İnanmak başarmanın yarısıdır

2006 Yaz mevsimi, İstanbul. Temmuz ayının son haftasını karşıladığımız sıcak bir yaz günü, annesiyle birlikte merkezime gelen 21 yaşındaki Bay B ile ilk defa tanışıyorduk. Kısa bir sohbetin ardından kendisine sunduğumuz kişisel bilgi formunu doldurmasını rica ettik ve ardından çalışma odama geçtik. Doldurulan anketi incelerken daha detaylı bilgilere ulaşmak adına kendisine bazı sorular yöneltirken, son bölümünde yer alan “kilo vermeniz sizin için ne kadar önemli? Lütfen 100 üzerinden bir puan verin: ……….” sorusuna Bay B’nin verdiği yanıt gözüme çarptı. Cevabın yazılacağı alan yukarıda görüldüğü şekilde boş bırakıldığı için mevcut noktalar sebebiyle yazılan rakamı anlamakta güçlük çektim. Verilen cevap 1.000 de olabilirdi, 100,0 tam puan da. Belirsizlik üzerine yanıtı ilk ağızdan öğrenmek istedim ve başparmağımla göstererek “bu soruya kaç puan verdiniz acaba?” diye bir soru yönelttim. Oldukça tok bir ses tonuyla BİNNNN! şeklinde bir yanıt aldım ve işte o an “bu iş tamamdır, Bay B kesinlikle zayıflamayı başaracaktır” diye düşündüm.

Gerçekten de kazandığım deneyimler sayesinde bu soruya verilen puanın 100’ün altına düştüğü durumlarda başarının da doğru orantılı olarak azaldığını sayısız kez gördüm. O yüzden zayıflama tedavisinde kişinin kendisinin tedaviyi gerçekten istemesi kadar önemli bir şey yoktur. İtiraf etmem gerekirse; 18 yaş altındaki hiçbir bireyin, ebeveynlerine “beni bir uzmana götürün, ben zayıflamak istiyorum” dediğini asla düşünmüyorum. “Biz üzerimize düşeni yaptık, zayıflaması için çok sayıda uzmana da götürdük, ama hiçbiri çocuğumuzu zayıflatamadı!” mazeretinin arkasına sığınmak isteyen ailelerin, eleştiri oklarından kurtulmak için başvurduğu bir yol olarak görüyorum. Evlatlarına yeterince vakit ayıran ve gereken ilgiyi, sevgiyi, şefkati, özeni gösterip dengeli beslenmeleri ve hareket etmeleri için uygun ortamlar sağlayan bir ailenin şişmanlık problemi yaşayan çocuğunun olma ihtimali oldukça düşecektir kanaatindeyim.

Endokrinolog tarafından klinik muayenesi yapılan ve kan tahlil sonuçları yorumlanan danışanıma bilgisayar destekli bir sunum yaptım. Düzenlenmesi gereken beslenme programı ile ilgili olarak doktorun görüşlerinin yer aldığı ve tarafıma gönderdiği notu detaylı bir şekilde inceledim. Bilimselliği ve iş disiplini konusunda saygımın sonsuz olduğu, daha önceden de tanıdığım ve pek çok ortak danışanımızın olduğu endokrinoloji uzmanı, düzenlediği belgede Bay B’nin özellikle şeker hastalığı konusunda taşıdığı riskten bahsetmekteydi. Kaldı ki kan tahlilleri de durumu çok net bir şekilde gözler önüne seriyordu. Hemen kolları sıvayarak işe koyuldum, ancak hiç beklemediğim kötü bir sürprizle karşılaştım. Bay B vücut bileşim analiz cihazına çıktığı vakit ekranda “hata” ibaresi belirdi. Çünkü o zamanlar Türkiye’deki vücut bileşim analizi yapan cihazların hiçbiri 150 kg üzerindeki bireyler için tartım ve vücut yağı ölçümü yapamıyordu. Hemen ev tipi bir banyo baskülü ile sorunu çözmeye kalktım. Baskül, 130 kg kapasiteli tam devrini tamamlayıp üzerine 37 kg vücut ağırlığını gösteriyordu ki, o güne kadar gördüğüm en yüksek vücut ağırlığındaki ikinci danışanımla karşılaşıyordum. Florence Nightingale Hastanesi’nde çalıştığım dönemlerde gördüğüm 175 kg ağırlığındaki hastamızdan sonra muayenehane ortamında gördüğüm en yüksek rakamdı 167 kg.

