Gestalt terapi
Gestalt terapi

Gestalt terapi, Fritz (Frederick) Perls, Laura Perls ve Paul Goodman tarafından geliştirilmiş bir terapi yaklaşımıdır. “Gestalt” Almanca bir kelime olup doğrudan Türkçeye çevrilememekle birlikte şekil, bütün, örüntü anlamlarına gelmektedir. Bu terapi yaklaşımı adını, bütüncü bakış açısı ve algı çalışmaları üzerinde odaklanan Gestalt psikolojisinden almıştır. Aynı ismin kullanılmasının bu birbirinden farklı iki disiplin için yanlış olduğunu düşünenler olmakla birlikte Gestalt terapisinin temel yöntemlerinin felsefi açıdan Gestalt psikolojisinden elde edilen bilgiler üzerine temellendiğini (Yontef,1982;akt.Daş,2014) savunanlar da olmuştur.

Öne sürdüğü savlar göz önünde bulundurulduğunda Gestalt terapinin salt bir kurama dayanmadığı, bir çok kuram ve düşünceden etkilenerek eklektik bir yapılanma oluşturduğu görülmektedir. Kendisi de klasik psikanalist gelenekten gelen Perls psikoanaliz, gestalt psikolojisi, Alan kuramı, varoluşçuluk, fenomenoloji ve beden terapisinden oldukça etkilenmiştir ( Acar,2004).

Gestalt terapi kuramı insan doğasının gelişmeye, büyümeye ve kendini gerçekleştirmeye yönelik olduğunu savunan varoluşçu düşünceyle hareket eder. Bunun için yapılması gereken ilk şeyin bireyde “farkındalık” oluşturmak olduğuna inanılır. Kendisinin ve çevresinin farkında olan birey davranışlarının ve duygularının sorumluluğunu alıp seçimler yapabilmektedir. Terapide bireyin farkındalığını artırmaya odaklanılır. Bireylerin, “aslında olmadıkları” birinin özelliklerine sahip olmalarını değil; aksine, daha çok kendi özelliklerini ve potansiyellerini farkedip bunlara sahip çıkabilmelerini ve “kendilerini gerçekleştirmelerini” amaçlar (Dalmaz,2012).

Gestalt Terapi Kavramları

İhtiyaçlar

GT Kuramcıları yaşamın temel amacının ihtiyaçlar ve ihtiyaçları karşılamak olduğunu vurgular. İhtiyaçların karşılanması önemlidir, karşılanmayan ihtiyaçlar ise bireyi zorlamakta ve mutsuz olmasına sebep olmaktadır. Bir Gestalt, bir şekil veya orada olan özellik demektir; zemin ise yaşantının tümüdür (Murdock,2013). GT de şekil-zemin kavramları ihtiyaçların ortaya çıkış ve karşılanma sürecini açıklamak için kullanılmaktadır. O an dikkatimizi çeken, ihtiyacımız olan şey şekli oluştururken bunun dışında fonda kalan her şey zemini oluşturmaktadır. İhtiyaç farkına varılan tamamlanmamış gestalttir ve şekli ifade eder. Geriye kalan ve odağımızda olmayan her şey ise zeminde kalır (Susayan birinin susuzluğu giderilinceye kadar suya odaklanması). GT Kuramcıları bu kavramları bir döngü halinde açıklar: İlk adımda duyum oluşur daha sonra ihtiyacın farkına varılır. Organizma ihtiyacını karşılamak için harekete geçer. İhtiyaçla temasa geçilir. Eğer ihtiyaç karşılanırsa Gestalt tamamlanmış olur yani ortadan kalkar ve o anki ihtiyacımız zemin haline gelerek yeni Gestaltler oluşturulur. Bu sürekli işleyen dinamik bir yapıdır. Bu döngüde yaşanan bir sıkıntı ihtiyacın giderilememesine dolayısıyla da bireyin sorun yaşamasına neden olur. Bu döngü Geştalt yaklaşımına göre tanı koyarken yararlanılan haritalardan biridir (Daş,2014). Oluşturulan bu harita yoluyla kişinin bu döngünün hangi aşamasında sıkıntı yaşadığı anlaşılarak bu doğrultuda hangi tekniklerin kullanılması gerektiğine dair bir rota belirlenir.

