Doktorsitesi.com

Relationship Between Lacrimal Bone Thickness and Lacrimal Sac in Chronic Dacryocystitis

Op. Dr. Mehmet İdil
Op. Dr. Mehmet İdil
29 Ocak 2024142 görüntülenme
Randevu Al
Background: Chronic inflammation in the lacrimal sac may lead to thickening of the surrounding bony tissues. This study aimed to assess the thickness of lacrimal bone surrounding the lacrimal sac, and the thickness of maxilla, based on the presence of purulent secretion in the lacrimal sac in patients who underwent EDCR. Material and methods: Lacrimal bone thickness and the maximum and midpoint maxillary bone thickness of 70 patients (mean age of 49.07 years) who underwent EDCR, were assessed along 3 planes (upper, middle, and lower) using CT of the paranasal sinus. The patients were divided into 2 groups: the 1 who had purulent secretion in the lacrimal sac during the intraoperative period (Group 1) and another who did not have purulent secretion (Group 2). Results: No significant difference was detected between the 2 groups in terms of maximum and midpoint maxillary bone thickness. The increase in the thickness of lacrimal bone in Group 1 was statistically significant in all the 3 planes as compared to that in Group 2. Cutoff values for the thickness of the upper, middle, and lower plane of lacrimal bone were detected to be 0.710 mm, 0.685 mm, and 0.675 mm, respectively. Conclusion: The presence of purulent secretion in the lacrimal sac, along with the detected increase in the thickness of the lacrimal bone, as assessed by CT, offers an insight on the lacrimal sac before the surgery.
Relationship Between Lacrimal Bone Thickness and Lacrimal Sac in Chronic Dacryocystitis
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

EDCR Hastalarında Lakrimal Kemik Kalınlığı ve Pürülan Sekresyon Analizi

Lakrimal kesede meydana gelen kronik inflamasyon, çevredeki kemik dokularının kalınlaşmasına neden olabilen önemli bir klinik tablodur. Bu bilimsel çalışma, Endoskopik Dakriyosistorinostomi (EDCR) uygulanan hastalarda, lakrimal kesedeki pürülan sekresyon varlığının lakrimal kemik ve maksilla kalınlığı üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

Araştırmanın Metodolojisi ve Hasta Grupları

Çalışma kapsamında, EDCR operasyonu geçiren ve yaş ortalaması 49,07 olan 70 hasta titizlikle incelenmiştir. Hastaların paranazal sinüs BT (Bilgisayarlı Tomografi) görüntüleri kullanılarak; üst, orta ve alt olmak üzere üç farklı düzlemde lakrimal kemik kalınlığı ile maksimum ve orta nokta maksiller kemik kalınlıkları ölçülmüştür.

Değerlendirme sürecinde hastalar şu iki ana gruba ayrılmıştır:

  • Grup 1: İntraoperatif dönemde lakrimal kesesinde pürülan sekresyon tespit edilenler.
  • Grup 2: Lakrimal kesesinde pürülan sekresyon bulunmayanlar.

Araştırma Bulguları ve İstatistiksel Veriler

Yapılan analizler sonucunda, her iki grup arasında maksimum ve orta nokta maksiller kemik kalınlığı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Ancak, Grup 1'deki hastaların lakrimal kemik kalınlıklarının, her üç düzlemde de Grup 2'ye oranla anlamlı derecede yüksek olduğu verilerle kanıtlanmıştır.

Çalışmada lakrimal kemik kalınlığı için belirlenen kritik eşik (cutoff) değerleri şu şekildedir:

Ölçüm DüzlemiCutoff Değeri (mm)
Üst Düzlem0.710 mm
Orta Düzlem0.685 mm
Alt Düzlem0.675 mm

Klinik Sonuç ve Değerlendirme

Araştırma sonuçları, lakrimal kesedeki pürülan sekresyon varlığının lakrimal kemik kalınlığındaki artışla doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. BT üzerinden yapılan bu kemik kalınlığı ölçümleri, cerrahi müdahale öncesinde lakrimal kesenin durumu hakkında cerrahlara kritik ve öngörücü bilgiler sunmaktadır. Bu veriler, operasyon planlamasında kemik yapısının önceden analiz edilmesinin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.

Etiketler

Dakriyosistorinostomi

Yazar Hakkında

Op. Dr. Mehmet İdil

Op. Dr. Mehmet İdil

Op. Dr. Mehmet İdil danışanlarına Sada Hastanesinde hizmet vermektedir.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.