Seni seviyorum Ey dünya...
Aslında sevmekle kalmayıp sana nasıl bağlıyım bilemezsin.
Bağlıyım ama senden zaman zaman nefret ettiğim anlarda oluyor.
Neden senden nefret ediyorum ya da neden sana ait olandan uzaklaşmak istiyorum bilemiyorum. Sanırım kafam karma karışık.

Med ve cezirler yaşıyorum...
İçimdeki yüksek rihterli depremlerin hasarını ve yıkımlarını onarıp toplayamamışken, olur olmaz artçılarla sen den kalan son enkazlarımda yıkılıveriyor...
Ama şunu çok iyi biliyorum ki hiç bir şeye çok bağlanmayacaksın.
Bağlanmak bazen bir acı, bazen bir trajedi getiriyor bana. Neye bağlansam benim olduğunu düşünürken aslında bana ne kadar uzak olduğunu hissediyorum. Sonra bana mutsuzluk veriyor.

Sahiplenmeyeceksin ki bu dünyayı ve bu dünya ya ait olanları ayrılması ve bırakması o denli kolay olsun.
Ceketini omuzuna alıp arkana bakmadan gidebilme cesaretini gösterebilmelisin. Yürekli ol, arkana bakmadan gittiğinde acılanma, ağlama...
Bir çocuk neşesiyle bırak ve öylece git.

Oysa hayır hayır bağlanmayacaksın.
Varsın senin olsun her şey… Sadece mutluluğu istiyorum. Onu kollarıma alıp bir bebek gibi sallamak istiyorum… Ama ona kayıtsız şartsız bağlanarak değil. Bir gün elimden kayabileceğinin hesabını yaparak… Ve böylelikle çok büyük hayal kırıklığı yaşamayacağım.
Yani her şeye hazırlıklı olacağım…
Tek alternatifimin senin olmadığını bileceğim. Mutlulukta olduğu gibi... Sonunda ona da bağlanmayacağım...

Sanırım bu dünyaya gerektiğinden çok bağlanıyoruz. Her şeyimiz, arabamız, evimiz, sevdiğimiz, malımız, mülkümüz olsun istiyoruz.
Hatta bazen maddesel olanlarımıza o kadar önem veriyoruz ki, onlar bizim yaşamsalımız oluveriyor. Bir arabamız varsa 2 olmasını, ya da bir yerine 2 evimizin olmasını istiyoruz. Yani gözümüz kadar aslında gönlümüzde doymuyor. Sahiplenme ve bağlanma duygusu o kadar fazla ki... Egosantrizm(Bencillik) o kadar içlerimize işlemiş ki...

Biz yerine ben diyoruz. Ben, Ben, Ben...

Nevzat ÖZER
PSİKOLOJIK DANIŞMAN



Antalya Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!