Farkındalık

Bireyin kendinin ve çevresinin farkında oluşu gestalt terapinin kişilik kuramında önemli bir yer tutmaktadır. Farkındalık büyümenin, gelişmenin ön koşulu sayılır. Terapide de bireyin farkındalık düzeyi artırılmaya çalışılır. Farkında olmak bir anlamda Doğu felsefelerindeki “aydınlanma” kavramı ile benzerlik göstermektedir (Daş,2014). Bireyin duygu, düşünce, davranışlarının ayırdında olması, hem kendiyle hem de çevresiyle temas kurmasıdır. Buna bireyin fiziksel eylemleri de dahil edilmektedir. Örneğin birey terapi esnasında bir konuyu anlatırken dişlerini sıkıyorsa terapist tarafından bu eylemine dikkat çekilerek danışanın eyleminin farkında olması sağlanır. Dikkat edilmesi gereken bir husus da farkındalığın geçmişe ya da geleceğe dair değil “an”a dair oluşudur. Geçmiş eylem ya da durum için geçmişte değil içinde bulunulan anda farkındalık oluşur. GT kuramcıları geçmişin geçmişte kaldığı geleceğin ise henüz yaşanmamış olduğu için gerçek olan tek zamanın şimdiki an olduğuna inanır. Bu yüzden de danışanın dikkatini içinde bulunduğu ana odaklaması ve danışan tarafından kullanılan cümlelerin şimdiki zaman ekiyle kullanılması istenir.

Bilinçdışı

Gestalt terapide “bilinçdışı” algısı Freud’un bilinçdışı tanımından oldukça farklılık göstermektedir. Freud bilinçaltını bilinç düzeyine ulaşmayan ve açığa çıktığında tepkiyle karşılaşacak biyolojik dürtüler olarak tanımlarken Gestalt terapistleri için ise bilinçdışı bir farkında olma/farkında olmama durumudur. Kişi için farkında olunmayan fonda bulunan şey bilinçdışına tekabül etmekte, farkında olunmayan şey daha sonra ön plana çıkarak şekil haline gelebilmektedir. Nevrotik hastalarda ise farkında olunmayan durumların bilinçli şekilde fona gönderildiği düşünülür. Bu anlamda Freud’un bilinçdışı tanımıyla benzerlik gösterse de Gestalt terapistleri, hastanın anlayabileceği şekilde olması için terapist tarafından tercüme edilmeye ihtiyaç duyan, “birincil süreçler” bilinçdışına inanmazlar (Corsini&Wedding,2012).

Temas

Gestalt terapide temas; görme, duyma, dokunma gibi yollarla ilişki kurmadır. GT kuramcıları bakmakla görmek arasında fark olduğunu düşünür. Dolayısıyla temas kurmak bakmak değil görmektir (Acar,2004). Yani farkındalığın farkındalığıdır. Farkındalığın farkındalığı da bireye kendi farkındalıklarına dair bozuklukları düzeltme yetisi kazandırır. GT de terapi sürecindeki ilk temas danışanın terapistle kurduğu temastır ve terapide temas ve temasın farkındalığı üzerine yoğunlaşılır. Zira nitelikli bir temas gestaltin çekirdeğini oluşturur ve ihtiyacın karşılanmasına yönelik yapılır.

Perls ve arkadaşları bütün temasları organizmanın ve çevrenin “yaratıcı uyum” sağlaması olarak yorumlar (Corsini&Wedding,2011). Yaratıcı uyum sağlama organizma ve çevre arasındaki dengeyi ifade eder. Bu organizmanın çevreyi değiştirme ve varolan koşullara uyumuna işaret eden bir dengedir. Organizmanın ihtiyaçları için çevreyi değiştirmesini ve çevreye uyum sağlayabilmek için kendini değiştirmesi arasında kuracağı dengeye işaret eder. Birey yaşadığı çevre içinde hem çevreden farklılığını korumaya çalışarak hem de çevredeki farklılıkları özümsemeye çalışarak varlığını sürdürebilir. Gestalt yaklaşımına göre ruh sağlığının bozulmasının temel sebeplerinden biri kişi ve çevre arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanmaktadır. Kurama göre kişi ile çevre bir bütündür. Kuramın temel felsefelerinden biri olan “Paradoksal Değişim Kuramı”na göre kişi olmadığı bir insana dönüşmeye ne kadar çalışırsa, o denli aynı kalacaktır. Kendini uymayan bir kalıba sokmaya zorlamak bireyi bütünleştirmek yerine parçalara ayıracaktır. Temasın devam etmesiyle gelişmenin de kaçınılmaz olduğuna inanılır.

