İlişkilerde Sınırlar: Sağlıklı Bir Birliktelik İçin Sınır Koyma Stratejileri

Birçok kişi sınır koymayı bencillik ya da sevgisizlikle karıştırır. Oysa sınır koymak, “seni
önemsiyorum ama kendimi de ihmal etmiyorum” diyebilmenin bir yoludur. Kendi ihtiyaçlarını
fark edemeyen ya da ifade edemeyen bireyler, ilişkide sürekli veren taraf haline gelebilir. Bu
durum kısa vadede sorun yaratmasa da uzun vadede duygusal yük birikimine ve ilişkiye
karşı içsel bir uzaklaşmaya neden olur.
Sağlıklı sınırların temelinde öz farkındalık yer alır. Kişinin neye ihtiyacı olduğunu, hangi
durumlarda rahatsızlık hissettiğini ve hangi davranışların kendisini zorladığını fark etmesi,
sınır koymanın ilk adımıdır. Fark edilmeden tolere edilen durumlar, zamanla patlayıcı
çatışmalara dönüşebilir. Bu nedenle sınırlar, öfke anlarında değil; sakin ve net bir iletişimle
ifade edildiğinde işlevseldir.
İlişkilerde sınır koyarken kullanılan dil de en az sınırın kendisi kadar önemlidir. Suçlayıcı,
tehditkâr ya da ultimatom içeren ifadeler savunma yaratır. Bunun yerine duygu ve ihtiyacı
merkeze alan bir yaklaşım benimsenmelidir. “Beni sürekli araman beni bunaltıyor” demek
yerine, “Gün içinde biraz yalnız kalmaya ihtiyacım olduğunda daha iyi hissediyorum” şeklinde
ifade etmek, karşı tarafın duygusal temasını korur.
Sınırlar yalnızca bireysel alanlarla ilgili değildir; aile ilişkileri, sosyal çevre, zaman kullanımı,
mahremiyet, dijital alanlar ve duygusal sorumluluklar da sınırların kapsadığı alanlardır.
Özellikle çift ilişkilerinde, kök ailelerle kurulan sınırların net olmaması sık karşılaşılan bir
gerilim kaynağıdır. Bu noktada çiftlerin “biz” alanını koruyabilmeleri, ilişkinin sağlıklı şekilde
ilerlemesi açısından önemlidir.
Aile ve çift danışmanlığı sürecinde sınırlar, ilişkisel bir bağlamda ele alınır. Amaç taraflardan
birini “haklı” çıkarmak değil; her iki bireyin de ihtiyaçlarını görebildiği, esnek ama net bir ilişki
yapısı oluşturmaktır. Sağlıklı sınırlar öğrenilebilir ve zamanla güçlendirilebilir becerilerdir. Bu
süreçte bireylerin suçluluk duygusuyla değil, sorumluluk bilinciyle hareket etmeleri
desteklenir.
Sonuç olarak sınır koymak, ilişkide kopuş değil; temasın daha sağlıklı bir zeminde sürmesini
sağlar. Kendi alanını koruyabilen bireyler, ilişkide daha dengeli, daha şefkatli ve daha
sürdürülebilir bağlar kurabilir. Sağlıklı bir birliktelik, sınırların olmadığı değil; sınırların karşılıklı
olarak tanındığı ve saygı gördüğü ilişkilerde mümkün olur.

