1. Çevremize baktığımızda herkesin birer takıntısı var. Peki, bunun bir hastalık olduğu nasıl anlaşılıyor?

Ufak tefek takıntılar toplumun %90’ına yakınında vardır. Bâzısı kültürden ve/veya bâtıl itikatlardan kaynaklanır: Kötü bir şeyden bahsedilince “Allah korusun” deyip üç kere tahtaya vurma bunun tipik örneği… Çeşitli hayvanlardan korkma da sık rastlanan bir durumdur; kara kedi görünce başına bir felâket geleceğini düşünmek de buna bir örnek. Bu gibi mâsumca takıntıların hiçbir mahzuru yoktur; hâttâ elini üç kere tahtaya vurunca rahatlayan kişiye stresten kurtulma anlamında faydası dahi olur. Prensip olarak, bu davranışları sergileyen insanlar aslında saçma olduklarının farkındadırlar ama gene de yaparlar.

Buna karşın, eğer takıntılar kişinin hayatının ciddi bir kısmını kaplıyor veya kapsıyorsa, meslekî, âilevî, toplumsal ve akademik performansında işlev kaybına yol açıyorsa, bu takdirde bu durum bir “hastalıktır”. Meselâ mütedeyyin bir Müslüman beş vakit namaz kılmazsa huzursuzluk duyar; bu kültürel açıdan çok normâldir. Ama “ya şu duayı eksik okudumsa, ya secdeye başımı yanlış koduysam” diye gününün neredeyse tamamını namaz kılarak geçirmeye başlamışsa, hastalık da başlamış demektir. Sorulduğunda da “biliyorum, bu çok saçma ama ne yapayım, elimde değil” cevabını alırsınız.

2. Takıntısı olan herkes obsesif mi?

Halk arasında “saplantı” veya “takıntı” diye isimlendirilen obsesyon terimi eski Lâtince’de “rahatsız etme” anlamındaki “obsideratum” veya “obsidere” kelimesinden gelir. Fransızca “idee fixe veya idée fixede benzer anlam taşır, sâbit fikir demektir. Türkçeye de “idefiksli adam” diye geçmiştir. Kişinin iradesi dışında kafasına takılan, musallat olan ve istenmeyen düşünce, fikir veya imajlar demektir.

Kompulsiyon (zorlantı) ise eski İngilizce’de, Anglo-Fransız veya Yakın dönem Lâtincesi’ndeki compulsion, compulsi’dan, gene Lâtince compellere’den gelir (zorlama, icbar, mecbur etme). Kompulsiyonlar, genellikle obsesyonları nötralize etmek veya rahatlatmak için yapılan hareketler veya zihinsel eylemlerdir.

Tipik bir örnek verecek olursak, eğer ellerini üç kere yıkamazsa sevdiklerinin başına kötü bir şey geleceğini, günaha gireceğini düşünen (obsesyon) kişi ellerini üç kere yıkar (kompulsiyon); bunu yaparken saçmalığının da farkındadır (içgörü yerinde). Sâdece böyle kalıyorsa sorun yoktur. Ama, “ya tam üç kere yıkamadıysam, hatalı saydıysam veya tam temizlenemediysem” diye kafaya takıp (obsesyon) bu sefer üç kere daha, o da yetmeyip “üç kere üç dokuz eder” diye dokuz kere yıkarsa (kompulsiyon) ve bu böyle uzayıp giderse, işte hastalık başlamış demektir; bekârlarda evlilerden daha fazla görülür.

Takıntıları olan kişilerde genel olarak “Obsesif Kompulsif Bozukluğa veya Hastalığa” dâir eğilimler söz konusudur. Ama her takıntılı kişi hasta değildir. “Obsesif Kompulsif Hastalık veya Bozukluk” demek için ise yukarıda anlattığım üzere, düşünce ve davranışların işlevsellik kaybına yol açması ve kişinin adaptasyonunu bozması gerekir.

Çok ağır vak’alar evden dahi çıkamayan, âdeta kronik bir şizofrenler gibi düşkün bir duruma düşerler. Bir kısmında da şizofrenik belirtiler ortaya çıkar ki, Bunlara “Şizo-Obsesif Hastalar” deniyor.

3. Ne zaman tehlike çanları çalıyor?

Obsesyonlar ve kompulsiyonlar kişinin uzun zamanını alıyorsa (meselâ yıkanıp temizlenme ve ritüeller sebebiyle obsesif gecikme varsa), bir yerden bir yere yetişmesini veya işine, okuluna gitmesini geciktirecek kadar şiddetliyse, randevularına geç kalmasına veya kaçırmasına yol açıyorsa, âilevî ve toplumsal ilişkilerini örseliyorsa tehlike çanları çalıyor demektir.

4. Görülme sıklığı nedir?

Obsesif Kompulsif Hastalık/Bozukluk yüz kişiden iki veya üçünde görülür. Başlangıç yaşı ortalama 20 civarındadır. Hastaların yaklaşık üçte ikisi 25 yaşın altında hastalığa yakalanırken, yüzde on beş kadarı da 35 yaş sonrasında hastalanır. Erkeklerde kadınlara göre daha erken yaşta başlar. Erkeklerde 6–15 yaş arası sıklıkla başlarken, kadınlarda bu 20–29 yaş arasında daha sıktır. Çocukluk çağında da ender değildir. Hâttâ streptokok enfeksiyonlarına bağlı oto-immün (bağışıklık sisteminin kendi bünyesine zarar vermesi tarzında) ve geçici obsesif kompulsif belirtiler görülür ve PANDAS (pediatric autoimmune neuropsychiatric disorders associated with streptococcal infections) denir; tedavide de antiobsesyonel ilâçlar değil, antibiyotikler kullanılır tabii… Bâzı tik hastalıklarında da eşlikçi olarak görülür.

