Kalp ve damar hastalıklarında risk faktörleri
Kalp ve damar hastalıklarında risk faktörleri
Kalp ve damar hastalıkları için kabul edilen risk faktörleri, damar sertliğinin oluşumunu ve ilerlemesini hızlandıran faktörlerle aynıdır. Şişmanlık, ileri yaş, sigara, hipertansiyon, şeker hastalığı, kolesterol ve kan yağlarındaki yükseklik, fiziksel olarak hareketsiz yaşam tarzı ve ebeveynlerinden birisinde her hangi bir atardamar hastalığı bulunması risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Bu makalede yukarıda sıralanan risk faktörleri ayrıntılı olarak incelenecektir.
1.Aşırı kilolu olmak, şişmanlık “obezite”
Burada özellikle kastedilen bilhassa karın bölgesindeki şişmanlıktır (abdominal obezite).
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından kabul edilen kriterlere göre vücut kitle indeksinin (VKİ) 30’un üzerinde (VKİ >30 kg/m2) hesaplanması obezite ve dolayısıyla metabolik sendromun önemli bir belirtisi olarak bildirilmektedir. VKİ hesaplamak için önce boy ölçümünün metre birimiyle karesi hesaplanır. Sonra kilogram olarak ölçülen vücut ağırlığı bu sayıya bölünür. Hesaplanan değer 30’un üzerindeyse obezite olarak kabul edilir. 25’in altındaysa normaldir.
Obezite bulgusu olan diğer bir ölçüm de bel ve kalça çevrelerini ölçerek hesaplanmaktadır. Bel:kalça oranının erkeklerde 0.9, kadınlarda 0.85 üzerinde olması obezite sınırlarıdır.. Diğer taraftan, Amerikan Ulusal kolesterol eğitim programı tarafından (The National Cholesterol Education Program’s Adult TreatmentPanel, ATP III report) yayınlanan rapora göre; erkeklerde bel çevresi 102cm, kadınlarda ise 88cm üstünde ise obezite olarak kabul edilmektedir. Bu bildiri aynı zamanda kolesterol tedavisinde kullandığımız yol gösterici esasları da içermektedir.
2.Sigara ve tütün ürünleri kullanımı
Bu madde için fazla bir açıklama yapmaya gerek olmadığını umuyorum. Her türlü kalp ve damar hastalığının ortaya çıkışında ve seyrinde sigara içenler ve içmeyenler arasında büyük farklar vardır. Ayrıca tamamen normal bulguları olan bir insanın, örneğin genel anestezi ile nispeten tehlikesiz bir ameliyat olması durumunda dahi, sigara kullandığı takdirde problem çıkma olasılığı yükselmektedir. Sigara tütününü içinde bulunan kimyasal maddeler ve yanma ürünleri vücuda her yönüyle zararlı maddelerdir. Bu zararlar damar sertliği gelişim hızının artması, kanın damar içinde pıhtılaşmasını kolaylaştırması gibi kalp ve damarlarla ilgili zararlardan, akciğer, mesane kanserlerine kadar geniş bir yelpaze içindedir. Sigara içimi ile mücadelede en büyük handikap, bazı gençlerimizin gayet yanlış bir eğilimle sigarayı iştah kesme ve zayıflama aracı olarak kullanmalarıdır.
3.Hipertansiyon.
Hasta yüksek tansiyon nedeniyle bir ilaç kullanıyorsa veya sistemik tansiyonu 160/95 mm Hg üzerinde ise risk grubundadır. Tansiyon sınırı ATP kriterlerinde 130/85 mmHg, WHO kriterlerinde ise 140/90 mmHg’dir. Kardiyologların genel eğilimi üst sınırların aşağıya çekilmesi yönündedir.
