Gün içerisinde zamanımızın büyük çoğunluğunu teknolojinin herhangi bir ürünüyle meşgul olarak tüketmekteyiz. Teknolojik unsurlar ile farkında olmadan yaptığımız bu uğraş yine farkında olmadan kendimize verdiğimiz birçok olumsuzluğu da beraberinde getirmektedir.

İnsan doğası gereği merak ve araştırma içerisinde bilgiyi hızla tüketme çabasındadır. Bu yüzden modern yaşamın bir getirisi ya da dayatması olan bu unsurlar her alanda kullanım ve erişim kolaylığı ile vazgeçilmezlerimizdendir. Oysa bu kolaylığın aynı zamanda çok ciddi sağlık problemlerini de beraberinde getirebildiğini unutmamak gerekir.

TEKNOLOJİK ÜRÜNLERİN BEYİN YAŞLANMASINA VE BİREYSEL YAŞAMA KATKILARI!!!!!


Son zamanlarda teknolojik ürünlerin insanların ihtiyaçlarının üzerinde hem sayısal hem de fonksiyonel olarak hızla artması dozajı ayarsız tüketimi de beraberinde getirmiştir. Çağımızın teknolojik ürünlerinin başında yer alan güçlü kitle iletişim kaynaklarından cep telefonu, tablet, bilgisayar ve yaşamımıza hızla giren internet; bilgilenme, işlem yürütme, haberleşme, eğitim ve eğlence fonksiyonlarıyla hayatımızın ayrılmaz bir parçası olmuştur. Öyle ki ihtiyacın üzerinde tüketilen bu ürünler zamanla alışkanlığa hatta bağımlılığa kadar sürüklemektedir. Küçük yaşlardaki çocuklar dahi günümüzde cep telefonu, tablet ve bilgisayarla önce eğlence amaçlı tanışmakta, daha sonra onları okulda zaman zaman ödev hazırlamak için kullanmaktadır ve bu kullanım kontrolsüz bir eyleme dönüşmektedir. Artık çocuk ya da yetişkin her birey neredeyse, bilgisayar ve internet, TV, cep telefonu bağımlısı olmuştur. Bağımlılık dediğimiz şey insanın sahip olduğu herhangi bir şeyi sürekli yanında istemesi, kaybetmek istememesi, kaybedeceği endişesi ile ona sıkıca sarılması, zarar verdiğini bildiği halde kontrolsüz bir şekilde ondan kopamamasıdır. Bir anlamda takıntı haline dönüşmesidir. Öyle ki, artık ‘Teknoloji Bağımlılığı’ psikiyatri kliniklerinde de önemli bir rahatsızlık olarak yerini almıştır.
Bilgisayar, cep telefonu vb. başında geçirilen çok uzun vakitler insanların sosyal ilişkilerini, iş ve okul hayatlarını olumsuz etkileyip, içe kapanmaya ve başarısızlıklara neden olmaktadır. Sanal bir ortam yaratılıp, gerçek yaşama adaptasyon sorunları yaşamaya sürüklemiştir. Sağlıklı ve doğru kullanıldığı sürece insanlara yararlı olduğu düşünülen ve insan tarafından yaratılan bu makinelerin kölesi haline gelinmesine dikkat edilmelidir.


İnsan makineleşmekte, duygusallığından uzaklaşmaktadır. Duygusal, dünyanın değerlerini, yani insanî değerleri doyasıya yaşayamayan insan, farkındalığını kaybederek duyarsızlaşmakta ve yerini robotlaşmış bir nesneye bırakmaktadır. Teknolojiye esir olan insanlar, duygusal çöküntüye uğrarken yaşamı boş, anlamsız kabul ediyor. Bireyin kendi zihinsel sürecinin sonucu olmayan kazanımlar, ezber ve bir başka sistemin dayatması sonucunda oluştuğu için, önceki öğrenmeler ve deneyimlerle ilişkilendirilmemekte ve bu da öğrenmeyi anlamsız ve işe yaramaz kılmaktadır. Unutulmaya mecbur ve işlenilme çabası gerektirmeyen ve her an yeni bir bilgi bombardımanına da maruz kalan insan beyni artık işlem yapma yeteneğini de zamanla kaybedebilmektedir. Unutkanlığımızın artış göstermesi bunun en önemli sonuçlarındandır. Aktif kitap okuma ve not alma, sık sık sözel iletişimde bulunma, yazılı kaynak üzerinde bilgi edinme ve kavram haritaları oluşturma, bilgiyi, kopyala_yapıştır yönteminden ziyade daha kalıcı ve anlamlı kılmaktadır. Tüm bunlar aslında farkında olmadan yaptığımız beyin egzersizleridir.


