“Potizif miyim? Temaslı mıyım? Ya işsiz kalırsam ve gelirimi kaybedersem?” Virüse yakalanma düşüncesi, insanlarda temel olarak kaygı seviyesini arttırdı. Toplumun virüse karşı ortak duygusu, kaygı düzeyinin artması oldu. İster istemez gün içerisinde zihnimizden defalarca acaba içeren cümleler geçirmeye başladık. Kimi zaman bu düşüncelere karşı koyamazken kimi zaman da kendimizi sakinleştirerek yaşantımıza devam etmeye çalıştık. Bu sürecin bizler üzerindeki en belirgin etkisi farklı sebeplere de dayansa kaygı düzeyimizin artmış olması diyebiliriz.

Yaklaşık bir yıldır herkesin hayatından çıkardığı ya da ara verdiği davranışlar oldu. Bir çok alışkanlık terk edilmek zorunda kaldı. Kültür olarak birlikte olmayı, geniş aile şeklinde yaşamayı seven bir toplumken daha çok bireysel bir hayat ya da çekirdek aile biçimine geçiş yapmak zorunda kaldık. Toplum olarak en çok sosyalleşmeyi özledik diyebiliriz bu süreçte.

Koronavirüs yediden yetmişe tüm insanları etkiledi desek yanlış olmaz. Çocuklardan yetişkinlere, anne babalarımızdan dede ninelerimize herkesi maalesef etkiledi.

Tüm bu etkilerin sonucunda insanlarda ister istemez depresyon veya bunalım belirtileri görülmeye başlandı. Bu süreçte bireysel destek talepleri en çok depresyon ve kaygı bozukluğu konularında olmaya başladı. Genel olarak depresyon belirtileri olarak sürekli uyuma isteği, aşırı kilo alma ya da kilo kaybetme durumu, hareketsizlik, yorgunluk hissi, iştahsızlık gibi durumlar görülebiliyor.

Bu süreçte evli çiftlerin psikolojik desteğe başvuru nedenlerinde ilk sıraya iletişimsizliği yazabiliriz. Uzun yıllar evli olan çiftler veya yeni evli olan çiftler alışık olmadıkları bir yaşam biçimine geçtiler. Sürekli yan yana olmak, 24 saatin tamamını evde birlikte geçirmek düşüncesi pandeminin başlarında cazip gelse de sonradan bu durum iletişim sorunlarını ve tahammülsüzlüğü beraberinde getirdi. Evli çiftlerin en çok eksikliğini yaşadığı duygu aynı ev içerisinde bireysel alanlarının kalmaması diyebiliriz.

Hem bireysel hem de çiftler olarak pandemide zihin sağlığını korumak için mümkün mertebe günlük rutinlerimizi evde ya da kısıtlı da olsa dışarda izole olarak devam ettirmemiz gerekiyor. Aynı ev içerisinde yaşayan çiftlerin ya da bireylerin kendilerine özel alan yaratabileceği ayrı odalar oluşturmaları, gün sonunda gün içerisinde yaptıklarını paylaşabilecekleri sohbet alanları bırakmalarını tavsiye ediyoruz. Ev içerisinde de olsak günlük sporumuzu yapmaya özen göstermek, beslenmemize dikkat etmek, kendimizi değerli hissettirecek şekilde giyinmek, kişisel bakımımıza özen göstermek, aile üyelerinin veya hane halkının katılabileceği etkinlikler yapmaya çalışmak gerek. Sosyalleşme çalışmaları olarak dijital ortamda görüntülü sohbetler veya sosyal mesafeyi koruyarak açık alanlarda kısa süreli olacak şekilde görüşmeler yapılabilir.

Pandemi sürecinde yaptığımız aktivitelerde temel düşüncemizin anı yaşamak olmasında fayda var. İster istemez herkes eskiyle kıyas yapıyordur. Eskiyle kıyas yapmak bize yaşadığımız anı keyifsiz hissettirecektir. Önceden tüm gün arkadaş, eş, dost ya da akrabalarla vakit geçirirken pandemi sürecinde bu vakit yok denilebilecek kadar az oluyor. Oysa bizim bu süreçte o yok denilen vakte olan ihtiyacımız psikolojimiz için her zamankinden daha fazla. Bu yüzden kıyaslamaya girmeden az da olsa yaşadığımız andan keyif almalıyız.

Son olarak bu süreçte yaşadığımız olumsuz duygu ve düşüncelerle baş etmekte zorlandığımızı hissettiğimizde bir uzmandan destek almaktan çekinmemeliyiz. Ruhumuzun da dönem dönem bedenimiz gibi desteğe ihtiyacı olduğunu unutmayalım.


İstanbul Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!