Öfke, sağlıklı her insanın sıklıkla başvurabileceği duygusal bir tepki türüdür. Ağlamak, gülmek, heyecanlanmak, sevinmek vb. duygularda yerini alan öfke en kolay dışavurum türüyle ve karşı tarafta sevme duygusundan sonra en etkileyici etkisi sebebiyle kontrol edilmesi gereken önemli bir duyu biçimimizdir. Bu yüzden öfke, ne bastırılmalı ne de savurganca sergilenmemelidir. Önemli olan bu doğal tepkinin her iki tarafta da meydana gelebilecek yıkıcı yapısının kontrol edilebilmesidir. Aksi halde bireyin öfke davranışı, karşı uyarıcıda daha şiddetli karşılayıcı tavrın artmasına ve geri dönüşümlü olarak gereksiz ve şiddeti artırılmış gerilimli yeni duygulara sebep olabilmektedir. Demek oluyor ki; kişiyi rahatsız eden, kabullenmeyici ve normal duyu sistemimize anormal gelen farklı durumlara göstereceğimiz dozu ayarlanmış öfke, sağlıklı iken, yıkıcı ve tahrik içerikli abartılı öfke, karşılıklı duyusal çatışmaya zemin hazırlamasıyla kronik bir hal alabilmektedir.

Abartılı öfke, verilmek istenen kabullenmeyici veya itiraz içerikli olumlu tepkinin freni bozulmuş hızıdır ki; anlaşılmanın ötesinde tetikleyici ifadeler barındırmaktadır. Günümüzde birçok birey tarafından yoğun olarak yaşanan abartılı öfke, öğrenilmiş saldırgan davranışların en önemli duygu temelini oluşturmaktadır. Gerek çocuk gerek yetişkinlerde olsun kontrolsüz öfke, öfke patlamaları nöbetlerini de sıklaştırmaktadır.

Öfke, bir iletişim biçimi olma özelliğiyle de kişinin kendini ifade etme tarzıdır. Çocuk ya da yetişkin olsun birey kabullenmediği bir durumu ya bu şekilde ifade eder ya da ‘ben de varım’ mesajını örtükleştirir. İçsel çatışmaların olabildiği gibi dışsal tahammülsüzlüklerin de etkisine dikkat ederek; bu sorunlu süreçte bireyi doğru anlamak ve farkındalık oluşturarak sonucu olumlu bir başka davranışa kaydırmak gerekmektedir.

Peki, neden kontrolsüz öfke veya öfke nöbetleri? Öğrenme ve dikkat sürecinde beynin en gelişmiş ve önemli bölümlerinden biri olan Önfrontal Lob, duyguların hissedilmesi ve aktarımında büyük öneme sahiptir: mutluluk, acı, hüzün, öfke gibi. Önfrontal lob bozukluklarında günlük yaşam davranışları kargaşaya dönüşür ve duyusal denetim bozulur. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite sorunu yaşayan bireylerde bu duygu tutarsızlığı ve abartısı kaçınılmazdır. Duyusal girdileri sentezleyip kontrol altına alamazlar ve uyarıcıya ifadede hep sorun yaşarlar. Örneğin; öfke patlamasıyla beynin dikkat merkezi yeterince uyarılmadığı için Önfrontal bölgedeki duyusal tüm girdiler burada gerçek anlamının ötesinde dengesizlikle çıktıya dönüşür.

Bu bölgedeki dikkat-duygu farkındalığının zayıf olmasıyla alakalıdır. Aslında günlük yaşam sürecinde birçok birey ya kontrolsüz öfke uygulamakta ya da maruz kalmaktadır. Yani, farkında olmadan yaptığımız kontrolsüz öfke davranışları aslında ciddi beyin fonksiyonel bozuklukların belirtisi olabilir.
Duygularını kontrol edemeyen, ifade etme biçimini de kontrol edememektedir. Çünkü,

Öfke bir problem çözme aracı değildir,
Öfke bir intikam yolu değildir,
Öfke başkalarını suçlama biçimi değildir,
Öfke şiddet göstermek veya suç işlemek için bir neden değildir,
Öfke başkalarını kontrol etme yolu değildir,
Öfke haklı olma yolu hiç değildir!

Bu nedenle kontrolsüz öfkenin, insanın, toplumun bir üyesi olma yapısından hareketle toplum unsuruna ve bireysel ilişkilerine vereceği zararı da göz ardı etmemek gerekir. İki uçlu bu davranış biçimi bireyin kendini tanıma ve anlamlandırmasında da sekteye uğratacak ve dolayısıyla birçok sosyal ve kişisel problemlere neden olacaktır. Öfkeyi kontrol etme ile ilgili sorunları olan bireyler sıklıkla diğer duygularını da uygun bir şekilde ortaya koyma güçlüğü çekerler ve bu kişilerde gerginlik, stres gibi ruh sağlığını tehdit eden diğer kronik problemler de eşlik edebilmektedir. Uygun yollarla ifade bulamayan öfke, bu dozuyla uygun bir duygu aktarımıyla baş edemediğinden ve sınırlı problem çözme becerisinden ya iletişim kurmaktan kaçınmaya ya da daha nitelikli saldırgan davranışlar sergilemeye zemin oluşturmaktadır. Özellikle rol-model öğrenme modeliyle yetişen çocuklar duygularının sıklıkla engellenmesi veya önemsenmemesi nedeniyle öfke nöbetlerini en iyi sergileyen yaş aralığındadır. Öfkeleri ya abartılıdır ya da saldırgan davranışları ön plandadır. Bu yüzden değersizlik hissi ile baş edemeyen çocuklar yeni öfke nöbetleriyle kendilerini anlatmaya çalışmaktadır. Bu tarz çocuklara, öfkenin kaynağını tanımak ve onları önemsemek yapılabilecek en hızlı yardım olacaktır.

Öfkenin sağlıklı ve anlaşılır olabilmesi için öncelikle varlığının tanınması ve kabul edilmesi gerekir. Buna sebep olan içsel ya da çevresel faktörlerin iyi belirlenip farkındalığın artırılması sağlanmalıdır. Çocuklarda ve erişkinlerde bu duygu ya inkâr edilmekte ya da dolaylı kişiler tarafından bastırılmaktadır. Öfke anlaşılır bir davranış ise kontrolsüz öfkenin beslendiği önemli problem kaynaklarını iyi bilmek ve uzman desteği almak gerekmektedir. Önfrontal lobda meydana gelen özellikle dikkatin dış uyaranlara ilgisiyle dağılması ve duyusal alınganlığın artmasıyla (limbik sistem ilişkilerinde zayıflama) bozulan abartılı-silik duyusal tepkiler, önemli duygulara karşılık verme konsantrasyonunu işlevsiz kılar. “Neden kimileri daha sakin olurken kimileri tüm duygularını öfke yoluyla iletir? “ Elbette bu öğrenilmiş ya da istem dışı bir bozukluk olabilir. Öyleyse kontrolsüz öfke kontrollü yöntemler ile kontrol altına alınabilinir. İşitsel algı eğitimi LİFT ile önfrontal bölgesindeki dengenin düzenlenmesi ve mevcut potansiyelinin daha sağlıklı, işlenilebilinir kılınması ile duygu durum ifadesi de daha dengeli ve daha kontrollü davranışları kalıcı kılacaktır. Bilişsel etkinliklerle de ( eşleştirme, saklı nesne, dokunsal ve yönerge takibi vb. çalışmalar) desteklenen bu profesyonel yardım süreci, duygu kontrol mekanizmasının sağlıklı yürütülebilmesinde ciddi katkı sağlayacaktır.


Erzurum Pedagog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!