Doktorsitesi.com

Karaciğer Kistlerine Biyopsi Çoğunlukla Gereksizdir !

Prof. Dr. Cem İbiş
Prof. Dr. Cem İbiş
2 Kasım 2016971 görüntülenme
Randevu Al
Karaciğer Kistlerine Biyopsi Çoğunlukla Gereksizdir !
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Karaciğer Kistleri Nedir?

Karaciğer kistleri, organ içerisinde gelişen, genellikle içi sıvı ile dolu ve çoğunlukla kanserle ilişkisi bulunmayan kese şeklindeki yapılardır. Bu oluşumlar, rutin kontrollerde veya farklı şikayetlerle yapılan görüntülemelerde tesadüfen saptanabilir. Karaciğerde görülen kistler; basit kistler, genetik geçişli çoklu kistler, parazit kaynaklı kistler ve kötü huylu hastalıklarla ilişkili kistler olmak üzere dört ana grupta incelenir.

Karaciğer Kisti Türleri ve Özellikleri

Karaciğerde saptanan kistik yapıların doğru sınıflandırılması, uygulanacak tedavi protokolünün belirlenmesi açısından kritik öneme sahiptir.

1. Basit Kistler

Toplumda %2-3 oranında görülen basit kistler, tüm karaciğer kistleri arasında en sık rastlanan türdür. Doğumsal olabileceği gibi sonradan da gelişebilirler. Bu kistler tekli veya çoklu yapıda olabilir. Boyut artışına bağlı olarak ağrı veya karaciğer fonksiyonlarında bozulma gibi belirtiler göstermediği sürece tedavi gerektirmezler.

2. Polikistik Karaciğer Hastalığı

Çoklu kistlerle karakterize olan bu durum, genetik geçişli bir hastalıktır. Günümüzde mevcut bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Olguların çoğunda karaciğer fonksiyonları korunmuşsa müdahale edilmez. Bu hastalık sıklıkla polikistik böbrek hastalığı ile birlikte seyretmektedir.

3. Paraziter Kistler (Hidatik ve Alveolar Kistler)

Özellikle hijyen koşullarının yetersiz olduğu gelişmekte olan ülkelerde ciddi bir sağlık sorunudur. Hayvanlardan insanlara geçen bu zoonozlar, gelişmiş ülkelerde neredeyse hiç görülmezken ülkemizde hala önemini korumaktadır. Hidatik kistler ve alveolar kistler, başta karaciğer olmak üzere vücudun her yerinde konumlanabilir.

4. Metastatik ve Kötü Huylu Kistler

Karaciğerin kendi dokusundan kaynaklanan veya başka organlardaki kanserlerin yayılması (metastaz) sonucu oluşan kistik yapılar, diğer türlere oranla oldukça nadir görülür.

Kist TürüGörülme SıklığıTemel Nedeni
Basit KistEn Sık (%2-3)Doğumsal veya Edinsel
Polikistik HastalıkOrtaGenetik Geçiş
Paraziter KistBölgesel DeğişkenHijyen ve Hayvan Teması
Metastatik KistÇok NadirMalign Hastalıklar

Tanı Sürecinde Multidisipliner Yaklaşımın Önemi

Karaciğer kistlerinin teşhisinde en önemli adım, kistin hangi grupta olduğunun doğru tespit edilmesidir. Bu süreçte sadece radyolojik inceleme yeterli olmayabilir. Karaciğer ve safra yolları konusunda uzmanlaşmış; cerrah, gastroenterolog, radyolog ve patologdan oluşan deneyimli bir ekip, doğru tanıya ulaşmanın anahtarıdır.

Klinisyen ekip, tüm bulguları bir araya getirerek ileri görüntüleme yöntemlerine başvurmalı ve gerekli durumlarda radyoloji uzmanının görüşüyle biyopsi kararı almalıdır. Uygulamada sıklıkla yapılan hata, kistik lezyonun ya çok hafife alınması ya da gereksiz yere biyopsi yapılarak hastaya risk yüklenmesidir.

Takip ve Tedavi Yöntemleri

Deneyimli bir uzman ekip tarafından yapılan değerlendirmelerle, karaciğer kistlerinde doğru tanıya ulaşma oranı %99 seviyesindedir. Görüntüleme ve laboratuvar sonuçlarında şüphe duyulan çok nadir durumlarda biyopsiye başvurulur.

Takip kararı, kist yapısındaki değişimlerin izlenmesi ve tanının kesinleştirilmesi için kullanılan bilimsel bir yöntemdir. Hekimin görevi, hastayı tüm olasılıklar hakkında aydınlatmak ve en güvenli yolu seçmektir. Unutulmamalıdır ki; hemen biyopsi yapmak her zaman en iyi çözüm değildir ve hastaya gereksiz riskler yükleyebilir.

Etiketler

Karaciğer kistleriKaraciğer kistleri nedirKaraciğer kistleri tedavisiKaraciğer kistleri teşhisiKaraciğer kistlerine biyopsi çoğunlukla gereksizdir !

Yazar Hakkında

Prof. Dr. Cem İbiş

Prof. Dr. Cem İbiş

Doç. Dr. Cem İbiş, 1974 yılında İstanbul ‘da dünyaya geldi. İlkokul eğitimini Faik Reşit Unat İlkokulu’nu tamamlamasının ardından Anadolu Liseleri sınavında İstanbul Lisesi’ni kazandı ve 1992 yılında mezun oldu. Tıp eğitimine İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nde başladı ve öğrencilik hayatı boyunca gönüllü olarak İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi’nin ağırlıklı olarak Acil Cerrahi Kliniği’nde olmak üzere nöbetlerinde görev aldı. DETAM bünyesinde faaliyet göstermekte olan öğrenci bilimsel araştırma kolunun (ÖBAK) aktif üyesi olarak görev aldı ve ayrıca öğrencilik hayatı boyunca Çapa sualtı sporları, fotoğrafçılık, AIDS le savaşım kolları yanında kendi kurdukları trekking grubunda aktif olarak faaliyetlerde bulundu. 1993 ve 1994 yıllarında yaz döneminde gönüllü olarak Almanya'da Regensburg Üniversitesi’nde direktörlüğünü Prof.Dr. D.Birnbaum’un yaptığı Kalp Damar ve Göğüs Cerrahisi Kliniği’nde stajyer olarak görev yaptı. 1998 yılında tıpta uzmanlık sınavı sonrasında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’ında genel cerrahi uzmanlık eğitimi almaya hak kazandı. 2000 yılında gönüllü olarak Almanya’da Aachen kentinde direktörlüğünü Prof.Dr V.Schumpelick’in yaptığı RWTH Üniversitesi Tıp Fakültesi Cerrahi Kliniği’nde misafir doktor olarak çalıştı. 2004 yılında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda “Akut karın olgularında mesane içi basınç ölçme yönteminin kliniğe etkisi” adlı tez çalışmasıyla Genel cerrahi uzmanı ünvanı aldı ve hemen ertesinde aynı klinikte açılan uzman kadrosuna kabul edildi. 

D

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.