Meme kanseri en sık gözlenen kanserlerden birisidir. Kadınlarda, tüm kanserler arasında birinci, kansere bağlı ölümlerde ikinci sırada yer almaktadır. Kadınlarda gözlenen kanserlerin %33’ünü meme kanseri oluşturmaktadır. ABD, Kuzey ve Batı Avrupa ülkelerinde kadınların %12’si yani sekizde biri yaşam boyu meme kanserine yakalanma riski altındadır. Japonya ve diğer uzak doğu ülkelerinde bu oran daha düşüktür. Türkiye’de görülme sıklığı batı ülkelerine daha yakındır. Kadınlarımızın %10-12’si yaşam boyu meme kanserine yakalanma riskine sahiptir.

Meme kadınlar için doğurganlık yanında, kadınlığı simgeleyen en önemli organdır. Bu nedenle, memenin kaybı kadınlar için oldukça büyük travmaya yol açmaktadır. Meme kaybı, kadınlık, doğurganlık, cinsellik ve çekicilik kaybı gibi algılanmakta, ciddi psikolojik ve sosyal travmalara neden olmaktadır. Ayrıca, tanı ve tedavi giderleri ciddi ekonomik kayıplara yol açmaktadır. Meme kayıplarının en büyük nedeni, belki de tek nedeni meme kanseridir. Meme kanserinin tanısında gecikme olduğunda ve uygun tedavi edilmediğinde meme kaybına yol açmakta, yaşam süresi kısalmakta ve yaşam kalitesi bozulmaktadır.

Bu kadar travmatik sonuçlara yol açan meme kanserini önleyebilir mi? Evet!... Meme kanserine neden olan risk faktörleri bilindiğinde, meme kanserinin önemli bir kısmını önlemek mümkündür. Önlenemediği durumlarda ise, tarama yöntemleri, erken tanı ve uygun tedavi ile, meme kaybına yol açmadan tam iyileşme sağlayarak tedavi edebiliriz.

Meme Kanseri için Risk Faktörleri

Meme kanserini önlemek için, neden olan risk faktörlerini bilmek çok önemlidir. Bunlar; kadın cinsiyet, ileri yaş, ailede veya kendisinde meme, over (yumurtalık) ve başka kanseri hikayesi bulunması, meme kanseri için riskli genetik faktörlere sahip olmak, adetlerin erken başlaması (12 yaşından önce), geç menopoz (55 yaşından sonra), 5yıldan daha uzun doğum kontrol hapı veya menopozu geciktirmek hormon hapı kullanılması, hiç doğum yapmama, emzirmeme, özellikle çocukluk çağında radyasyona maruz kalma, alkol kullanımı, yağdan zengin beslenme ve sedanter yaşam sayılabilir. Yaş, kadın cinsiyet, kişisel veya ailesel kanser hikayesi, genetik faktörler ve erken adet görmeye başlama dışında diğer tüm faktörler değiştirilebilir ve önlenebilir faktörlerdir.

Meme kanserlerinin %15 kadarını ailesel meme kanserleri oluşturur. Bu hastalarda meme kanseri için riskli genetik faktörler (BRCA1, BRCA2, p53, PTEN vd) pozitiftir. Bu genetik faktörleri pozitif olan veya ailede meme kanseri hikayesi veya hastayı yüksek riskli gruba sokan diğer faktörlere sahip olan kişilerde, önleyici ilaç ve cerrahi tedaviler ile meme kanseri gelişimini %95’lere kadar önlemek mümkün olmaktadır. Örneğin mutasyona uğramış (yapısı bozulmuş) BRCA1 veya BRCA2 genine sahip hastalarda hayat boyu meme kanseri gelişme riski BRCA1 için %80-90, BRCA2 için %40-45, over kanseri gelişme riski BRCA 1 için %40-60, BRCA2 için %15 civarındadır. Bu kişilerde cilt koruyucu, cilt, meme başı ve areola koruyucu mastektomiler ile meme kanseri gelişimi %95-97 oranında önlenebilir. Overlerin (yumurtalıkların) 40-45 yaşından önce çıkarılması ile over kanseri %100, meme kanseri %50 civarında önlenebilir. İlaçla (Tamoksifen) %50 kadar meme kanseri gelişmesi önlenebilir. Bu tedavileri istemeyen kişilerde, takiplere daha erken yaşta başlanarak ve daha sık takip edilerek, meme kanserinin tanısı çok erken evrede konulabilmekte ve meme kaybı olmadan tam iyileşme ile tedavi edilebilmektedir. BRCA1 veya BRCA2 gen mutasyonu olanlarda 25 yaşında meme Manyetik Rezonans görüntüleme ile ve 35 yaşında Mamografi ile taramaya başlanmalıdır. Bu kişiler aylık kendi kendine muayenelerine 18-20 yaşında başlamalıdır. Altı ayda veya yılda bir klinik muayene önerilir. Ailesinde meme kanseri bulunanlarda, meme kanser tanısı konulduğu yaştan en az 5 yıl önce taramalara başlamak gerekir.

