Peptik ülser

Peptik ülser

Sindirim  sisteminde  yemek borusu, mide  ve oniki parmak barsağının  iç  yüzünü  döşeyen  ve mukoza olarak  adlandırılan tabakanın,  mide asidi, sindirim enzimleri (pepsin, safra tuzları ve pankreas enzimleri) veya ilaçlarla (Aspirin  ve antiromatizmal ilaçlar)   hasarlanması sonucunda ortaya çıkan derin yaralar  ülser  veya peptik ülser olarak adlandırılır. Mide  asidi  ve pepsin (midede proteinlerin sindirilmesini sağlayan  enzim)  gıdların sindirimi için  son derece  gerekli  olan salgılardır.

Mide  asidi  güçlü bir asit olmasına  rağmen (pH 1-2)  normalde midede  ve onikiparmak barsağında  bir hasar oluşturmaz.  Mukoza  yüzeyinde  mide  asidinin mukozaya ulaşmasını engelleyen  kalın bir  mukus  tabakası mevcuttur, (mukus= sümüksü  madde).  Mide mukozasında  asit, pepsin  ve safra asitleri  gibi mukozayı hasarlayabilecek  faktörlerle, mukozayı  koruyucu  faktörler arasında  bir  denge  söz konusudur. Bu  dengenin  saldırgan   faktörler lehine  değişmesi  mukoza bütünlüğünün  bozulmasına  ve ülser oluşmasına  yol  açar. Halk  arasında mide ülseri olarak   bilinmesine  rağmen peptik  ülserlerin  büyük  bir  kısmı  onikiparmak  barsağında bulunur.

Midede oluşan  ülserler  gastrik ülser, onikiparmak  barsağında oluşan ülserler  duoedenum ülseri  veya  bulber ülser olarak  adlandırılır.   3-5mm den   5cm e varan  genişlikte olabilirler.

Toplumun  yaklaşık  %10 unun  yaşamlarının  herhangi bir  döneminde peptik ülser hastalığı  geçirdiği  sanılmaktadır. Erkeklerde  kadınlara göre iki kat  daha  fazla sıklıkta  görülür. Onikiparmak barsağı ülseri  30-45 yaşları arasında sık görülürken  mide ülserleri  daha ileri yaşlarda (50-65) ortaya çıkmaktadır. 
 
 ÜLSER  NEDEN OLUŞUR?
Mide  asidi  güçlü  bir  saldırgan  fatör olmasına rağmen tek başına  ülser oluşturması imkansız  gibi  görünmektedir. Çünkü  ülserli  hastaların  ancak  ¼ inde mide  asit salgısı artmıştır  ve yarısında da normal  sınırlardadır. Mide asit sekresyonunun  çok aşırı miktarda arttığı  bazı  hastalıklarda  hemen  her zaman  ülser  oluşumu  söz konusu olamakla  birlikte bu gibi  durumlar  çok  nadir olarak görülür (Zollinger Ellison  sendromu  gibi). Bununla  birlikte  asit olmadan  ülser olamayacağı  deyimi  (No acid  No ulcer)  günümüzde  halen   geçerliliğini  sürdürmektedir, zira  mide  asit  sekresyonunu  baskılamadan  mide veya duodenum  ülserini   iyileştirmek  mümkün  değildir.  Günümüzde  ülserin iki  temel  sebebi olduğu kabul  edilmektedir. Bir çok  mide ve oniki parmak  barsağı ülserli  hasta  Helicobacter pylori  (HP) adı verilen  bir  bakteri ile enfektedir (%75).

Diğer  bir  gurup hastada  da uzun  süreli aspirin  veya  steroid  olmayan  antiromatizmal ilaç (NSAEİ) kullanımı  söz konusudur.  Dünyada  15 milyon insanın NSAEİ kullandığı, bunların %60 nın  mide şikayetleri tanımladığı, %10  unda da  mide ve/veya  oniki parmak barsak ülseri oluştuğu ve ortalama %3-4 ünde de hastanede  yatmayı  gerektirecek ciddi komplikasyonların ortaya çıktığı  bilinmektedir.  Diğer  taraftan  ülserli  hastaların  yaklaşık  1/5 inde    HP  enfeksiyonu  veya antiromatizmal  ilaç kullanımı  saptanamaması ülser etyopatogenezinin  henüz  tam olarak anlaşılamadığının  bir göstergesidir.

