İlkbaharın gelmesi ve havaların her geçen gün biraz daha ısınmasıyla birlikte kışlık kıyafetlerin yerini yazlıklar almaya başladı. Tam da bugünlerde herkesi farklı bir telaş sarmış durumda: Kimisi fazla kilolarından kurtulma derdinde, kimisi ise bu durumu fırsat bilerek o kişilerin cüzdanlarına göz dikmekte ve bilimsel olmayan yöntemlerle toplumun sağlığı ile oynamakta. “Uzman” veya “yaşam koçu” adı altında herkes bir yol tutturmuş gidiyor. Haydi bu sene toplum olarak uyanalım da diploması olmayan veya lisansı olduğu halde layıkıyla işini yapmayan sağlık tacirlerine göz açtırmayalım:

□ Akupunktur iğneleri, yanında verilecek düşük enerjili diyet listesine kişinin kendini hazır hissetmesini sağlar. Kilo verdirir, bu kilolar aynı hızda geri alınır.
□ Pasif jimnastik aletleri kilo vermeyi sağlamaz, sadece ince görünmeyi sağlar.
□ Zayıflama çayları sadece su kaybettirir, kişi kendini zayıflamış hisseder. Vücut kaybettiği sıvıyı yerine koyduğu vakit kilolar geri gelmiş olur. Yaşanacak bağırsak tembelliği (kabızlık) ise cabası.
□ Tek tip besine dayalı diyetler bıkkınlık sağlar, kişide diyet sonrası aşırı besin ve kilo alımı görülür. Kaybedilen kas ve su da işin diğer bir boyutu.
□ Zayıflama ilaçları hekim kontrolünde alınmadığı takdirde kanser hatta ölüm gibi çok ciddi sonuçlara neden olmaktadır. Zaten tek başına alınan zayıflama ilacının bir etkinliği yoktur. 3 Aylık diyet ve egzersiz tedavisine yanıt alınamadığı durumlarda destek olarak kullanılmalıdır.
□ Zayıflama eşofmanları sadece su kaybı sağlar. Zayıflamada önemli olan yağ kaybıdır.

Çözümü bilimde aramakta yarar var. Unutulmamalıdır ki; her başarısız deneme vücutta zayıflamaya karşı direnç oluşmasına yol açar ve işi yokuşa sürer. Bu nedenle kesin karar vermek şart. Sürekli kilo alıp vermektense, kilolu bile olsanız o kiloyu sabit tutmanız daha sağlıklıdır.

Öte yandan her gün kitle iletişim araçlarında onlarca mucize diyet ile karşılaşılmakta. Bu tip diyetlerin çoğu başlangıçta hızlı kilo kaybı sağlasa da, kısa bir süre sonra bu kilolar fazlasıyla geri alınmaktadır. Bu tip diyetler sağlığa zarar vermekte ve metabolizmanın bozulmasını sağlayarak ömrü kısaltmaktadır. Gerçek ağırlık kaybı vücuttaki yağ kitlesinin azalması ile mümkündür. Kas ve su kitlesindeki kayıplar hem sağlık açısından risklidir, hem de kalıcı ağırlık kaybına neden olmamaktadır. Ağırlık kaybının hızlı olması öncelikle su, sonrasında kas kitlesindeki azalma ile ilişkilidir.
Genel ilkeleri benzer olmakla birlikte diyet mutlaka kişiye özel olarak hazırlanmalıdır. Çünkü herkesin metabolizması birbirinden farklılık gösterir, tıpkı parmak izi gibi. Multifaktöriyel bir hastalık olan şişmanlığın tedavisinde multidisipliner bir yaklaşım gerekir. Dahiliye uzmanı veya endokrinolog, diyetisyen, fizyoterapist ve psikolog ile ekip halinde tedavi edilmesi durumunda daha sağlıklı sonuçlar alınabilir. Zayıflama diyetlerinin, kişinin (yaş, cinsiyet, boy uzunluğu, vücut ağırlığı, fiziksel aktivite düzeyi, beslenme alışkanlıkları vb.) özelliklerine göre enerji ve besin öğesi içermesi; yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırabilmesi ve yavaş (0,5 - 1 kg / hafta) ağırlık kaybı ile bireyin yeni beslenme programını yaşam tarzı haline getirmesini sağlayabilmesi gerekir. Unutulmamalıdır ki; ayda 6 kg üzerinde ağırlık kaybı metabolik olarak başka sağlık problemlerine zemin hazırlamaktadır. Kişi, seneler içerisinde aldığı kiloları birkaç haftada vermeye çalışmamalı. Bu uğurda aç karına greyfurt veya limon suyu içmenin, kabak çekirdeği yemenin, yosun tabletlerinden, kekik sularından ve form çaylarından medet ummanın hiçbir bilimsel dayanağı olmadığı gibi; faydadan çok zarar verdiği aşikardır. Yaşam tarzı haline getirilemeyen hiçbir yönteme başlamamak gerekir.