Kendisi meme kanseri geçiren kişilerde, duruyorsa aynı memesinde ve diğer memesinde yeni bir kanser gelişme riski her yıl için %0,5-1 civarınadır. Bu nedenle, mutlaka takip gerekir.

Meme kanseri gelişimini azaltmak için yapabileceklerimiz nelerdir?

İlk canlı doğum yaşının 30 yaşın altında olması, her çocuğu en az 6ay-bir yıl emzirme, doğum kontrol hapının (5 yıldan uzun) ve menopoz geciktirici hapların uzun süre kullanımından kaçınma, alkol kullanmama (riski 2 kat arttırır), liften ve meyve sebzeden zengin beslenme (hayvansal yağdan zengin ve yüksek kalorili diyet riski arttırır), iyonize radyasyondan kaçınma (özellikle 30 yaş altında radyasyona maruz kalmak pek çok kansere neden olur), haftada en az 5 gün, günde 40-50 dakika orta derecede fiziksel aktivite, düzenli yaşam ve menopoz sonrası dönemde ideal kiloda kalınarak (menopoz sonrası şişmanlık risk faktörüdür) ile meme kanseri sıklığını önemli oranda azaltmak mümkündür.

Meme kanserinde belirti ve bulgular:

Meme kanserli hastalar bize en sık (%70-90) memede kitle ile başvurmaktadır. Kitleler genellikle sınırları düzensiz, sert ve hareketsizdir. Etraf meme dokusuyla birlikte ile hareket eder ve çoğunlukla ağrısızıdır.

Meme başında ve derisinde şekil bozukluğu ve çekintiler gözlenebilir. Meme derisinde kalınlaşma, kabalaşma, portakal kabuğu görünümü, yara veya kızarıklık olabilir.

Meme başından kanlı veya şeffaf akıntı gözlenebilir. Memeden süt dışı tüm akıntılar normal değildir ve meme kanserinin belirtisi olabilir. Meme kanserlerinin %10’u ilk belirti olarak, meme başı kanlı akıntısı ile gelmektir. Özellikle kendiliğinden, tek meme başından ve tek kanaldan olan, kanlı ve berrak akıntılar meme kanserini düşündürür.

Meme kanserli hastalar, meme başında sulanma, soyulma, kabuklanma gibi lezyonlar, memede kızarıklık, şişme, ağrı, ışı artışı, yara ve koltuk altında kitle ile başvurabildiği gibi, hiçbir şikâyeti ve meme kanserini düşündürecek belirtisi yok iken, tarama mamografisi ile, meme kanseri tanısı konulabilmektedir.

Meme kanseri tanısı:

Meme ile ilgili şikayetle gelen bir hastada yaşı 40’ın üzerinde ise, görüntüleme yöntemi olarak ilk tercih edilecek yöntem, mamografidir. Kırk yaşından küçük kişilerde birincil olarak ultrasonografi tercih edilir. Tanı için mamografi ve ultrasonografinin yetersiz kaldığı olgularda manyetik rezonans görüntüleme ile inceleme yapılır. Kırk yaş öncesi olgularda mamografinin tercih edilmemesinin nedeni, hem çok az da olsa radyasyon içermesi, hem de bu yaşlarda meme dokusunun fazlalığı neneni ile, meme görüntü kalitesinin daha düşük olmasıdır. Yine de gerekli durumlarda 40 yaşından önce de mamografi çekilebilir. Meme kanserinin uzak yayılımını belirlemek amacıyla, bilgisayarlı tomografi, kemik sintigrafisi ve PET-CT gibi görüntüleme yöntemlerinden faydalanılır.

Meme kanserinde kesin tanı, biyopsi ile konulur. Meme kitlelerinde ilk tercih her zaman kesici iğne (tru-cut) biyopsisi olmalıdır. Ancak, koltuk altı lenf bezlerinin incelemesinde kesici iğne biyopsisi yapılamıyorsa ince iğne biyopsisi yapılabilir. Memenin kistik lezyonlarında da kesici iğne biyopsi yapılamıyorsa ince iğne biyopsisi yapılabilir. Açık biyopsi yöntemleri ancak enflematuar meme kanseri gibi, kesici iğne biyopsisinin yetersiz kaldığı çok özel durumlarda tercih edilmesi gereken bir yöntemdir. Açık biyopsi ile işe başlamak, hastanın tedavisinde meme koruyucu veya onkoplastik yöntemlerin yapılamamasına ve sonuçta meme kaybına neden olabilir.

Sadece görüntüleme ile görülebilen lezyonların çıkarılmasında, lezyon hangi görüntüleme ile tespit edilmişse tel ile işaretlenerek veya içine radyoaktif madde verilerek işaretlenebilir.

Cerrahi öncesi ilaçla tedavi alacak hastalarda, tedaviden önce görüntüleme eşliğinde, memedeki kitleleri ve varsa koltuk altı lenf bezleri klipsle işaretlenmesi gerekir.

Meme başı akıntılarında, akıntıda hücre incelemesi yapılır. Kötü huylu hücre görülmesi, memenin o kanalıyla ilişkili meme alanında kanser olduğunu gösterir.