Önceki  yıllarda  ülser oluşumunda önemli  bir sebep olduğu düşünülen  stres  faktörü  günümüzde önemini  yitirmiş olmakla  birlikte vücudun  aşırı  strese maruz  kaldığı durumlarda  ( örneğin geniş vücut  yanıkları, kafa  travmaları  ve yoğun  bakımda kalmak gibi) ciddi mide ve/veya onikiparmak  barsağı ülserlerinin oluşabileceği ve ülserli hastaların strese  maruz kalmaları sonrasında şikayetlerinin artabildiği  bilinmektedir.  
 
HELİCOBAKTER PYLORİ  (HP) HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER 
HP  ağız  yoluyla  alınarak  midede  yerleşen  ve  burada  gastrit  olarak  adlandırdığımız  kronik bir enfeksiyon ve inflamasyon (yangı)  oluşturan,  burgu  şeklinde (spiral şeklinde) bir  bakteridir. Mide mukozasını örten  mukus  tabakasının  altında  yerleşerek  mide asidinden ve diğer etkenlerden korunarak  yaşamını  sürdürür. HP  hem  salgıladığı toksinlerle ve hem de vücudun bakteriye  karşı oluşturduğu immun  yanıt (vücudun bağışıklık sisteminin bakteriye karşı oluşturduğu  yanıt) sonrasında ortaya çıkan bazı maddelerle mukus  tabakasını  zayıflatarak mide mukozasını  asit  ve diğer saldırgan faktörlere  duyarlı  hale  getirir.  Toplumumuzun  yaklaşık %80 inin bu  bakteri ile  enfekte olduğu gösterilmiştir. 

HP enfeksiyonu peptik ülser  oluşumunda  önde  gelen faktörlerden biri olarak kabul edilmekle  birlikte  bu bakteri ile enfekte olan insanların  hepsinde ülser oluşmaması  ve son yıllarda  giderek artan  oranlarda HP negatif  ülserlerin saptanması  ülser oluşumunda HP  yanında  başka  faktörlerin de etkili olduğunu  düşündürmektedir.  HP ülser  oluşumundan  çok ülserin nüks etmesinde daha önemli  rol oynuyor gibi görünmektedir. 

Günümüzde HP enfeksiyonun neden olduğu kabul edilen   hastalıklar şekilde görülmektedir. HP  Dünya  Sağlı  Örgütünce (WHO) 1.derece  kanserojen  faktörler arasında  kabul edilmiştir. Bakterinin  midede varlığı endoskopik biyopsi, üre-nefes testi ve kan  ve dışkıda  antikor  ve antijen aranması  gibi  testlerle gösterilebilir. Midede  HP  varlığı saptanan  peptik  ülserli  hastalarda  bazı  özel  ilaç  rejimleri kullanılarak HP  tedavisi  yapılarak bakteri mideden  temizlenir. Bu tedavinin etkinliği %80  civarındadır.
 
ÜLSERİN  BELİRTİLERİ  NELERDİR? 
Ülserin  en  sık  görülen  bulgusu  karnın  üst kısmında, iki  kaburga yayı arasında  ve göğüs kemiğinin  alt  ucu ile  göbek arasında genellikle  avuç içi ile ifeda edilen  bir  bölgede  hissedilen  künt bir ağrıdır. Ağrı,  ezilme, kazınma veya  yanma  şeklinde de olabilir, sırta iki kürek kemiğinin arasına ve karnın yan taraflarına  yayılabilir. Gece uykudan  uyandırabilir. Ağrı ile  birlikte  bezen bulantı  ve kusma olabilir. Ağrı 15-20 dk  dan  birkaç saate  kadar değişen  bir  süre devam  edebilir. Aç kalma sonrasında başlayabilir.