5. Bu konuda Türkiye’de ve dünyada yapılan araştırmalara göre en çok hangi takıntılar öne çıkıyor?

En sık olarak kirlilik ve bulaşma takıntıları görülüyor. Bunu, sık el yıkama ve mikrop kapılabilecek yerlerle temastan kaçınma takip ediyor. İkinci sıklıkla emin olamama ve kontrol etme davranışları yer almakta: Evden çıkarken tekrar tekrar fişleri ve kapıları kontrol etme, hâttâ bu yüzden gideceği yere gidememe gibi…

6. İlginç takıntılardan birkaç örnek verebilir misiniz?

Önce çok ünlü ama bilenin bildiği bir örnek vereyim. Efsanelere, birçok edebî esere konu olmuş olan bu hastalığın en çarpıcı ve meşhur örneklerinden biri de Shakespeare’inMacbeth adlı eserinde mevcuttur: Lady Macbeth’in etkisiyle kocası, Kral Duncan’ı öldürür ve zamanla Lady Macbeth’de bir el yıkama hastalığı başlar. “Arabistan’ın bütün parfümleri getirilse bu elin kirleri temizlenemez” der ve ellerini yıkamaya devam eder.

Diğer tipik belirtilerden örnekler vereyim:

—Elektrik fişlerini prizden çekip çekmeme, suları, ocağı, kapı ve pencereleri tam olarak kapatıp kapatmadığından emin olamama,

—Sokakta hiç tanımadığı bir insanın sâdece yanından geçerken dahi onunla cinsel ilişkiye girmiş olabileceğini düşünme,

—Evin dışında her hangi bir yerde bir yere oturulduğunda bulunması muhtemel olan spermlerden hâmile kalmış olabileceğini düşünme,

—Sevdiği insanlara zarar verebileceğini, bıçak saplayabileceğini, öldürebileceğini, zehirleyebileceğini düşünme,

—Yapabileceği her hangi bir basit davranış sonucunda, Allah’a ve Kutsal Kitap’a küfür ve hakaret etmiş olabileceğini düşünme, aklına bunlara sövme obsesyonunun takılması,

—Umumî yerlere gidildiğinde, kapı kulplarına, musluk kurnalarına dokunulduğunda şiddetli hastalıklara yol açabilecek şekilde mikrop kaptığını düşünme (böyle hastalar eldivenle veya ellerinde mendillerle dolaşır ve aşırı yıkanmaktan dolayı elleri yara olur).

7. Adını hiç duymadığımız ilginç takıntılardan birkaç örnek verebilir misiniz?

—Kızının ırzına geçeceğini takıp evini terk eden baba;

—Homoseksüel olacağını taktığı için bir de depresyona girip intihara teşebbüs eden erkek;

—Söylediklerinden veya yaptıklarından emin olamadığı için sürekli olarak etrafındakilere teyit ettirip herkesi bıktıran bir hasta…

8. Size başvuranlar arasında isim vermeden ilginç birkaç örnek anlatabilir misiniz?

—Bir hastam cinsel organı çağrıştırdığı şüphesiyle evinde bıçak kullanamıyor, kapı kulplarını açamıyor, süpürge süpüremiyor, mutfakta havuç, patlıcan gibi sebzeleri görmeye dayanamıyordu. Yolda gördüğü insanlarla cinsel ilişkiye girebilme ihtimâli yüzünden evinden dışarı çıkamıyordu.

—Başka bir hastam evine yabancı insan davet edemiyordu. Aksi takdirde sperm ve mikroplardan arındırabilmek için koltukları günlerce temizlemesi gerekiyordu.

—Bir başkası sürekli olarak tabloları düzeltmek, en ufak bir asimetri görünce eleştirmek, sürekli olarak düz çizgide ve koyu renkli yerlerden yürümek, kendisini ve eşini onlarca kere yıkayıp sonunda yorgunluktan cinsel ilişkiye girememekten dolayı kimsesiz kalmıştı. Yolda giderken sürekli olarak araba plâkalarını ve etraftaki tabelâları okuyor, kelime türetip hesaplar yapıp bunu da yanındakilere anlatıyordu.

—Ünlü bir san’atçı bâzen on beş yirmi kere Âyet-el Kürsî okuyup falcısına da anı sayıda fal baktırmadan sahneye çıkamıyordu.

9. Kişiler nasıl tedavi ediliyor? Örneğin temizlik hastası bir kadının eline kömür verilerek tedavi edildiğini okumuştum.

Öncelikle bu tablo biyolojik bir hastalık olduğu için, ilâç verilerek tedavi ediliyor. Hangi ilâçların nasıl kullanılacağı gerçekten tam bir uzman işidir. Bilhassa ağır vak’alarda tavan dozda ilâçlar verilir. İlâç tedavisi pek çok hastada ömür boyu sürer; kesince bozulurlar çünkü…

Ek olarak davranışçı ve bilişsel psikoterapi yöntemlerinden de faydalanılmakta. Kişinin en takıntılı olduğu kaçındığı olayların listesi çıkartılarak, en az rahatsızlık duyulandan en çok rahatsızlık duyulan uyarana doğru bir sıralama yapılır. Hafiften ağıra doğru kişi bu uyaranlarla yüzleştirilerek yavaş yavaş duyarsızlaştırılır. Buna “sistematik duyarsızlaştırma ve üstüne gitme yöntemi” denir. Davranışçı bilişsel psikoterapi yönteminin özü budur.


İstanbul Psikiyatri uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!