Zayıflama sürecinde sabırlı olun

Dünya Sağlık Örgütü aylık ağırlık kaybını 2 - 4 kg arasında olması gerektiğini vurgulamaktadır. Kişi çok şişmansa ve ameliyata hazırlanacaksa, anestezi riskini azaltmak için doktor ve diyetisyen gözetiminde ayda 6 kg verdirilebilir. Yoksa kimse 20 senede aldığı kiloları 20 günde vermeye kalkışmamalı, sabırla tedavinin üzerine gitmelidir. Zayıflamanın temelinde eğitim yer almaktadır. Dahiliye uzmanı veya endokrinolog kontrolünde yapılacak klinik muayenenin ardından elde edilen kan tahlil sonuçları yorumlanarak, kişi diyetisyen eşliğinde tıbbi beslenme tedavisine alınmalıdır. Egzersiz ve davranış değişikliği tedavisinin yerleştirilmesi ile hedefe ulaşılmalı ve kişi koruma programına alınmalıdır. 3 Ay süresinde diyet, egzersiz ve davranış değişikliği tedavisi uygulanmadan kimseye ilaç tedavisi ve/veya cerrahi tedavi uygulanmamalıdır.

Ağırlık kaybının geçmişine bakıldığında; midede hacim oluşturan posa tabletlerinin sindirim sisteminde tıkanmalara, kafein ve amfetaminlerin bağımlılığa, çok düşük enerji içeren diyetlerin ve sindirim sistemine yapılan cerrahi müdahalelerin besin öğesi yetersizliklerine, protein diyetlerinin böbrek ve kalp problemlerine, kalp yetmezliği sonucu ölümlere neden olduğu görülmektedir.

Daha önceden edinilen tecrübelerden ders çıkarmak ve aynı hataları tekrarlamamak gerekir. Ancak bu noktada Türk toplumunun önemli bir zaafı ortaya çıkıyor: Trafikte, can ve mal kaybı ile sonuçlanmış bir kaza mahallinden geçerken ölümün ne kadar soğuk olduğunu hatırlar, üzerinden 2 dakika geçmeden aşırı süratle gitmeye devam ederiz. Hasta ziyareti sonrasında hiç vakit kaybetmeden bi’ sigara yakarız. Deprem ve sel gibi doğal afetlerden bir türlü ders çıkarmaz, hayata kaldığımız yerden aynen devam ederiz. Arabasına gösterdiği özeni vücuduna göstermeyen bir toplumuz maalesef. Estetiği bir kenara bırakıp sağlık adına fazla yağlardan kurtulmak gerekir. Ancak şu bir gerçek: Sağlığın şakası olmaz!

Öte yandan,

• Tayt giyerek fazla kilolarının farkına bile varmayanlar,
• Golf oynarken yürümemek için golf arabası kullananlar,
• Spor yapmaksızın zayıflatan ayakkabıların (!) varlığına inananlar,
• Uzun saçları nedeniyle duş almaya üşenip spor yapmaktan kaçınanlar,
• Otogarlarda taşıyıcılık veya semt pazarlarında küfecilik yaparak, hatta sokaklarda köpek gezdirerek para kazananlar,
• Öğrencilik dönemlerinde haftada sadece 2 ders saati zaman ayrılan beden eğitimi dersine girmek yerine sağlık raporu alıp test çözenler,
• Askerde rapor alıp spordan kaçan, askerlik sonrası para verip (!) spor salonuna kayıt olan, ancak bir türlü vakit ayırıp da spor yapamayanlar olduğu sürece obezite daha da yaygınlaşacaktır.

Harekete geçin

Durumu sadece enerji alımını kısıtlamak olarak görmemeli, enerji harcamasını da artırarak negatif enerji dengesi kurmak gerekmektedir. Tüm bunlara karşılık sabanla tarla sürmek, değirmende buğday öğütmek, dere kenarında döverek çamaşır yıkamak vb tarihe karıştı. Asansör ve yürüyen merdivenlere henüz alışmışken yürüyen bantlarla tanıştık. El ve ev aletlerinden bisiklete, damacana su pompasından diş fırçasına, kepenkten perdeye kadar her şeyin elektrikli veya şarjlı alternatifleri ile karşılaştık. Tam otomatik çamaşır makinesinden çıkan kıyafetleri silkeleyip asma zahmetinden kurtulmak için çamaşır kurutma makineleri icat edildi. Arabalarda el yordamıyla ayarlanan dikiz aynaları, kolu çevrilerek açılan pencereler, düğmesi döndürülerek ayarlanan radyo istasyonları, anahtar kullanılarak açılan kapılar ve kontak; yerlerini elektrikli ve kumanda ile çalışan donanımlara bıraktı. Günümüzde arabaların radyo ve CD çalarını direksiyondan kumanda etmek, otomatik vites veya hız sabitleyici sayesinde debriyaja, hatta gaza bile basmadan seyahat etmek mümkün olabilmektedir.