Genellikle gıda veya  antasit alımı ile  hafifler veya  geçer. Bu  nedenle hastalar  sık  yemek yeme ihtiyacı  duyabilirler. Mide ülseri olan hastalarda ağrı yemek sonrasında artma gösterebilir ve şişkinlik ve gaz  yakınması daha belirgin olabilir.  Bazı  hastalarda  hiçbir  bulgu yokken  kanama veya delinme ülserin ilk  bulgusu olabilir.  Kusma şikayeti ön planda olan hastalarda kilo  kaybı  görülebilir. Bazı  hastalarda  şikayetler  mevsimsel değişimler göstererek  özellikle  bahar  aylarında  şiddetlenebilir.  
 
ÜLSER  NASIL  TEŞHİS EDİLİR?
Ülser  benzeri şikayetlerle  doktora  başvuran  hastalarda  başvurulacak  teşhis  yöntemi  ülserin direkt olarak  görülerek teşhis edilmesine ve gerektiğinde doku  örneği alınmasına imkan veren  endoskopidir (Gastroskopi). Nadiren  bazı  vakalarda baryumlu mide duodenum grafisi  tanıda yardımcı olabilir.  Mide ülseri şüphesi olan hastalara kanser  olasılığını uzaklaştırmak için mutlaka endoskopik inceleme  yapılmalı ve incelenmek üzere doku örneği (biyopsi) alınmalıdır.
  
ÜLSER  NASIL  TEDAVİ  EDİLİR?
Ülser  tedavisinde  ilk  basamak  mide asidinin azaltılmasıdır. Asit salgılanması baskılandığında  ancak asit ortamda aktif hale gelebilen  bir  enzim olan  pepsin de inaktive edilmiş olur. Günümüzde mide asit  salgısını güçlü  bir şekilde baskılayan ilaçlar  sayesinde ülser  tedavisi  oldukça  başarılı  bir  şekilde yapılabilmektedir. Aktif  ilaç  tedavisinin  ne kadar  süre ile  devam  edeceğine  doktorunuz  karar  verecektir. Asit salgısının  azaltılması yanında  ülser  tedavisinde ikinci  yapılması  gereken şey midelerinde HP saptanan  hastalarda  bu  bakterinin  tedavi edilmesidir. Bu  tedavi genellikle en az iki çeşit  antibiyotik içeren 1 veya 2 haftalık tedavi rejimleri kullanılarak  yapılır. Hangi tedavi rejiminin seçileceğine  doktorunuz  karar verecektir. 

HP tedavisi  özellikle ülser nüksünün önlenmesi bakımından önemlidir. Tek başına  bakterinin  tedavi edilmesi ülser tedavisi için yetersizdir, ülserin iyileşmesi için  mide asidinin  yeterli bir süre baskılanması  gerekir (genellikle 6-8 hafta). Mide ülserlerinde  genellikle daha uzun süreli bir tedaviye ihtiyaç duyulur. Mide ülserleri  tedavi sonrasında mutlaka endoskopik olarak kontrol edilmeli ve tamamen iyileştikleri görülmeden hasta takipsiz  bırakılmamalıdır. 

Ülser saptanan hastalarda aspirin  ve /veya antiromatizmal ilaç  kullanımına  ara  verilmesi  gerekir. Bu ilaçlar çok  gerekli olduklarında  ancak  doktor kontrolünde kullanılabilir.
İlaç  tedavisi  sürerken  hastaların yaşam  tarzlarında,   sigaranın  kullanımının sonlandırılması   ve alkol tüketiminin azaltılması gibi bazı  değişiklikler  yapılması uygun olur.  Sigara kullanmaya  devam eden  hastalarda ülser  daha sık tekrarlamaktadır. Acılı, baharatlı ,asitli ve kafein içeren  gıda ve içecekler ve alkol  ülserin aktif olduğu  dönemlerde  şikayetlerin artmasına  sebep olabileceği için  tedavinin erken  dönemlerinde tüketilmeleri  kısıtlanabilir.

