Doktorsitesi.com

BESİN ALERJİSİ-BESİN İNTOLERANSI-BESİN DUYARLILIĞI

Dr. Tijen Acarkan
Dr. Tijen Acarkan
15 Mayıs 2019194 görüntülenme
Randevu Al
BESİN ALERJİSİ-BESİN İNTOLERANSI-BESİN DUYARLILIĞI
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Beslenmenin Temelleri ve Besin Grupları

Canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli maddeleri oral yolla alma işlemi olan beslenme, tüm canlıların en temel zorunlu ihtiyacıdır. Besinler; kimyasal yapılarına göre organik ve inorganik, elde edildikleri kaynaklara göre bitkisel, hayvansal ve mineraller, vücuttaki işlevlerine göre ise enerji verici, yapıcı-onarıcı ve düzenleyici olarak sınıflandırılır.

Sağlıklı bir beslenme programının sürdürülebilmesi için temel besin gruplarının belirli oranlarda ve dengeli bir şekilde tüketilmesi kritiktir. İdeal bir beslenme planında makro besin öğelerinin dağılımı şu şekilde olmalıdır:

Besin GrubuTavsiye Edilen Günlük Oran
Karbonhidratlar%55 - %60
Yağlar%20 - %25
Proteinler%10 - %20
Vitamin ve MinerallerGeri kalan dengeli miktar

Sindirim Sistemi ve Bağırsak Sağlığının Önemi

Sindirim sistemi, ağızdan başlayarak anüse kadar uzanan, özelleşmiş bölgelerden oluşan karmaşık bir kanal sistemidir. Bu sistemin her aşamasında mekanik ve kimyasal sindirimi sağlayan sıvılar hayati rol oynar. Tükürük, mide salgıları, safra, pankreas ve ince bağırsak sıvılarının toplamı günde ortalama 3-4 litreyi bulmaktadır.

Bağırsaklar, sadece bir atılım organı değil, bedenin en stratejik parçalarından biridir. Yaklaşık 400 metrekarelik mukoza alanı, 200 milyon sinir hücresi ve devasa bir lenfatik ağ ile donatılmıştır. Salgıladığı hormonlarla endokrin sistemin, mukoza salgılarıyla ise immün sistemin bir parçası olarak kabul edilir. Bu nedenle, sağlıklı bir beden ancak sağlıklı bağırsaklarla mümkündür.

Sağlıklı Beslenmede Temel Kriterler

Beden sağlığını korumak için beslenme alışkanlıklarının üç ana kalite standardına uygun olması gerekir:

  • Besin Kalitesi: Tüketilen gıdaların üretim koşulları, organik olup olmaması ve katkı maddesi içerip içermediği.
  • Beslenme Kalitesi: Öğün düzeni, besin gruplarının günlük tüketim oranları ve haftalık beslenme döngüsü.
  • Mide-Bağırsak Sistemi Kalitesi: Sindirim, emilim ve atılım süreçlerinin sorunsuz işlemesi; herhangi bir alerji veya hassasiyetin bulunmaması.

Besin Yan Etkileri: Alerji, İntolerans ve Hassasiyet

Besinlerin vücutta oluşturduğu yan etkiler genel olarak üç ana başlıkta incelenir. Avrupa Klinik İmmünoloji ve Alerji Akademisi'nin sınıflamasına göre bu durumlar toksik ve non-toksik (alerji ve intolerans) olarak ayrılır.

1. Besin Alerjisi

Besin alerjisi, bağışıklık sisteminin gösterdiği aşırı duyarlılık reaksiyonudur. Bu reaksiyonlar dört farklı tipte gerçekleşebilir:

  1. Tip I (IgE Kaynaklı): Alerjenle temas sonrası anında gelişen, ürtikerden anaflaksiye kadar değişen reaksiyonlar.
  2. Tip II (Antikor Aracılı): Vücudun kendi hücrelerine karşı IgG ve IgM antikorları geliştirmesiyle oluşan süreçler.
  3. Tip III (İmmün Kompleks): Antijen-antikor komplekslerinin dokularda (böbrek, eklem, cilt) birikmesiyle oluşan hasarlar.
  4. Tip IV (Hücre Aracılı): T lenfositleri ve doğal öldürücü hücrelerin rol oynadığı gecikmiş tip duyarlılıklar.