Gestalt kuramında yaşam organizma ile çevre arasındaki temas sınırının fonksiyonu olarak tanımlanır. Temas sınırından kasıt ben ve başkası sınırlarının tanınması, iki kişi /nesneyle kişi arasında bir sınır oluşturulmasıdır. Sınırlar kelimenin çağrıştırdığı ayrışma anlamından ziyade bütünleşmeyi içermektedir. Sağlıklı olanın, bu sınırın katı ya da geçirgen değil esnek olması gerektiğidir. Gestalt kuramında farkındalığın eşlik etmediği bir temasın gelişmeyi ve büyümeyi beraberinde getiremeyeceği aksine temas sınırında bir takım problemlere sebep olacağı düşünülmektedir. Bu süreç temas bozuklukları ya da sınır problemleri olarak adlandırılmaktadır (Murdock,2013). Temas bozuklukları bazı durumlarda sağlıklı bazı durumlarda ise sağlıksız olarak nitelendirilmektedir:

Saptırma, kişinin çevreden gelen uyarıcılardan uzak durup temastan kaçınarak kendini bu temasın oluşturacağı duygulardan uzak tutmasıdır. Bu duygular genelde rahatsız edici duygulardır. Kişi bunu konuşmalardan uzak durarak, anlatılanları dinlemeyerek, gereksiz ayrıntılara takılarak, konudan uzaklaşarak ve göz teması kurmama gibi bir çok yolu deneyerek yapar. Amaç kendisini rahatsız edecek durumlarla yüz yüze kalmamak, kendini korumaktır. Saptırma temas sınırının kullanımı bazı durumlarda yararlı olabilecekken bazı durumlarda ise zararlı etkiler doğurmaktadır. Karşılaşıldığında baş edilemeyecek tramvatik durumlarda saptırma yapmak bireyi, duruma daha hazırlıklı olmasını sağlayıp bu durumun daha yıkıcı etkilerinden koruyacakken farkında olmadan ve sürekli kullanılan saptırmalar ise izolasyona sebep olacaktır.

İçe alma, çevreden gelen her türlü uyarımın ya da mesajın kabul edilmesidir. Yemek yeme metaforu üzerinden anrlatılırsa yemeğin çiğnenmeden yutulması bir içe almadır. Gelen mesajlar hiç sorgulanmadan ve farkındalık olmadan benimsenirse sağlıksız bir içe alma gerçekleşir. İçe yansıyanlar tamamen organizmanın işleyişine katılmış değillerdir (Corsini&Wedding,2011). İçe almanın sağlıklı olması, gelen mesajın organizma tarafından asimile edilmesi demektir. Örneğin size öğretilen fikirleri inançları sorgulamadan kendi değerlerinize göre yorumlamadan doğrudan kabul ederseniz sağlıksız bir içe alma gerçekleştirmiş olursunuz. Dil öğrenme ya da anlatılan bir derste ihtiyacımız olan bilgilerin alınması ise içe almanın sağlıklı olduğu örneklerdendir.

Yansıtma, kişinin kendinde bulunan duygu,düşünce ya da özellikleri bir başka kişi nesne ya da duruma yüklemesidir.Bu temas sınırı bireyin kendi farkındalığından uzaklaşmaya çalıştığını gösterir.Birini sevmememizi onun bizi sevmediğine inanmak şeklinde değiştirirsek duygumuzun farkındalığından kaçmış ve yansıtma yapmış oluruz.