Meme başı kanlı akıntılarda, akıntının nedenini belirlemek için duktografi (kanal grafisi) veya duktoskopi (kanalın içine girilerek bakılması) yapılabilir.

Meme Kanseri Tedavisi

Meme kanseri tek bir hastalık değildir. Kansere, kişiye ve memeye bağlı özelliklere göre tedavinin bireyselleştirilmesi gerekir. Meme kanserinin tedavisine onkoplastik cerrahi prosedürler de girdikten sonra, cerrahi tedavi yöntemi seçiminde cerrah faktörü önemli rol almaya başlamıştır.

Meme kanserinin tedavisi, mutlaka konu ile ilgilenen uzmanların ortak çalışması ile yapılması gerekir. Bu ekip, meme kanserinin cerrahi tedavisini yapan cerrahi onkoloji uzmanı, ilaçla tedavisini yapan tıbbi onkoloji uzmanı, filmleri değerlendiren radyolog, çıkarılan tümörü değerlendiren patolog başta olmak üzere, nükleer tıp uzmanı, tıbbi genetik uzmanı, plastik cerrahi uzmanı gibi branşları içermektedir. Uygun tedavi seçeneklerine mutlaka hastayla birlikte karar verilmelidir.

Meme kanseri tedavisinde son yıllarda çok önemli gelişme değişmeler olmuştur. Artık, hastaların çok büyük çoğunluğunda memenin tamamını almadan yapılacak tedaviler ön plana geçmiştir. İlaçla memedeki kitlenin küçültüldükten sonra çıkarılması, tümörün biyolojik ve genetik özelliklerine göre tedavi planlaması yapılmaktadır. Ayrıca, benim de çok sayıda hastamda gerçekleştirdiğim onkoplastik cerrahi teknikleri ile, hasta hem tümörden kurtulmakta hem de memesi korunmaktadır. Ayrıca, hastanın memesi kendi içinden veya çevreden doku kaydırılarak normal memesine yakın şekilde yeniden şekillendirilmektedir.

Meme kanserinde uygun tedavi yapılabilmesi için, daha tanı konulma aşamasında, uygun planlama ve yönetim şarttır. Memede kitleye gereksiz şekilde yapılacak açık biyopsi, yani kitlenin çıkartılması, hastanın meme kaybına kadar gitmektedir. Eskiden direkt memenin alınmasını gerektiren bazı kitleler artık, önceden ilaçla küçültülerek hem meme korunmakta hem de onkoplastik cerrahi ile kabul edilebilir bir estetik sağlanabilmektedir.

Meme koruyucu yapılan hastaların, ameliyat sonrası mutlaka radyoterapi alması gerekeceği için, bunu almasına engel durum olması durumlarında uygulanamaz. Bazı özel durumlarda memenin tamamı alındıktan sonra da radyoterapi gerekebilir.

Radyoterapi dışında tümör tipine göre, ilaç verilerek kemoterapi, hormonoterapi, hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapi tedavileri çoğunlukla cerrahiden sonra kullanılmaktadır. Ancak, bazı hastalarda özellikle tümörü küçültmek amacı ile cerrahi öncesi de kullanılmaktadır.

Meme kanseri uygun tedavi edildiğinde, erken evrelerde 20 yıllık yaşama şansı %90’lara ulaşmıştır. Ayrıca, meme koruyucu ve onkoplastik cerrahi tedavileri yaparak hastanın meme kaybını önleme yanında, hasta normal yaşantısını iyi bir hayat kalitesi ile sürdürmektedir.

Meme tarama programları:

Tüm kadınların 20 yaşından sonra, mutlaka adet bitimini takip eden hafta içinde kendi memelerini muayene etmesi gerekir. Özellikle yüksek riskli hastalarda, erken yaşlarda taramaya başlamak çok önemlidir. Normal riskli hastada 40 yaşından 50 yaşına kadar, 1 veya 2 yılda bir mamografi, 50 yaşından sonra her yıl mamografi ile tarama öneriyoruz. Yüksek riskli hastalarda mamografik taramaya, risk durumuna göre 35 hatta 30 yaşlarında bile başlanabilir. 30 yaş alında manyetik rezonans ve ultrasonografi ile tarama ön plana geçmektedir.

Erkeklerde meme kanseri:

Erkeklerde de kadılardan 100 kat daha az sıklıkla görülmekle birlikte meme kanseri görülebileceğini unutmamak gerekir. Risk faktörleri kadınlarla benzerdir. Bunlara ilaveten, testislerin çıkarılması, inmemiş testis ve testis travması gibi testiste fonksiyon kaybına neden olan durumlarda da risk artışı görülmektedir. Tanı ve tedavi prensipleri kadınlarala benzerdir.

Sonuç olarak, meme kanseri, kadınlarda en sık gözlenen kanser olmakla birlikte, önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Ancak, seçilecek tedavi yönteminin hastanın yaşam kalitesini ve süresini etkilediğini unutmamak gerekir.

Tüm kadınlarımıza, kansersiz, sağlıklı ve mutlu yaşam dileklerimle.


Şanlıurfa Genel Cerrahi uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!