Çölyak Hastalığı

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir
Çölyak Hastalığı: Tanımı ve Nedenleri
Çölyak hastalığı (Gluten duyarlı enteropati), genetik yatkınlığı olan bireylerde gluten içeren gıdaların tüketilmesiyle ortaya çıkan, ince bağırsağı etkileyen ve yaşam boyu süren kronik bir gıda alerjisidir. Gluten; buğday, arpa, çavdar ve yulaf gibi tahıllarda doğal olarak bulunan ve gıda sanayisinde kıvam verici olarak kullanılan bir proteindir.
Çölyak hastaları gluten içeren besinler tükettiğinde, bağışıklık sistemi ince bağırsaklara zarar vererek yanıt verir. Bu süreçte, ince bağırsakta emilimi sağlayan ve villus adı verilen parmak benzeri yapılar düzleşerek işlevini yitirir. Bu durum, vücudun ihtiyaç duyduğu besinlerin emilememesine yol açar.
Hastalığın Görülme Sıklığı ve Risk Faktörleri
Çölyak hastalığının (ÇH) gelişiminde genetik ve çevresel faktörler birlikte rol oynar. Bu nedenle hastalığın görülme sıklığı ülkeler ve ırklar arasında farklılık göstermektedir. Yapılan araştırmalar, hastalığın kadınlarda erkeklere oranla daha sık görüldüğünü ortaya koymaktadır.
Bazı sağlık durumlarında Çölyak hastalığı görülme riski normal popülasyona göre daha yüksektir:
- Birinci derece akrabalarda çölyak öyküsü (10 kat daha fazla risk)
- Tip I Diyabet ve Tiroid hastalıkları
- Addison hastalığı ve Down Sendromu
- Selektif immunglobulin A (IgA) eksikliği
- Osteopenik kemik hastalıkları
Çocuklarda Çölyak ve Koruyucu Stratejiler
Çocukların diyetinde gluten bulunmadığı sürece hastalık ortaya çıkmaz. Buğday tüketiminin yoğun olduğu Avrupa ve Kuzey Amerika gibi bölgelerde hastalık yaygınken, Çin ve Japonya'da neredeyse hiç görülmez. Anne sütü ile beslenme, hastalığın gelişim riskini azaltan en önemli faktörlerden biridir.
| Koruyucu Stratejiler | Açıklama |
|---|---|
| Anne Sütü | En az 4-6 ay boyunca tek başına verilmelidir. |
| Beslenme Zamanlaması | Erken dönemde unlu gıdalardan kaçınılmalıdır. |
| Çevresel Faktörler | Viral enfeksiyonlar ve sigara dumanından uzak durulmalıdır. |
Türkiye'de Çölyak Hastalığı Gerçeği
Ülkemizde sağlıklı çocuklarda yapılan kapsamlı bir araştırma (Erzurum merkezli, 6-17 yaş grubu), Çölyak prevalansının 1/115 olduğunu göstermiştir. Bu oran, hastalığın toplumumuzda zannedilenden çok daha yaygın olduğunu kanıtlamaktadır.
Özellikle akraba evliliklerinin sık olması ve unlu gıdaların temel besin kaynağı olarak erken yaşta tüketilmeye başlanması, ülkemizdeki vaka sayılarını artırmaktadır. Bu durum, halk sağlığı açısından konunun önemini bir kez daha vurgulamaktadır.
Çölyak Hastalığının Belirtileri Nelerdir?
Çölyak hastalığı, tüm sistemleri etkileyebilen ve çok farklı klinik bulgularla seyredebilen bir yapıya sahiptir. Belirtiler kişiden kişiye değişiklik gösterebilir:
Tipik Belirtiler:
- Kusma ve ishal
- Karın şişkinliği ve iştahsızlık
- Kilo alamama ve büyüme geriliği
- Boy uzamasında yavaşlama
Atipik Belirtiler:
- Kansızlık (anemi) ve karaciğer enzimlerinde yükseklik
- Ağızda iyileşmeyen yaralar ve diş çürükleri
- Saç dökülmesi ve kemik kırılmaları
- İnfertilite (kısırlık) ve sık düşük yapma
Tanı ve Teşhis Yöntemleri
Çölyak, belirtileri başka hastalıklarla karıştığı için tanısı en zor konulan rahatsızlıklardan biridir. Kesin tanı için izlenmesi gereken adımlar şunlardır:
- Özel Kan Tahlilleri: Serolojik tarama testleri uygulanır.
- İnce Bağırsak Biyopsisi: Deneyimli bir çocuk gastroenteroloji uzmanı tarafından yapılmalıdır.
- Genetik Takip: Ailesinde çölyak olan bireyler, şikayetleri olmasa dahi mutlaka tetkik yaptırmalıdır.
Tedavi: Glutensiz Yaşam
Günümüzde Çölyak hastalığının bilinen tek tedavisi ömür boyu glutensiz diyet uygulamaktır. Diyetin başlamasıyla birlikte ince bağırsaklar hızla düzelir ve şikayetler ortadan kalkar.
Tüketilmemesi Gerekenler: Buğday, arpa, yulaf ve çavdar içeren tüm gıdalar. Tercih Edilmesi Gerekenler: Pirinç, patates, nohut, mercimek, kestane, soya ve fındık ürünleri.
Hazır gıdalar tüketilirken mutlaka etiket kontrolü yapılmalı ve "glutensiz" ibaresi aranmalıdır. İçeriğinden emin olunmayan hiçbir gıda tüketilmemelidir.
Sonuç ve Öneriler
Çölyak hastalığının bağırsak dışı belirtilerinin sağlık personeli tarafından iyi bilinmesi, "su altındaki buzdağının" görünür kılınması için kritiktir. Özellikle demir eksikliği anemisi ve malnütrisyonun yaygın olduğu bölgelerde tarama programları hayati önem taşır. Unutulmamalıdır ki; serolojik testler yol gösterici olsa da kesin tanı için ince bağırsak biyopsisi şarttır.