Kötüye doğru gidişatı yavaşlatıp durduran ve daha ilk haftadan itibaren de kilo kaybı ile karşıma çıkan Bay B’nin bu işe sımsıkı sarılmasındaki en büyük etmenlerden biri de, “bir gün 150 kg ve altına düşerek o cihazda vücut analizi yaptıracağım” şeklindeki inadı olmuştu. “Her şerde bir hayır vardır” sözüne örnek teşkil eden bu tablo sadece 35 gün sonunda meyvelerini vermeye başladı. Her kontrole geldiğinde diyetinin enerjisini biraz daha artırmama rağmen hızlı kilo kaybının pek önüne geçemedik ve 5 hafta sonunda 16,3 kg ağırlık kaybı ile cihazda 150,7 rakamını gördük. Başlangıç yağ oranını görme şansım olmadığı için ilk haftalarda mezura, kaliper ve kumpas ile vücut ölçümlerindeki değişime ve özellikle ağırlık kaybına bakarak yol alma kararı vermiştim. O saatten sonra önemli olan Bay B’nin üzerinden bir yük kalkması, daha rahat hareket edebilir hale gelmesi ve hepsinden önemlisi “isteyince oluyormuş” düşüncesinin yerleşmesi idi. Zaten kıyafetlerinin bol gelmeye başlaması, vücut yağ oranındaki kaybın ilk göstergelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Ne mutlu ki, o tarihten sonra vücudundaki yağ ve yağsız dokudaki değişimleri takip etme şansımız olacaktı.

31.08.2006 tarihinden 18.05.2007 tarihine kadar geçen 9,5 aylık sürede (150,7 - 124,9) 25,8 kg ağırlık kaybeden Bay B, (67,8 - 33,1) 34,7 kg yağ kaybetti ve yağsız doku kitlesinde (82,9 - 91,8) 8,9 kg kazanım oldu. Yağsız doku kitlesi başlığı altında yer alan kemik ve organlar değişmeyeceğine göre; (67,1 - 64,6) 2,5 kg su kaybından yola çıkarak (8,9 + 2,5) 11,4 kg kas ve mineral kazanımından bahsetmek mümkün olabilmektedir. Peki, böylesi bir tablo mümkün olabilir mi? Elbette olabilir. Dengeli bir diyet ve düzenli bir spor programı ile kas kitlesini artırmak mümkündür. Ayrıca vücut bileşim analizi cihazları uzun vadede “yalan makinesi” gibi düşünülebilir. Zaten Bay B’nin örneğini bu makaleye taşımamdaki en önemli çıkış noktası buydu: Azmin zaferi…

Bay B ile 03.08.2006 tarihindeki ilk kontrolünde yaşam tarzı değişikliği üzerine detaylı bir görüşme yaptım. Kısa mesafelerde taşıt kullanmamasından, asansör ve yürüyen merdivenlerden uzak durmasına; her lokmadan sonra elindeki çatal ve kaşığı bırakmasından, alışverişe çıkarken karnının tok olmasına kadar pek çok öneride bulundum. Bu tavsiyelerin yer aldığı bir dosyayı da kendisine takdim ettim ve her hafta 1 kere okumasını istedim. 10.08.2006 tarihindeki ikinci kontrolündeki hızlı kilo kaybını görünce ve birkaç gün öncesinde başından geçen bir olayı anlatınca şöyle bir yönlendirme yapma ihtiyacı hissettim:

