“Çift canlısın” cümlesinin her dakika duyulduğu bir dönemdir gebelik dönemi… Evet, anne iki canlıdır, bu dönemde her davranışında hem kendinin hem de bebeğinin sağlığını düşünmek zorundadır. Bunun içinde anne karnındaki bebeğin sağlığı “YETERLİ VE DENGELİ BESLENME” ile başlar. Yani beslenmenin önemi iki katına çıkar.

Annenin sağlıklı olması bebeğinde sağlıklı olması demektir. Ama bu kesinlikle annenin günlük yediği besinleri iki katına çıkarması demek değildir. Gün içerisinde alınan besinler plasenta aracılığıyla anneden bebeğe geçer. Anne yeterince beslenemese bile, bebek annenin depolarını kullanmaya başlar ki, buda anneyi günden güne yiyip bitirmek demektir. Annenin yetersiz beslenmesi kadar fazla beslenmesi de hem anneye hem de bebeğe zarar verir.

Gebelikte annenin metabolizması fetal büyümeden dolayı birçok değişikliğe uğrar. Enerji ve protein gereksinmesinin artmasından dolayı anne bu miktarları karşılayamaz ise, kilo verimi, anemi (kansızlık), diş çürükleri, ödem gibi vücutta rahatsızlıklar gelişir.

Gebelikte kadınların besin gereksinmeleri annenin yaşı, boyu, kilosu, fiziksel aktivite durumu, besin depolarının yeterlilik derecesi gibi birçok etmene göre değişir. Gebelikte metabolizma hızı %20 artar. Buna bağlı olarak Beden Kitle Endeksi (BKİ) 20’nin altına düşerse ağırlık artışı 2. Ve 3. Trimester da haftada 500 gr’ın (ayda 2 kg) altına düşmemesi gerekir. Beden kitle endeksi 26’nın üstünde olan bireylerde haftalık kilo artışı 300 gr geçmemelidir.

Kilo artışından bahsetmişken, ilk dönemdeki bulantı, kusma, iştahsızlık, aşırı uykudan kaynaklanan besin alımının azalması durumunda, 20. Haftada 3,5 kg, gebeliğin sonuna doğruda haftada 300-500 gr’lık artışlarla toplam 10-12 kg’lık ağırlık artışı olursa 3-3,3 kg’lık bir bebek doğurulabilir.

Gebelik boyunca yaklaşık 80.000 kalori enerji harcanır. Bebek bütün gereksinimlerini annenin depolarından sağladığı için (özellikle 20. Haftadan sonra) gebelere gün içerisindeki aldıkları kalori miktarına 300 kalori daha ek yapılması gerekmektedir. Gebelik boyunca alınan kilolar yağ birikimine sebep olur ve bu yağ deposu emziklilik döneminde enerji ihtiyacını karşılamak ve metabolizmayı korumak içindir. Özellikle çay şekeri gibi basit şekerlerden uzak durulması gerekir çünkü yapılan araştırmalarda fazla alınan şekerin bebeğin beyin gelişimine zarar verdiği bulunmuştur.

Gebelik boyunca yaklaşık 950 gr protein depo edilmelidir. Gebeliğin son 6. Ayında bebek %30 daha hızlı büyüdüğü için gereksinim artar ve anneden günde 5 gr protein çeker. Günlük 60 gr protein alınmalı fakat anne vejeteryan ise 20 gr protein ek yapılmalı.

Beynimizin katı kısmının %50-60 sı lipitlerden (yağ) oluşur. Bebeğin sinir sistemi için çok önemlidir. Kaynakları; yağlı balık, ceviz, soya fasülyesi, soya yağı, tereyağ, tavuk derisi, ayçiçeği çekirdeği, tahin, susam, mısırözü yağı,ayçiçeği yağı…

Vejeteryan olan annelerde daha sık görülen demir eksikliği anemisi bebekleride bir o kadar etkilemekte, doğum ağırlıklarının düşük olmasına (prematüre) ve demir depolarının az miktarda olmasına sebep olur. Bütün gebelere demir eklenmesi önerilir. Anemi (kansızlık) oluşmasının sebebi, günlük beslenmenin tahıla dayalı olması (tahıllarda olan fitatların demirin emilimini engellemesi), sık doğumlar, çevre koşulları, aşırı çay ve kahve tüketimi ve yetersiz beslenme ile olmaktadır. Günlük alınan C vitamini de demirin emilmesinde ve biyoyararlılığının fazla olmasında önemlidir. Demirin kaynakları; et ve türevleri, sakatat, yumurta, koyu yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, kuru üzüm, kuru incir…

