Halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabet, pankreastan doğuştan insülin salgılanmaması ve ya zaman içinde insülinin yetersiz salgılanması sonucu kanda şeker miktarının yükselmesiyle karakterize bir metabolik hastalıktır. Diyabet 2 çeşide ayrılır :

Tip I Diyabet ; çocukluk ve gençlik çağında ortaya çıkar ve kesinlikle insülin iğnesi ve diyet ile tedavi edilir.

Tip II Diyabet ; daha çok yaşlılıkta ortaya çıkar, diğer adı da yaşlılık şekeridir. Diyet tedavisi ve şeker hapları ile tedavi edilir. Çok ilerleyen vakalarda insülin iğnesi de kullanılır.

Her iki tip diyabette de mutlaka beslenme tedavisi şarttır. Amaç ; kandaki şekerin açlıkta 100 mg/dl‘nin altında, toklukta ise 120 mg/ dl’ nin altında olmasını sağlamaktır.

Tip II Diyabette en önemli risk faktörü kişinin yanlış beslenmesidir. Uzun süre aç kalıp ( 5 saatten uzun ) birden yoğun bir şekilde yemek yemek, tatlı ve hamurişi gibi karbonhidrattan zengin, özellikle de basit karbonhidratlardan yüksek beslenmek yanlış bir beslenme şeklidir. Ve diyabet için zemin oluşturur.

Yoğun basit karbonhidrat dediğimiz sofra şekeri ve beyaz undan yapılan besinlerin tüketilmesi ile kana bir anda geçen yüksek miktarda glikoza, salgılanan insülin yeterli gelmez. Uzun süre aç kalınca pankreasın uzun aralıklarla insülin salgılaması yapması çalışmasını yavaşlatır. Birden yüksek miktarda glikoz kana geçtiğinde yavaşlamış pankreas insülin salınımını yeterli miktar yapamaz ve kanda şekerin yüksek kalmasına sebep olur.

Aynı şekilde üst beden şişmanlığı, diğer adıyla ‘ android tip ‘ şişmanlık, halk arasında ‘ elma tip ‘ şişmanlık yüzünden pankreas etrafındaki yağ dokusunun artması da pankreasın çalışmasının yavaşlamasını sağlar ve insülin salınımını olumsuz etkiler.

Beslenme tedavisinin esası az ve sık beslenmeye dayanır.

Bireyin günü kullandığı saatler esas alınarak uyandığı andan itibaren kahvaltı – öğle – akşam ana öğünleri ve bu saatlere uygun şekilde de ara öğünleri ayarlanmalıdır.

Ana ve ara öğünlerin arasındaki süre 3 saati geçmemelidir.

Her öğünde hem bir karbonhidrat kaynağı hem de bir protein kaynağının beraber tüketilmesi, kan şekerinin çok fazla yükselmesini engeller ve kişinin kendini daha enerjik hissetmesini sağlar.

Basit karbonhidrat dediğimiz sofra şekeri ve beyaz undan yapılan besinler kullanılmaz.

Kompleks karbonhidrat dediğimiz kepekli ve tam tane undan yapılan besinler tercih edilir.

Patates, havuç gibi şekeri yüksek sebzelerle beslenmekten kaçınılmalıdır.

Kuru meyveler, muz, incir, şeftali, karpuz, kavun, üzüm, hurma, dut gibi glisemik indeksi yüksek ( yani kan şekerini hızlı yükselten ) meyvelerden uzak durulmalıdır.

Bal, pekmez, reçel gibi şekerli gıdalardan uzak durulmalıdır.

Şeker ilaveli her türlü içecek kullanılmamalıdır.

Kişinin aldığı kalori değerinin yüksek olması da kandaki şekeri yükselteceğinden, alması gereken kalori ; yaşına, cinsiyetine, kilosuna, yağ – kas oranına, çalışma şekline ve fiziksel aktivite derecesine göre ayarlanmalıdır.

Kişinin günlük fiziksel aktivitesini arttırarak kandaki şeker düzeyinin düşürülmesine yardımcı olunmalıdır.

Diyabetli birey sürekli insülin tedavisi gördüğü için kanındaki en düşük şeker düzeyi sabah aç karnına olmaktadır. Spor yapan diyabetli bireylerde sabah aç karnına yapılan sporlar kan şekerini daha da düşüreceğinden kişiyi olumsuz etkileyebilir. Şeker düşüklüğü halsizlik ve korku yaratıp kişiyi spordan soğutup, sedanter bir hayata yönlendirebilir. Bunu engellemek adına spor saatleri herhangi bir ana öğünden 2 saat sonra ya da herhangi bir ara öğünden 1 saat sonra olarak ayarlanmalıdır.

İnsülin tedavisi gören diyabetli kişilere beslenme eğitimi bir diyetisyen tarafından düzgün ve açık, anlaşılır bir şekilde anlatılmalıdır. Çünkü insülin iğnesi yapıldıktan sonra yemek yemenin geciktirilmesi durumunda kan şekeri aşırı düşeceğinden hipoglisemi yaşanabilir. İleri derece hipoglisemide kişinin hemen hastaneye gitmesi gerekebilir.

Öğün saatlerinin kesinlikle aksatılmaması ve kişinin kendisine verilen diyet programını kendi kafasına göre azaltmaması çok önemlidir. Bunun önemi diyabetli kişiye açık ve anlaşılır bir şekilde diyetisyen tarafından anlatılmalıdır.

Kişi mecburiyetten yemek yiyemediği ve bu yüzden şeker düşüklüğü yaşadığı durumlarda hipoglisemiye girmemesi ve kan şekerinin hızlıca normal değerlere ulaşması için evdeyse 1 çay bardağı ılık suya 2 – 3 adet küp şeker karıştırılıp içirilmelidir. Dışarıda böyle bir durumla karşılaşılırsa 1 küçük kutu meyve suyu içirilmelidir. Hasta yakınları bu konuda bilgilendirilmelidir.

Diyabetin komplikasyonları arasında damar tıkanıklığı, diyabete bağlı kalp yetmezliği, karaciğer yağlanması, böbrek yetmezliği gibi rahatsızlıklar oluşmaktadır. Bunun için yiyeceklerle beraber fazla yağ almaktan da kaçınılmalıdır. O yüzden yağsız pişirme yöntemleri tercih edilmeli, süt ve süt ürünlerinde yağsız veya yarım yağlı olanlar kullanılmalı, rafine tuz tüketiminin azaltılması ve yine tuz yönünden zengin turşu, konserve, salamura besinler ve şarküteri ürünleri ( salam, sucuk, sosis gibi ) kullanılmamalıdır.

Tarçın üzerine araştırmalar her ne kadar devam ediyor olsa da meyvelerin veya süt – yoğurdun içine tarçın katmanın kan şekerini dengeleyici bir etki yarattığı düşünülmektedir.

Bol su içmek metabolizmanın daha rahat çalışmasını ve kanın incelmesini sağlayacağından damarlar üzerine de olumlu ve koruyucu etki yaratacaktır.


Bursa Diyetisyen uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!