Kendine döndürme, dışa çevrilecek olan enerjinin içe çevrilmesidir. Kabul görmeyeceği düşünülen eylem birey tarafından kendisine yöneltilir ya da birey kendine yapılmasını istediği şeyi başkalarına yapar. Bu temas sınırının sağlıklı ya da sağlıksız olduğunu belirleyen farkındalıktır. Perls ve arkadaşları farkında olmadan yapılan kendine döndürmenin bastırma ile aynı olduğunu bu nedenle nevrotik olduğunu düşünür (Murdock,2013).

İç içe Olma, sınırların yokluğu olarak da adlandırılır. Bireylerin kendi duygu ve değerlerine ilişkin farkındalıkları azalır. Kabul edilme ihtiyacı, çok güçlü olanlar, sınırların yokluğunu yaşayabilirler, kabullenilmek için kendi gerçek duygularından, fikirlerinden feragat edebilirler (Sharf,2014).

Şimdi Ve Burada

Terapide şimdi ve burada olma vurgusu geçmişi yok sayıp geleceği görmezden gelmeyi değil bireyin şimdiki zamanda yaşamasını sağlamaya yöneliktir. Birey geçmişi düşünüp hayıflanmakla ya da geleceğe dair beklentilerinde kaygı duymakla enerji harcayacağına içinde olduğu zamana odaklanmalıdır. Danışanı şu ana getirmek için, ne ve nasıl soruları, nadiren de niye soruları sorulur. Kişinin duygularının terapi esnasında "şimdi ve burada" kavramı doğrultusunda yaşaması ve tam bir farkındalık kazanması amaçlanır (Kunter,1995). Kişinin kendi gerçeklerinin farkındalığına ulaşması için yaşamış olduğu olayları şimdi yaşıyormuş gibi hissetmesi istenir.

Bitirilmemiş İşler

Bitirilmemiş işler de GT de önemli bir kavramdır. Bitirilmemiş işler kavramı, Rus psikolog Bluma Zeigarnik’in çalışmalarından temellenen bir kavramdır. Rus psikolog yemek yediği bir restoranda garsonların siparişleri servis süresince hatırladıkları ancak sipariş tamamlanınca tamamen unuttukları gözleminden yola çıkarak yaptığı çalışmalarda, işlerini tamamlayan insanlardan ziyade yarım bırakanların işlerini 2 kat daha fazla hatırladıklarını görmüştür. Zeigarnik’in çalışmalarını temel alan bu kuramda insanların çevrelerindeki her şeyi doğal biçimde tamamlama eğiliminde oldukları vurgulanmaktadır (acikarsiv.ankara.edu.tr). Tamamlanamayan işlerin ise kişide huzursuzluk yarattığı düşünülmektedir. Yarım kalmış işler genel olarak öfke, acı, söylenmemiş sözler, dargınlık, ayrılık, nefret gibi tamamlanması güç duygular olmaktadır. Bu yarım kalan duygular bireyi rahatsız eder. Birey ifade edemediği yani bastırdığı duygularla yüzleşene kadar devam eder (Corey, 1977;akt. Kunter,1995).

GT de bitirilmemiş işler kişinin ihtiyaçlarını tatmin olacak şekilde karşılayamadığını gösterir. Eğer ihtiyaç karşılanmaz ise Gestalt tamamlanamaz ve şekil zemine aktarılamaz dolayısıyla karşılanmayan bu ihtiyaç kişiyi rahatsız etmeye devam eder.

Direnç

Yaklaşımının temelinde direncin bir savunma mekanizması olduğu görüşü yatmaktadır. Birey kendisine dışarıdan bir şey dayatıldığında bütünlüğünü korumak için direnç gösterir. Kendini korumak bireyin hakkıdır çünkü kendini koruma doğuştan getirilen bir güdüdür. Bu yüzden gestalt terapide direnç ortadan kaldırılması gereken bir durum olarak değil yaşanması ve incelenmesi gereken bir durum olarak düşünülür ve direncin ortadan kaldırılmasının bireyi kendini koruma hakkından mahrum bırakılarak bütünlüğünü bozacağına inanılır. Direnç bireyin kendisiyle bütünleşmesini sağlayarak gelişimini desteklemekte ve onu toplumcu bakış açısının ötesine götürmektedir. Bu yüzden terapi esnasında ortadan kaldırılması değil desteklenmesi gereken bir durum olarak değerlendirilir. Zira direnci kırmak bireyin kendiliğini kırmak anlamına gelmektedir.