Fotosel ve sensörler sayesinde ufacık bir hareketle çalışan kapıdan lambaya, musluktan sabunluğa, el kurutma makinesinden çöp kovasına kadar pek çok cihaz insanların hareketsizliğine yepyeni bir boyut kazandırdı. Hatta “timer” sayesinde o ufacık harekete bile gerek kalmadan bahçe sulamak, aydınlatmaları açıp kapamak, hatta balıklara yem vermek gibi işleri düzenli olarak gerçekleştirmek mümkün olabilmektedir. Teknoloji uzmanları, insanlar gece kalktıklarında rahatça bir şeyler atıştırabilsin diye buzdolaplarına lamba koymayı bile ihmal etmemişler. Şaka bi’ tarafa, özellikle aşırı besin alımı ve hareketsizlik sayesinde ortaya çıkan şişmanlık, pandemi (kıtalararası yayılan salgın bir hastalık) şeklinde ilerlemeye devam etmektedir. Şişmanlık, sağlığın yanı sıra estetik açıdan da çok önem taşımaktadır. Sonuçta her 2 cinsiyette de bedene giyilen t-shirt için; üst tarafın dar, alt tarafın bol olması istenir.

Her duyduğunuza inanmayın

Nasıl ki yanlış ilaç tedavi etmez, sağlığı tehdit ederse; benzer şekilde yanlış diyet de tedavi etmez, sağlığı tehdit edebilir. Ancak ülkemizde maalesef ilaç ve diyet konusunda insanlar halen ilgili uzmana başvurmaktan ziyade arkadaşına, komşusuna veya internete danışıyor. “Bak bu bana iyi geldi; al, sen de kullan” zihniyetini aşamadığımız sürece daha çok canlar yanacak gibi görünüyor. Tıp eğitimi almamış kişilerin insanlara sağlık öğütleri vermesi, hele ki ilaç veya diyet önerisinde bulunması son derece yanlıştır. Her mesleğin amatörlüğü olur, ama sağlık profesyonellerinin olmaz.

Biz Türkler olaylara tek taraflı bakmayı çok severiz. “Doktor bana ‘sigarayı bırak!’ dedi ama kendisi de içiyor, neden bırakayım ki?” diyerek bazı mazeretlerin arkasına sığınırız. Bu durumda doktor da hastası da yanlış bir davranış göstermektedir. Ancak bizler, bilim insanlarının ağzından çıkan sözleri çoğu zaman için dikkate almayarak, nasihatlere kulak asmayarak yaşayan bir toplumuz. Başımıza gelmedikten sonra “bana bir şey olmaz!” düşüncesi ile hareket etmeyi pek severiz. Uzmanların “kalp - damar hastalıklarına karşı kırmızı şarap ve bitter çikolatanın koruyucu etkileri vardır” gibi sözlerini hemen benimser, aynı uzmanın “haftada en az 3 gün tempolu yürüyüş yapılmalıdır, şekerden ve kızartmalardan kaçınmak gerekir” gibi yaşam tarzı değişikliklerini hiçbir zaman dikkate almayız. Yani sadece işimize geleni uygularız. Ülkemizde örnek tavırlar sergileyen bir uzmanın örnek alındığı pek görülmemiş bir olaydır. İşin trajikomik tarafı; ikinci el araba alırken, kendi kullandığı aracını satan dünya kadar oto tamircisi ilanı gözümüze çarpmasına rağmen “doktordan” sözünün prim yaptığı bir toplumda yaşıyoruz. Buna karşılık doktorları değil de siyasileri örnek alarak radyasyonlu çay veya kuşburnu çayı içen, kilo verdirdiği inancıyla 1 kg altın çilek meyvesi için dünya kadar para harcayan ve sonrasında ekonomik krizden dert yanan bir toplumuz. Ve sonrasında ne enteresandır ki bozulan sağlığını veya kötüye giden ekonomisini dikkate alan bir politikacı bulmakta zorlanıyoruz.

