KALBİNİZİ KORUYUNUZ

Kalp ve Damar hastalıkları günümüzde bir dizi hastalığı barındıran en sık ölüme neden olan büyük bir sağlık sorunudur. Koroner kalp hastalığı (kalp krizleri), serebrovasküler hastalıklar (felce neden olan hastalıklar), yüksek kan basıncı (hipertansiyon), periferik arter hastalığı (genelde bacak atardamarlarında tıkayıcı hastalık) , romatizmal kalp hastalıkları (çocukluk çağında geçirilmiş streptokok enfeksiyonuna bağlı kapak hastalıkları) ve konjenital (doğuştan) olmak üzere değişik kalp hastalıkları tanımlanmıştır.

Halk arasında damar sertliği olarak bilinen atardamar hastalığı ateroskleroz (temiz kan taşıyan damarlar) tıkayıcı tipte kalp hastalıklarına enden olur. Kalbi besleyen koroner arterlerin ve beyni besleyen atardamarların daralması ve tıkanması sonucunda gelişen Kalp Krizi(İskemik kalp Hastalığı) ve Felç’ler (Serberovasküler Hastalık) dünyada ve ülkemizde en sık görülen ve en fazla ölüme neden olan hastalık grubudur. Kalp ve Damar hastalıkları denilince akla İskemik Kap Hastalığı ve Serberovasküler Hastalık bu iki ana hastalık gelmektedir.

Kalp Damar Hastalıkları için risk faktörü olan Şeker Hastalığ’da tabloya eklendiğinde Kalp damar Hastalıkları ön plana çıkmkatadır. Dünya’da en çok ölüme neden olan hastalık grubu Kalp ve Damar Hastalıklarıdır. Tüm Türkiye’de 2000 yılı için hesaplanan toplam 430.459 ölümün 305.467’si (%71) kronik hastalıklar nedeni iledir. Bunlardan 205 457 yani % 47.73’ü Kalp Damar Hastalıklarından kaynaklanmaktadır. Dünya’da ise bu oran % 30 dolaylarındadır. 2020 yılına kadar bu ölümlerde % 75 artış beklenmektedir. Dünyaya paralel olarak kadınlardaki ölüm hızının daha yüksek olacağı beklenmektedir.

Kalp Damar Hastalıklarında Düşük sosyo-ekonomik düzeyi fiziksel hareketsizlik, kötü beslenme, şişmanlık ve tütün kullanımı önlenebilir risk grubunda olduğundan bu yönde çalışmalar Sağlık Bakanlığının 2008 yılında yürürlüğe koyduğu Kalp ve Damar Hastalıklarını Önelme ve Kontrol Programı ile güncellik kazanmıştır.

Sigara’nın bırakılması ile iki yıl içinde risk sıfırlanmakta olduğundan bu konu oldukça önemlidir. Ülkemizde sigaranın yanında Kalp Damar Hastalıkları açısından belki de en önemli sorunlardan birisi de obezitedir. Obezite için kullanılan formük Beden ya da Vücud Kitle İndeksi’dir. Vücut kitle indeksi (VKİ), vücut ağırlığının (kg), boy uzunluğunun metre cinsinden karesine bölünmesiyle hesaplanır. İdeal ağırlık ise ulaşılmak istenen VKİ'nin, boy uzunluğunun karesi ile çarpılmasıyla elde edilir.

Türkiye Diyabet, Obezite ve Hipertansiyon Epidemiyolojisi Çalışması (TURDEP) çalışması, ülkemizde erişkin nufusun ancak %40’nın Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından belirlenen normal Beden Kitle İndeksi (BKİ)’ ne sahip olduğunu, göstermiştir. TURDEP çalışmasında şişmanlık prevalansı (BKİ ≥ 30 kg/ m2) kadınlarda %29,9, erkeklerde %12,9 olarak bulunmuştur. “Santral obezite” açısından DSÖ’nün tanımı çerçevesinde (bel çevresi kadında ≥ 88 cm, erkekte ≥ 102 cm), genel obezite prevalansı %34,3 (kadınlarda %48,4 ve erkeklerde %16,9) bulunmuştur. Türk kadınlarında “santral obezite” sıklığının bu denli yüksek olması, kadın nüfusun başta kalp damar hastalıkları ve diabetes mellitus olmak üzere gelecekte karşılaşacağı önemli sağlık sorunlarına işaret etmekte ve önelme programları açısında hedef alınması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır..

Günümüzde obezite ile ilişkilendirilen ve kalp hastalıklarına giden yolda önemli bir durak olan bir gerçekte Metabolik Sendrom diye adlandırılan tablodur. Metabolik sendrom, insulin direnciyle başlayan abdominal obezite, glukoz intoleransı (bozuk şeker yükleme testi) veya diabetes mellitus, dislipidemi (kan yağ değerlerinde yükseklik) , hipertansiyon ve İskemik Kalp hastalığı ile ilerleyen ve ölümcül sonuçları olan bir endokrin bozukluktur. Günümüzde obezite ve kötü beslenme gibi klasik sorunlara fiziksel hareketsizlik de eklenmesi ile beraber görünüm daha da kötüleşmektedir.

Ulusal Hanehalkı Araştırması (2003) sonuçlarına göre, Türkiye’de nüfusun %20,32’ sinin hareketsiz (sedanter) yaşadığı, %15,99’ unun yetersiz düzeyde fiziksel aktivitede bulunduğu görülmektedir. 18 yaş ve yukarısında fiziksel hareketliliği haftada 150 dakika ve üzerinde olan birey oranı %63,69’ dur.

Yukarıda aktarılan risk faktörlerinden arındırılan bir toplumda hastalıkların ve ölümlerin önlenmesi temel hedeftir. Sigaradan uzak durulması, fiziksel aktivitenin arttrılması, obezite ve Metabolik Sendrom ile mücadele edilerek ülkemizde önümüzdeki on sene içinde gerçekleşecek Kalp ve Damar Hastalıklarına bağlı ölümleri kabaca yarı yarıya düşürme şansı bulunmaktadır.

Sağlık Bakanlığının 2008 yılında başlattığı program ile olumlu sonuçlar elde edilmesine karşın özellikle kadınlara yönelik farkındalık ve eğitim çalışmalar yoğunlaştırılmaldır.


İstanbul Kalp Damar Cerrahi uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!