Bunun dışında ülserli  hastada  özel  bir  diyet  uygulamak  gerekmez. Süt içmeyi  seven  hastaların  günde 1-2  bardak  süt  içmelerine  müsade  edilebilir. Sütün  tedavi amacıyla  sık aralıklarla içilmesi  sakıncalıdır. Stresli  bir  yaşam  süren  hastalarda stresin  azalmasına  yönelik yaklaşımlar tedavide  yardımcı olabilir.   ( Hobilere ağırlık verilmesi, psikoterapi, yoga vb.)

Cerrahi tedavi  günümüzde ancak  tıbbi  ve endoskopik  tedaviye cevap vermeyen kanama, tıkanma ve delinme gibi komplikasyonlar ortaya çıktığında  uygulanmaktadır. 
 
ÜLSERİN  KOMPLİKASYONLARI  NELERDİR?
Kanama, tıkanma (mide çıkışının ülser  nedeniyle daralması- obstrüksiyon) ve delinme (perforasyon) ülserin başlıca komplikasyonlarıdır.
 
Kanama: Ülserin  ciddi komplikasyonlarından  biridir. Bulantı ,  kahve telvesi  veya kırmızı renkte kanlı kusma, halsizlik, çarpıntı, soğuk terleme, baş dönmesi, göz kararması ve katran renginde yumuşak kıvamda  dışkılama ülser  kanamasının bulgularıdır. Bu belirtilerin  şiddeti   kanamanın şiddeti ile  doğru  orantılıdır. Kanam şiddetli olduğunda  dışkı koyu kırmızı renkte gelebilir. Kanama olduğunda genellikle ağrı hissedilmez. Kanama geçiren  hastaların mutlaka  hastaneye  yatırılarak takip ve tedavi edilmesi, endoskopi  yapılarak varsa aktif  kanamanın durdurulması  gerekir. Nadiren cerrahi  tedaviye ihtiyaç  duyulabilir.
 
Tıkanma: Kronik (müzmin) oniki parmak barsağı ülserlerinde  zamanla  barsakta oluşan  deformasyon  ve daralma  nedeniyle mide çıkışında ileri derecede   daralma ortaya çıkabilir.  Bu  hastalardaki  başlıca şikayetler  10-12 saat önce  yenilen  gıdaların kusulması ve midede kalan gıdaların  oluşturabileceği ağız  kokusudur. Hastalar akşam  yemeğinde  yedikleri  gıdaları  ertesi gün kustuklarında  çıkardıklarını ifade ederler. Bazen tıbbi tedaviye yanıt  alınabilirse de  genellikle endoskopik balon dilatasyonu, stent koyulması  veya cerrahi  tedaviye ihtiyaç  duyulur.
 
Delinme : Güçlü ilaçların  kullanıma  girmesi  nedeniyle günümüzde  nadir  görülen bir komplikasyondur.  Karın  üst  kısmında ani başlayan, bıçak  saplanır  tarzda  şiddetli karın ağrısının saatler içinde  tüm  karına  yayılması en önemli  bulgusudur. Tedavi edilmediğinde  yaygın karın  zarı iltihabı (peritonit) nedeniyle ölüme  sebep olur. Teşhis  koyulduktan  sonra  tedavisi cerrahidir. 

Bu makale 7 Mart 2019 tarihinde güncellendi. 0 kez okundu.

Yazar

Prof.Dr.Ahmet Dobrucalı, 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ndeki eğitimini tamamlamıştır. 1992 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden İç Hastalıkları Uzmanlığını almıştır. 1995 yılında Gastroenteroloji Uzmanı olan Dr.Dobrucalı 1996 yılında da Doçent Unvanını almıştır.

2004 yılında Profesör Unvanını alan Dr.Dobrucalı 2000 burslu olarak gittiği ABD de Gastrointestinal Sistem Hastalıkları üzerine çalışmalar yapmıştır.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Bilim Dalında öğretim üyesi olarak çalışmalarını sürdürmekte ve hastalarına hizmet etmektedir. 

Etiketler
Ülser neden oluşur
Prof. Dr. Ahmet Dobrucalı
Prof. Dr. Ahmet Dobrucalı
İstanbul - Dahiliye - İç Hastalıkları
Facebook Twitter Instagram Youtube