Nice insandan kilo verdiriyor, yağ yakıyor, metabolizmayı hızlandırıyor gibi duyumlar sonrası maden suyu, çim suyu, kekik suyu, ballı - limonlu su, ılık su, sirkeli su, alkali su, zayıflama çayı içtiğine ve kabak çekirdeği yediğine tanık oldum. Denizde dokunmaktan bile çekindikleri yosunların tabletlerini, içeriğinde ne tür kimyasalların bulunduğunu bilmedikleri sözde “bitkisel” bazen de özellikle “kaçak” zayıflama haplarını kullandığını, hatta tok tutar düşüncesi ile pamuk yuttuğunu vs mesleki hayatımda çok defa duydum. Yani bilimle yakından uzaktan ilgisi olmayan davranışlar sergilemekte üzerimize yok. O nedenle bugün birisi çıkıp “maydanoz basendeki yağları eritiyor” dese maydanozun fiyatı sanırım 3 - 5 kat artar.

Gün geçmiyor ki kitle iletişim araçlarında çarpıcı açıklamalar yapılmasın. Bilim, doğruların artmasından ziyade yanlışların azalması ile de ilerler. Ancak sağlık, beslenme ve özellikle şişmanlık alanında gündemi meşgul eden o kadar çok yöntemden söz edilmektedir ki; insanlar neye, kime inanacaklarını şaşırıyor. İnternet ortamında arama motorlarında Türkçe “diyet” kelimesini sorguladığınızda 0,12 saniye gibi kısa bir sürede yaklaşık 8.750.000 sayfanın; İngilizce “diet” kelimesini taradığınızda ise 0,17 saniye içerisinde 458.000.000 web sitesinin açıldığı hesaba alınırsa durumun ne kadar içler acısı olduğu ortaya çıkmaktadır. Maalesef “kanıta dayalı tıp” uygulaması yerine “uzmanın sözüne dayalı tıp” gündemi meşgul etmektedir.

Geleneksel Türk mutfağından şaşmayın

Geçmişte insanlar buğdayı yetiştiği haliyle tüketirlerdi. Günümüzde ise buğday rafine edilmekte, üzerindeki kabuk ve kepeğinden ayrılmaktadır. Böylelikle vitamin, mineral ve eser elementler bakımından zengin olan kısmını yitirmekte ve kan şekerini daha hızlı yükselten beyaz bir zehir haline gelmektedir. Sıkça tüketilen beyaz ekmek, sandviç, pizza, açma, poğaça, börek, kek, pasta vb ürünler genellikle beyaz undan yapılmaktadır. Geleneksel doğal besinler, yerini Batı türü beslenme şekline bıraktı. Tahıl ürünleri saflaştırıldı ve şeker tüketimi arttı; kurubaklagil, sebze ve meyvelerin tüketiminde ciddi azalmalar söz konusu oldu. Yeni nesil, hazır besin tüketiminde sınır tanımaz hale geldi. Türk mutfağında hemen her yemekte kullanılan soğanın bile küp şeklinde doğranmış halini paketlenmiş ve kullanıma hazır bir şekilde marketlerde bulabilmek mümkün. Eski çağlarda yemek bulabilmek için avlanmak zorunda olan insanlar, günümüzde telefon veya internet sayesinde hiç enerji harcamadan dünya kadar enerji alabilecekleri besinleri dakikalar içerisinde sipariş edebilmektedir. “Fast food” diye adlandırılan hızlı ve hazır besin tüketimi ile birlikte enerji, şeker, doymuş yağ, trans yağ asitleri ve sodyum tüketimi artarken; posa, kalsiyum, folik asit, A ve C vitamini açısından yetersizlikler söz konusu olabilmektedir. Halbuki geleneksel Türk mutfağında yer alan besinleri ölçülü olarak tüketmek obezite konusunda tedavinin anahtarıdır. Farklılık yaratmak düşüncesiyle ülkemizde bulunmayan tahıl, sebze, meyve gibi besinleri ithal ederek, Batı türü beslenme şeklini veya ünlüleri örnek alarak beslenme modelimizi değiştirirsek ve tüm bunların neticesinde zayıflama konusunda “mucize” beklersek yenilgiyi baştan kabullenmiş oluruz.

Sonuç olarak; zayıflama programı kişiye özel, bireyin benimseyip, yaşam tarzı haline getirerek uygulayabileceği, yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırabilecek özellikte olmalıdır. Obezitenin tedavisinde tek başına diyet tedavisi yeterli olmamakta, beraberinde egzersiz programı ve davranış değişikliği tedavisi de gerekmektedir.


Muğla Diyetisyen uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!