2. Besin İntoleransı

Bağışıklık sisteminin dahil olmadığı, tamamen enzim eksikliği ile ilgili olan metabolik reaksiyonlardır. En yaygın örnekleri laktoz ve fruktoz intoleransıdır. Tanı, eksik olan enzimin tayini ile konulmaktadır.

3. Besin Hassasiyeti

Bağırsak disbiyozisi sonucu bozulan mukoza bariyerinden kana geçen besin artıklarına karşı vücudun IgG antikorları üretmesidir. Bu durum, normalde sorunsuz tüketilen besinlere karşı zamanla reaksiyon gelişmesine neden olur.

Disbiyozis ve Besin Hassasiyeti Belirtileri

Besin hassasiyetinin temelinde, bağırsak florasının dengesinin bozulması yani disbiyozis yatar. Antibiyotik kullanımı, hatalı beslenme, alkol ve ağır metaller bu dengeyi bozar. En sık hassasiyet görülen besinler arasında süt ürünleri, yumurta, gluten ve rafine karbonhidratlar yer alır.

Besin hassasiyetinde sık karşılaşılan klinik belirtiler:

  • Meteorizm (gaz) ve hazımsızlık
  • Kabızlık ve dışkılama düzensizlikleri
  • Ödem ve açıklanamayan kilo artışı
  • Halitozis (ağız kokusu)
  • Kan şekeri düzensizlikleri

Tedavi Yaklaşımları ve Sonuç

Besin hassasiyeti ve disbiyozis tedavisinde multidisipliner bir yaklaşım benimsenmelidir. Tedavi sürecinde şu yöntemler kullanılabilir:

  1. Nöralterapi ve Bağırsak Florasının Düzenlenmesi
  2. Sindirim Enzimi Desteği ve Latent Asidoz Tedavisi
  3. Kolon Hidroterapi ve Rektal Ozon Tedavisi
  4. Pulsatif Manyetik Alan Tedavisi ve Detoksifikasyon
  5. Candida Albicans Hiperkolonizasyonuna Müdahale

Sonuç olarak, beslenme bir alışkanlıktır ve kalıcı iyileşme için sağlıklı beslenme, yeterli su tüketimi ve düzenli fiziksel aktivite yaşam tarzı haline getirilmelidir. Unutulmamalıdır ki; hastalık yoktur, hasta vardır ve her tedavi süreci hekim tecrübesiyle kişiye özel planlanmalıdır.

Etiketler

Besin duyarlılığıBeslenmeAlerjiAllerji

Yazar Hakkında

Dr. Tijen Acarkan

Dr. Tijen Acarkan

Dr. Tijen ACARKAN, 1973 yılında İstanbul'da doğmuştur. Lisans öncesi öğrenimlerinin ardından İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde başladığı tıp eğitimini 1996 yılında başarıyla tamamlayarak Tıp Doktoru unvanı almıştır. 

Lösemili çocuklar Vakfı hastanesi ve Sağlık Turizm Hekimliği tecrübelerinden sonra ve ilaç sektöründe medikal danışmanlık yapmış, 2005 yılından itibaren Türkiye ve Almanya'da Tamamlayıcı Tıp tedavi yöntemleri ile ilgili eğitimler almaya başlamıştır.

Elektrovoll, Vega sistemleri, Akupunktur, Nöralterapi, Manyetik Alan, Ozon tedavisi, Homeopati, Hipnoterapi, Kineziyoloji, Manuelterapi, Mezoterapi, Beslenme Danışmanlığı ve Cinsel terapi alanında eğitimler almış olan Dr. Tijen ACARKAN, Nöralterapi eğitimlerini Prof. Dr. Nazlıkul'dan aldıktan sonra 2009 yılında Nöralterapi uzmanı olmuştur.

Dr. Tijen ACARKAN, mesleki çalışmalarına ise şu an İstanbul Kadıköy'de bulunan özel muayenehanesi'nde devam etmektedir.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.