Gestalt yaklaşımda direnç kişiliği çözümlemede ve geliştirmede faydalanılacak önemli bir araç olarak görülür. Bu yüzden direncin kendisi sağaltıcı bir araç olarak kullanılır. Terapide danışmanın amacı da kişinin bu dirençlerinin farkına varmasını sağlayarak dirençlerinin temelindeki ihtiyaçları görebilmesine ve bu ihtiyaçları giderebilmesine yardımcı olmaktır. Danışman terapi esnasında danışan neye direniyor, nasıl direniyor, kendisini nasıl ve neye karşı koruyor sorularının cevaplarını bulmaya çalışır (Ne ve nasıl sorularının soruluyor olmasının sebebi çözümün sorunun yapısında olduğu ve şimdiki zamanda aranması gerektiği düşüncesidir). Terapide bu sorulara cevap bulabilmek için gestalt terapide genel olarak kullanılan tekniklerin bir çoğuna başvurulabilmektedir. Fritz Perls de kullanılan tekniklerin çoğunun dirençlerin farkına varılabilmesi için düzenlendiğini belirtmiştir. Dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan birinin terapistin, danışanın direnç göstermesine izin vermesi ve onu desteklemesi gerektiğidir. Dirençle ilgili uygulanabilecek tekniklerden biri terapistin paradoks uygulaması yaparak yaşadığı şeyi yoğun bir şekilde yaşamasına izin vermesidir. Örneğin danışan sorulardan sıkıldım diyorsa terapist sıkılmayı yaşamaya devam et diyerek bu yaşantı hakkında farkındalığını artırabilir. Ancak danışana neden bu uygulamanın yapıldığı da belirtilmelidir. Bir diğer yöntem danışmanın danışandan direnciyle bir diyalog kurmasını istemesine dayanmaktadır. Danışandan direncini karşısındaki bir duvar gibi düşünüp onunla konuşması istenir. Bu yolla danışanın direnci hakkında daha çok bilgi edinerek farkındalığı artırılmakta ve direncinin sorumluluğunu alarak onu kişiliğinin bir parçası kabul etmesi sağlanmaktadır.

Temel olarak direnç ele alınırken göz ardı edilmemesi gereken en önemli şey terapistin duyarlı ve bu teknikleri kullanırken deneyimli olması gerektiğidir. Teknikler doğru şekilde uygulandığı taktirde danışan direnciyle yüzleşip onu kişiliğiyle bütünleştirerek değişime hazır hale gelecektir.

Kutuplar

Yaşam birbirinin zıddı şeylerle örülüdür. İyiliğin ne olduğundan bahsetmenin yolu aynı zamanda kötülüğün de ne olduğunu bahsetmekten geçer, yine çirkinliğin ne olduğunu tarif edebilmemiz için güzelliğin ne olduğundan da söz etmemiz gerekir. Her şey aslında kendi zıddını içinde barındırır. Yaşama bu şekilde kutuplaşmalar olarak bakış, gestalt yaklaşımındaki bütüncül ve varoluşsal unsurları göstermektedir (Akkoyun,2005). Terapiye göre kişilikte de birbirine zıt iki yön vardır. Bazen bu yönlerimizden birini kabul etmekte diğerini ise reddetmekteyiz. Bu reddediş bütünlüğümüzü bozmakta ve gelişmemize engel olmaktadır. Terapinin amaçladığı ise kişiliğin tüm yönlerinin fark edilip kabul edilmesidir. Gestalt terapide “top dog” kişinin bastırgan yanını ki bu Perls tarafından psikanalizdeki süper egoya benzetilmekte olup “under dog” ise basılgan ve savunma yapmak zorunda kalan yanını ifade etmektedir (eleştiren yan-pasif yan gibi). GT kuramcıları insanların kutuplarından birini kabul edip diğer uçtakini reddettiği düşünür ve terapide bu iki zıt yönün birbirleriyle uzlaşmaları, bütünleşmeleri ve birbirlerini kabul etmeleri amaçlanır.


Van Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!