Doktorsitesi.com

Preeklampsi (Gebelik Zehirlenmesi) Nedir, Nasıl Yönetilir ?

Prof. Dr. Selahattin Kumru
Prof. Dr. Selahattin Kumru
25 Aralık 2017629 görüntülenme
Randevu Al
Preeklampsi (Gebelik Zehirlenmesi) Nedir, Nasıl Yönetilir ?
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Preeklampsi Nedir ve Ne Zaman Ortaya Çıkar?

Preeklampsi, gebeliğin 20. haftasından sonra gelişen, yüksek kan basıncı ve sistemik organ etkilenmeleriyle seyreden ciddi bir sağlık durumudur. Bu tablo, kan basıncının 140/90 mm/Hg üzerinde seyretmesiyle birlikte; idrarda protein kaybı, karaciğer fonksiyonlarında bozulma ve görme sorunları gibi belirtilerle kendini gösterir. Hastalık yalnızca anneyi değil, anne rahmindeki bebeğin gelişimini de doğrudan etkileyebilmektedir.

Genellikle gebeliğin ikinci yarısında teşhis edilse de, bazı özel durumlarda süreç daha erken başlayabilir. Özellikle çoğul gebelikler veya halk arasında üzüm gebeliği olarak bilinen molar gebeliklerde, preeklampsi tablosu 20. haftadan önce de görülebilmektedir. Bu nedenle riskli gebeliklerin takibi hayati önem taşır.

Preeklampsi Tanısı Nasıl Konulur?

Gebelik öncesinde tansiyon değerleri normal olan bir bireyde, 20. haftadan sonra ölçülen yüksek tansiyon değerleri ilk önemli bulgudur. Ancak kesin preeklampsi tanısı için yüksek tansiyona ek olarak aşağıdaki klinik belirtilerin varlığı incelenir:

  • İdrarda protein kaybı (proteinüri),
  • Karaciğer enzimlerinde belirgin artış,
  • Akciğer ödemine bağlı gelişen solunum sıkıntısı,
  • Şiddetli baş ağrısı, kusma ve bulanık görme gibi nörolojik sorunlar,
  • Göz önünde ışıklı cisimlerin uçuşması (fotopsi),
  • İdrar miktarında azalma.

Preeklampsi Yönetimi ve Tedavi Süreçleri

Preeklampsinin kesin tedavisi doğumun gerçekleştirilmesidir. Doğum kararı anne sağlığı için her zaman olumlu bir sonuç doğursa da, bebek için her zaman en ideal seçenek olmayabilir. Özellikle 37. haftanın altındaki prematür doğumlar, bebeğin yoğun bakım ihtiyacını artırmakta ve organ gelişimleri tamamlanmadığı için çeşitli riskler barındırmaktadır.

Miadından önce gelişen preeklampsi olgularında yönetim stratejisi, hastalığın şiddetine göre belirlenir. Bu noktada hastalık iki ana grupta sınıflandırılır:

SınıflandırmaKlinik Durum ve Müdahale
PreeklampsiYakın takip ve stabilize edici yaklaşımlar uygulanır.
Ağır PreeklampsiAnnenin hayatı risk altındadır; prematür de olsa doğum planlanır.

Ağır Preeklampsi ve Acil Müdahale

Ağır preeklampsi tablosunda annenin hayati fonksiyonlarının stabilize edilmesi birincil önceliktir. Bebeğin akciğer gelişimini hızlandırmak amacıyla steroid uygulaması yapılırken, annede havale (konvülziyon) oluşumunu engellemek için magnezyum sülfat tedavisine başlanır. Karaciğer enzim yüksekliği ve trombositopeni (trombosit sayısında azalma) gibi bulgular, tablonun ağırlaştığını gösteren kritik parametrelerdir.

Preeklampsi Öngörülebilir mi ve Önlenebilir mi?

Geçmişte rahim damarlarındaki direncin Doppler ile ölçülmesi bir tahmin yöntemi olarak kullanılmış, ancak tek başına yeterli bulunmamıştır. Günümüzde ise plasenta yerleşimiyle ilgili damarlanma faktörlerini inceleyen testler ümit verici olsa da, yüksek maliyetleri nedeniyle henüz yaygın klinik pratiğe girmemiştir.

Buna karşın, belirli risk gruplarında önleyici yaklaşımlar başarı sağlamaktadır. Aşağıdaki durumlara sahip gebelerde risk 5-10 kat daha fazladır:

  • Önceki gebeliğinde preeklampsi öyküsü olanlar,
  • Gebelik öncesi diyabet veya hipertansiyon hastaları,
  • Böbrek hastalığı veya lupus gibi kollajen doku hastalıkları olanlar.

Bu riskli gruplarda, gebeliğin 16. haftasından önce başlanan düşük doz asetil salisilik asit (aspirin 100-150 mg) kullanımının, hastalığın ağır formlarını anlamlı ölçüde azalttığı saptanmıştır.

Uzman Görüşü ve Akademik Referanslar

Sağlıklı bir gebelik süreci için kadınların gebe kalmadan önce kan basıncı ölçümü dahil kapsamlı bir muayeneden geçmeleri önerilir. Gebelik süresince yapılacak düzenli kontroller, hastalığın erken teşhis edilmesini ve en az hasarla yönetilmesini sağlar.

Konuyla ilgili literatürde yer alan bazı önemli akademik çalışmalar şunlardır:

  • Kumru S, ve ark. (2003). Preeklamptik ve sağlıklı gebelerde serum bakır, çinko, kalsiyum ve magnezyum düzeylerinin karşılaştırılması. Biol Trace Elem Res.
  • Kumru S, ve ark. (2004). Şiddetli preeklamptik kadınlarda serum paraoksonaz ve arilesteraz aktivitelerindeki değişiklikler. Eur J Obstet Gynecol Reprod Biol.
  • Kumru S, ve ark. (2006). Preeklampside maternal serum yüksek duyarlıklı C-reaktif protein düzeylerinin biyokimyasal ve klinik parametrelerle korelasyonu. Eur J Obstet Gynecol Reprod Biol.
  • Aydin S, Kumru S, ve ark. (2008). Sağlıklı ve preeklamptik gebelerde maternal serum ve kordon kanı leptin ve ghrelin konsantrasyonları. J Physiol Biochem.
  • Yavuzcan A, Kumru S, ve ark. (2014). Şiddetli preeklampside ortalama trombosit hacmi, nötrofil-lenfosit oranı ve trombosit-lenfosit oranı. Ginekol Pol.

Etiketler

Gebelik zehirlenmesiGebelik zehirlenmesi tedavisiPreeklampsi nedirGebelik zehirlenmesi tanısıPreeklampsiPreeklampsi tedavisi

Yazar Hakkında

Prof. Dr. Selahattin Kumru

Prof. Dr. Selahattin Kumru

Prof. Dr. Selahattin KUMRU, 1969 yılında Konya'da doğmuştur. Lisans öncesi öğrenimlerinin ardından 1986 yılında Akadeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde başladığı tıp eğitimini 1993 yılında başarıyla tamamlayarak tıp doktoru unvanı almıştır. Tıp eğitiminin ardından Yozgat, Sorgun Çiğdemli Sağlık Ocağı'nda, Isparta, Keçiborlu, Senir Sağlık Ocağı'nda görev aldıktan sonra 1995 - 2000 yılları arasında Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde yaparak Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olmuştur.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.