4.Kandaki yağların (lipitler) seviyelerindeki anormallikler
Damar sertliğinin hızlı ilerlediği hastaların rutin lipoprotein analizlerinde sıklıkla yüksek trigliserid, yüksek LDL-kolesterol ve düşük HDL-kolesterol konsantrasyonları görülür. Daha detaylı analizler, yüksek Lipoprotein a (Lpa) konsantrasyonları, yüksek apoprotein B gibi diğer lipoprotein anormalliklerini de ortaya koyar. Tüm bu anormallikler birbirinden bağımsız olarak aterojeniktir, yani damar sertliğine yol açan ve/veya hızlandıran faktörlerdir. Plasma trigliseridlerinin 150 mg/dL üzerinde olması da risklidir. Trigliserid seviyesinin yüksekliği ile birlikte kandaki fibrinojen miktarının artması riski daha fazla artırmaktadır. ATP raporunda HDL alt sınırı erkeklerde 40 mg/dL, kadınlarda 50 mg/dL’dir (Dünya sağlık örgütüne göre HDL için risk sınırı erkeklerde 35 mg/dL, kadınlarda 39 mg/dL). Total kolesterol seviyesinin üst sınırı 200 mg, LDL kolesterolün ise 100 mg olarak kabul edilmektedir. HDL kolesterol seviyesinin 55mg üstünde olması ise hastalık riskini azaltmaktadır.
5.Ailede erken kalp-damar hastalığı bulunduğuna dair bilgi
Bu risk hastanın ebeveynlerinden dolayı olan kalıtsal bir risktir. Hastanın babasında 55 yaşının altındayken, annesinde 65 yaşın altındayken saptanmış olan bir kalp-damar hastalığı varsa çocuklarında da damar hastalığı olma riski yüksek demektir.
6.İleri yaş
Erkeklerde 45 yaş ve üzeri, kadınlarda 55 yaş ve üzeri veya erken menopoz
7.Şeker hastalığı (diabet), İnsulin rezistansı,glukoz intoleransı,
Amerikan Diyabet Birliği (ADA) açlık kan şekeri için sınırı 100 mg/dL olarak vermektedir. Bunun üstündeki değerlerde hasta prediyabetik veya diyabetiktir. Uzun süre insülin direnci (rezistans) olan hastalar glukozu tolere edemezler (intolerans), kan şekerleri yemekten sonra hızla yükselir. Bu durum tokluk şekerinin beklenenden daha yüksek olmasıyla kendini gösterir. Diyabet damar hastalığı riskini 4-5 kat artırmaktadır. Diğer bir çalışmada diyabetli hastaların %50’sinde damar hastalığı, arterioskleroz bulunduğu gösterilmiştir. Bu çok önemli bir bulgudur (bakınız; YAŞLILARDA ATARDAMAR HASTALIKLARINA BAĞLI KOL VE BACAK AĞRILARI makalesi).
8.Fiziksel inaktivite, hareketsizlik
Düzenli yürüyüş yapmama, oturarak çalışma, büro işleri vb
9.Pıhtılaşmayı kolaylaştıran faktörler
Kandaki bazı maddeler koagulasyon mekanizmalarını etkileyerek kanın kolay pıhtılaşmasına sebep olurlar (Protein C ve S seviyelerinin düşmesi, antitombin III yetersizliği, trombosit sayısının artması, fibrinojen yüksekliği gibi). Bu bozukluklar birincil (primer) olduklarında klinikte özellikle toplardamarlar içindeki pıhtılaşma olaylarından sorumludurlar. İkincil (sekonder) pıhtılaşma eğilimleri (hiperkoagulasyon) ise genellikle atardamar içinde pıhtı riskini artırır. Yaşlılar için özellikle bu ikinci gruptaki sebepler önemlidir. Kan yağlarının yüksekliği (hiperlipidemi), habis tümörler (malinite), şeker hastalığı (diyabet), ve bazı özel durumlar (antikardiyolipin antikorları, trombotik trombositopenik purpura, TTP) pıhtılaşmada önemli rolü olan hücrelerin (trombosit) sayısını ve fonksiyonlarını etkileyen faktörlerdir. Hareketsizlik, şişmanlık, yaşlılık, ameliyat sonrası dönem, kalp yetersizliği, müzmin tıkayıcı atardamar hastalıkları, kan serumunun koyulaşarak akışkanlığının azalması da damar daralmasını artırır, tıkanıklığını kolaylaştırır.
“Homosistein” adı verilen bir maddenin tıkayıcı damar hastalıkları, damar sertliğinin ortaya çıkışında rol oynadığını gösteren yayınlar vardır. Bu maddenin kanda artış sebepleri arasında folik asit, vitamin B12 ve B6 eksiklikleri, bazı hastalıklar (pernisivöz anemi, böbrek yetersizliği, tiroid bezlerinin az çalışması, habis tümörler, psöriasis) ve ilaçlar (metotreksat, fenitoin, karbamezapin, teofilin, azarabin gibi) ve östrojen içeren doğum kontrol hapları sayılabilir. İleri yaşlarda ve menopoz sonrası dönemde de homosistein düzeyi yükselmektedir.