Teknolojik gelişmeler, sağladığı kolaylıklar yanında artık yaşamı riske sokan seviyelere ulaştığı, insanları esareti altına alarak mutsuzluk kaynağı olduğu, ilişkileri olumsuz etkilediği, duygusal çöküntü yaşanmasına, yaşamın boş ve anlamsız kabul edilmesine yol açtığı bilimsel temelli yazınlarda da sıklıkla vurgulanmaktadır. Öyle ki, yalan söyleme, sinirlilik, huzursuzluk, dikkat ve konsantrasyon sorunları, korku ve kaygılar, depresyon, gerçek yaşamdaki kişilerle iletişim sorunları ve gerçek yaşamdaki olaylara ilgisizlik, uyku ve yeme düzensizlikleri, iş ve okul performansında düşüş gibi daha ağır sonuçlara bile neden olduğu gözlemlenmiştir.


Denetimsiz bilgisayar ve internet, cep telefonu vb. kullanımı eğitim sistemine de zarar vermektedir. Aranılan her bilginin internette kolayca bulunması sebebiyle; öğrencilerin kitap okuma alışkanlığından vazgeçmesi, verilen ödevlerin kütüphane yerine bilgisayardan alıntı yapılarak hazırlanması, öğrencinin araştırmacılık yönünün körelmesi, deney ve gözlem gibi aktif öğrenme metotlarının rafa kaldırılması gibi olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.


Gelişen teknolojik unsurlar hayat standartlarında artış sağlamış olmasına rağmen bireylerin bağımlılık düzeyinde tüketimi gerek kültürel gerek sosyal gerek sağlık ve gerekse eğitim alanında yadsınamayacak derecede yaşam alanını değersizleştirmektedir. Uzun süre ekran başında hareketsiz kalan kişiler nasıl oturduğunun farkında olmayarak, gözleri ekrana kilitlenmiş, sırt öne eğilmiş, eller klavye ya da fare üstünde olarak saatlerce bilgisayar başında zaman geçirmekte; sonunda gözlerde yanma-batma, bel-boyun kaslarında ağrı ve sertleşme, elde-kolda uyuşukluk, genel yorgunluk gibi şikayetler ortaya çıkmaktadır. Bu hareketsizlik gelişimsel tüm alanlara sirayet etmektedir. Çocuk ya da yetişkinin bu süreçte, sanal dünyayı gerçek dünyadaki ilişkilere tercih etmesi sebebiyle aile fertlerine yeterli zamanı ayıramamakta, ailesiyle bağları zayıflamakta, sosyal faaliyetleri azalmakta, spor faaliyetlerinden uzaklaşmakta, dışarı çıkmak istememekte kısacası: kendini sosyal iletişimden soyutlamaktadır. Konuşma geriliğinden tutun da beyin fonksiyonlarına kadar işlevselliği ciddi oranda azalan, toplumun bir parçası olan birey, yalnızlaşmakta ve kültürel değerlere karşı bile bir değersizleştirme , farkındalık ve duyarlılık körlüğüne mahkum olmaktadır.Artık düşünme, yorum yapma, sentezleme, yeni çözümlemeler oluşturabilme ve en önemlisi bakış açısı oluşturabilme yeteneğinden yoksun, birbirine benzeyen tek tip varlıklar çoğalmaktadır.

Uzmanlara göre, çocuklar teknoloji icadı suni araçlarla yalnızlığa itiliyor. Dijital çağın zararlarının en büyük hedefi çocukları, çok erken yaşlardan itibaren bu teknolojik ürünleri kullanmaya özendirmemek gerekiyor. En başta ebeveynlerin buna örnek olması önemli bir husus. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) cep telefonun kanser ve beyin tümörüne neden olduğunu 2007 yılındaki raporunda da açıklamıştır. Yapılan araştırmalar 12 yaşından küçük çocukların kesinlikle cep telefonu kullanmaması gerektiğini, 13-20 yaşındaki çocukların ise sadece acil durumlarda kontrollü olarak kullanabileceklerini vurgulamıştır. Günümüz teknolojik yaşamın hayat standartlarında sağladığı konfor ve ihtiyaçsız tüketim, maalesef bireyde yalnız sağlık anlamında meydana gelen rahatsızlıkların değil nefes alan yeni robotlar üretiminin bile önüne geçememektedir. Sadece büyümeye terk edilmiş konuşamayan, bir fikri olamayan teknolojiden beslenen robotlar! Özellikle küçük yaştaki çocukların konuşma ve dil bozukluklarında son yıllarda görülen artış da yadırganamayacak boyuttadır. Tüm vaktini ekran başında doğal iletişimden yoksun geçiren çocuk kendini ifade etme yeteneği olan konuşma becerisini bile ya sağlıklı olarak kazanamamakta ya da geliştirememektedir. Bu yüzden son yıllarda 0-6 yaş çocuklarında görülen Artikülasyon bozukluğunda da ( doğru ses çıkaramama) ciddi artış gözlemlenmesi dikkat çekicidir.


Erzurum Pedagog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!