- Cumartesi günü Bakırköy’de 1 - 2 işim vardı. İstanbul Caddesi’ndeki işimi bitirdim ve ardından Özgürlük Meydanı’na doğru geçmem gerekiyordu. Bakırköy’ü bilirsiniz, ara sokaklardan yürüyerek 5 dakikada meydana ulaşmak mümkün. Halbuki ben kulağı tersten göstermek, hatta bazen trafikte beklemek pahasına her seferinde taksiye veya minibüse binerdim.
- Eee, bu sefer yürüdünüz mü?
- (Göğsünü gererek) Yürüdüm tabi. Ama nasıl yürüdüm, bi’ dinleyin: Tam caddenin köşesinden taksi çeviriyordum ki, aklıma sizin “kısa mesafelerde taşıt kullanmayın” sözünüz geldi ve yürümeye başladım. Malum, yaz mevsiminin tam ortasındayız ve hava oldukça sıcaktı. Postanenin köşesindeki büfeye uğradım ve 1 paket kağıt mendil aldım. İyi ki de almışım; Özgürlük Meydanı’na gidene kadar sadece yüzümdeki teri silmekle tüm paket bitmişti. Üzerimde açık mavi renkli, kısa kollu bir gömlek vardı. İçime atlet de giymemiştim. Öyle bir terledim ki, gömlekte kuru bir yer kalmamış, hatta rengi laciverte dönmüştü. İnanın, gömleği sıksam 1 bardak su çıkardı. İşin en kötü tarafı; göğüs kıllarım direkt olarak gömleğin altından görünüyordu.
- Müthiş. Öncelikle sizi tebrik ederim. Ancak bir teklifim olacak: Sonuçta üniversitede öğrencisiniz ve sıklıkla sosyal ortamlara giriyor, bazen de babanızın işyerine gidiyorsunuz. Terlemenizden yana hiçbir sıkıntı yok, hatta faydası çok. Normalde taze ter kokmaz. Ancak ter ile beslenen bakteriler zaman ilerledikçe kötü kokulara sebep olabilirler. Bu durum gündelik hayatta canınızı sıkabilir ve sizi sosyal ortamlardan, hatta spordan uzaklaştırabilir. O yüzden şöyle bir yol izleyebilirsiniz: Dilerseniz geçen hafta size anlattığım yaşam tarzı değişikliği önerilerinden aktivite ile ilgili olanları tamamen unutun. Yine kısa mesafelerde taşıt kullanmaya, yürüyen merdiven ve asansörleri tercih etmeye vs devam edin. Ancak her duş öncesi hafif de olsa ter atmaya özen gösterin. Örnek olarak; evin sokağına girince taksiden inin ve son birkaç dakikalık mesafeyi yürüyün. Apartmana girince merdivene yönelin. Sonuçta duş alıp üstünüzü değiştirme olanağı olacağı için böylesi bir problem de yaşamamış olursunuz. Göreceksiniz ki, zayıfladıkça terleme oranınız da dolaylı olarak azalacaktır.
- Anlaştık, yüzünüzü kara çıkarmayacağım…

Diyete başlamadan önceki dönemlerde atacağı adımın bile hesabını yapan danışanım, zayıfladıkça aktivite yapmak adına elindeki tüm olanakları kullanmaya başladı. Yeşilköy sahilinde arabasından inip yürüyen ve arkadaşının direksiyona geçip kendisini takip etmesini isteyen, oturdukları sitedeki kullanılmayan spor salonu ve kapalı havuzun aktif hale getirilmesi için site yöneticisi olan annesini devreye sokup düzenli olarak spor yapan, 140 cm derinlikteki havuzda yürüyen ve yüzen Bay B güvenimi tam anlamıyla kazanmıştı. Hatta diyete başladığı ilk günlerde evinin banyosundaki yüksek tasarlanmış küvete bile girmekte zorlandığını belirten Bay B’nin, sadece birkaç ay sonrasında karateci edasıyla bacağını yaklaşık 175 cm yüksekliğe kadar kaldırdığını görünce ben bile çok etkilenmiştim. Hele ki bana bir itirafta bulundu ki, bahsetmeden geçemeyeceğim:

- Turgay Bey size ne kadar teşekkür etsem azdır.
- Hayırdır?
- Bende, yıllarca almadığım tat duygusunu ortaya çıkardınız. Bana köftenin gerçek tadını öğrettiniz.
- Anlamadım, nasıl yani?
- Geçen akşam arkadaşlar “hadi burger yiyelim” diye tutturdular. Bir fast food zincir mağazaya gittik. Herkes büyük seçim mönüler isterken ben ne yaptım: Sadece 1 adet mayonezsiz hamburger ve yanında küçük boy ayran aldım.
- İyi bir seçim yapmışsınız. Eskiden bu tür yerlerde neler yediğinizi en ince ayrıntısına kadar anlatmıştınız bana. Tebrik ederim sizi, harikasınız.
- Durun hocam, bitmedi. Asıl şimdi başlıyor hikaye: Eskiden olsa o hamburgeri 2 ya da 3 ısırıkta bitirirdim. Ama ben ne yaptım; önce gözlerimle süzdüm, kokladım ve küçük bir ısırık aldım. Hemen ardından ellerimden tepsiye bırakıp yan döndüm. Hissederek çok iyi bir şekilde çiğnedim, çiğnedim, çiğnedim ve ardından arkadaşlarla sohbete devam ettim. Sonra tekrar küçük bir ısırık aldım ve aynı şekilde maksimum tadı almayı denedim. O hamburgerin bitmemesi adına elimden gelen tüm gayreti gösterdim ve hayatımda bir lokmayı hiç çiğnemediğim kadar ağzımda çevirmeye başladım. İşte o zaman anladım ki, ben o güne kadar sırf yemiş olmak için yemek yiyormuşum. Sizin sayenizde o güzelim köftenin, ekmeğin, besinlerin gerçek tadını almayı öğrendim. Sizi içtenlikle tebrik ederim.
- Müthiş bir hikaye. Bunu başarabildiğiniz için asıl ben sizi tebrik ederim. Paylaşımınız için de ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum.


Muğla Diyetisyen uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!