Bu listeye bazı yeni risk faktörleri de eklenebilir. Bunlar; bir belirteç olarak olarak C-reaktif protein (CRP), ve angiotensin-converting enzim DD genotipidir.
SONUÇ VE TEDAVİNİN PLANLANMASI
Damar sertliğinde rol oynayan faktörleri, anlaşılması bazen zor gelen, yer yer Türkçe ifadesini bulamadığım, çoğu latinceden gelen ve mecburen kullandığım kelimelerle, her eğitim seviyesinden okuyucumuz olduğunu düşünerek geniş olarak yazdım. Bazı okuyuculara kullandığım bu dil anlaşılır gelebilir. Fakat çoğu insanımız için teorik bir bilgi yüklemesinden öteye geçmeyecektir. Bu nedenle bir özet yaparak, pratikte bu bilgileri nasıl kullanıyoruz diye açıklamam gerekir. Biz de hekimler olarak günlük pratik içinde bu geniş alanı oldukça daraltıp, daha belirgin ve hedefe yönelik şemalar kullanarak tedavileri planlamaktayız.
Hastaların kalbi besleyen koroner ve/veya diğer atardamarlarında damar sertliği hastalığına yakalanma olasılığını ve risklerini değerlendirmek için kullanılan, Türk Kardiyoloji Derneği’nin kılavuzlarında da geçen risk faktörleri kısaca şöyledir:
1.Yaş (erkeklerde 45, kadınlarda 55 yaş üstü)
2. Aile öyküsü (erkeklerde 55, kadınlarda 65 yaşından önce, erken koroner veya diğer bir atardamar hastalığı)
3.Sigara kullanımı
4.Hipertansiyon (140/90 ve üzeri) veya hipertansiyon nedeniyle tedavi altında olmak
5.HDL-kolesterolün 35 mg/dL altında olması
6.Total kolesterolün 200 mg/dL’dan, LDL-kolesterolün 130 mg/dL’dan yüksek olması
7.Şeker hastalığı (Diabetes mellitus) olmak
Bir kişide bu 7 maddeden en az ikisinin birlikte bulunması önemli bir risk taşıdığını gösterir. Damar sertliği (ateroskleroz) riskini azaltmak için yapılacak tedavide primer hedefimiz LDL-kolesterol seviyelerini aşağıya çekmektir. Ayrıca iyi kolesterol diye bilinen HDL-kolesterol seviyelerini yükseltmek diğer hedefimizdir.
Örnek vermek gerekirse; hastada o ana kadar her hangi bir kalp ve damar hastalığı saptanmamışsa ve yukarıdaki 7 risk faktöründen hiçbiri bulunmuyorsa, LDL-kolesterol düzeyinin 160 mg/dl’nin altına düşürülmesi yeterlidir. Bunun için hemen ilaca başvurmuyor, öncelikle hastayı eğitmeye çalışıyoruz. Bu konuda uygun diyet ve "yaşam tarzı değişikliği" şeklinde özetlenen bir dizi önlem tanımlanmıştır (KOLESTEROL başlıklı makaleme bakınız). Bu önlemler yetersiz kalıyorsa o zaman ilaç tedavisi düşünülebilir. Hastada koroner ve diğer atardamar hastalığı yok, fakat risk faktörlerinden en az ikisi mevcutsa LDL-kolesterol hedefimiz 130mg'ın altına inmektir. Hastada koroner, karotis (beyne giden ana damar) veya diğer bir atardamar hastalığı saptanmışsa 130 mg üzerindeki LDL-kolesterol seviyelerinde bile ilaç başlıyoruz ve öncelikle hedefimizi 100 mg’a kadar aşağı çekiyoruz.
Sonuçta hekimler olarak insan sağlığının ve yaşamın rakamlardan ibaret olmadığını bilmekle beraber, araştırmalardan kaynaklanan bilgilerimiz ışığında, damar sertliğinin insan yaşamını tehdit eden tehlikelerine karşı alabileceğimiz her türlü tedbiri almaya ve hastalarımızı korumaya çalışıyoruz.

İstanbul Kalp Damar Cerrahi uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!