilleri de bu yüklerin altında ezilmekten kurtarmak adına yapacağınız en büyük iyiliktir.

İyileşme Süreci ve Profesyonel Desteğin Önemi

İyileşme süreci başladığında beyin, alışık olduğu "tanıdık acıya" dönmek için direnç gösterebilir. Bu, zihnin bir savunma tuzağıdır. Ancak kararlı bir duruş ve profesyonel bir psikoterapi desteği ile hem beyni hem de kalbi ikna etmek mümkündür.

İyileşme Yolculuğunda Bilinmesi Gerekenler

  1. Bireysel Farklılıklar: Her bireyin iyileşme süresi ve yöntemi kendine hastır.
  2. Geçici Acı: Bir yara en çok iyileşirken acır; travmatik yaralar da iyileşme sürecinde varlığını daha fazla hissettirebilir.
  3. Seçim Gücü: Ya rüzgarda savrulan bir yaprak gibi pes etmeyi ya da engellere rağmen çözüm üretmeyi seçersiniz.

Bugün yapacağınız seçimler, beş yıl sonra nasıl bir insan olacağınızı belirleyecektir. Güç artık sizin elinizde.

Etiketler

Sosyal kaygıSosyal fobi belirtileriDepresyon nedir

Yazar Hakkında

Psk. Dan. Dilek Canpolat

Psk. Dan. Dilek Canpolat

Dilek Canpolat, 2006 yılında Çukurova Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık bölümünden mezun olmuştur, uzmanlık eğitimine Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Klinik Psikoloji Bölümünde devam etmektedir. Yıllar boyunca bireysel ve grup psikoterapileri, aile ve çift terapisi, oyun terapisi konularında hizmetler vermiştir.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.