Gebeliğin 28. Haftasından sonra annede kalsiyum miktarı düşer, bebekteki kalsiyum miktarı annedeki miktarın üstüne çıkar. Gebelik dönemindeki kalsiyum gereksinimi artar. Yetersiz kalsiyum alımı anne sütünün içeriğindeki kalsiyumun azalmasına ve bebeğin kemik gelişiminin bozulmasına neden olur. Doğal besinlerle ihtiyaç karşılanmalıdır. Kalsiyum kaynakları, süt, yoğurt, peynir, çökelek, pekmez, fındık, kurubaklagiller, yeşil yapraklı sebzeler ve kalsiyumdan zenginleştirilmiş sütlerdir (%40 da fazla kalsiyum içerir). Günde 2 su bardağı tüketilmelidir.

Demir emiliminde de sözü geçen tahıla dayalı beslenme çinko emilimini de etkiler. Çinko kaynakları; et, deniz ürünleri, süt ve türevleri, yumurta ve yağlı tohumlardır.

Anne karnındaki bebekte meydana gelebilecek iyot yetersizliği düşüklere, ölü doğumlara, sağırlık, cücelik ve zeka geriliği gibi birçok hastalığa sebep olur. Yemeklerde kullanılan tuzun iyotlanması önemlidir. En önemli kaynağı deniz ürünleridir.

Yetersizliğinde düşüklere sebep olabilecek bir önemli etmen de folik asittir. Folik asitin en fazla besinlere uygulanan işlemlerde kayıpları olmaktadır. Fazla alımında da b12 vitamini eksikliğine sebep olmaktadır. Kaynakları; karaciğer ve diğer organ etleri, kurubaklagil ve yeşil yapraklı sebzeler…

B12 vitamini eksikliğinde anormallikler ve sinir sisteminde olumsuzluklar meydana gelir. En çok hayvansal kaynaklı besinlerde bulunduğu için vejeteryan annelerin bebeklerinde genellikle nörolojik bozukluklar meydana gelir. Kaynakları; organ etleri ve kırmızı et, süt, peynir, yumurta sarısı ve balık…

Plasentadan geçip fetüste depolanan vitamin A vitaminidir. Kaynakları; karaciğer, balık, süt, yumurta sarısı, ıspanak, havuç, domates, ve yeşil yapraklı sebzeler…

Gebelikte genellikle Dvitamini gereksinimi artmaktadır. Güneş ışıkları en önemli kaynaktır.

Fonksiyonu çok önemli olan C vitamini bazı besin öğelerinin vücutta kullanılmasında yardımcıdır. Vücudu enfeksiyonlara ve toksinlere karşı korur. Kaynakları; kuşburnu, yeşil ve kırmızı biber, turunçgiller, domates ve patates…

Gebelikte kafein çok miktarda alınmamalıdır. Çay, kahve ve karbonatlı içeceklerde ve alerji ve soğuk algınlığı için kullanılan ilaçlarda bulunur. Aşırı miktarda bu besinlerden alınırsa demir ve çinko gibi minerallerin emilimi engellenir ve kansızlık meydana gelir. Açık ve limonlu çay tüketilmesi önerilir.

Alkol konusu başlı başına yanlıştır ama yinede gebe kadının günlük kg başına 2 grdan fazla alınırsa aşırı doz olarak nitelendirilir ve bebekte büyüme ve gelişme geriliğine sebep olur.

Plasentadan bütün besinlerin geçtiği gibi geçen ilaçlar da bebeğe zarar verecektir. Özellikle besinlerin üretim aşamasında üzerlerine sıkılan kimyasallar, zararın en büyüğünü verir. Sebze ve meyvelerin çok iyi yıkanması, küflü,ezik ve çürük besinlerin yenilmemesi gerekir.

Gebelere verilecek en önemli püf noktalar şunlardır:

Öğün sayısı arttırılmalı ve besinler daha çekici hale getirilip tüketilmesi sağlanmalıdır.

Süt mide bulantısını arttırdığından dolayı, onun yerine yoğurt,peynir, çökelek ya da sütlü çorbayla desteklenmelidir.

Et ile beslenemeyenlere kurubaklagil, pekmez ve kuru meyveler verilmelidir.

Her öğün c vitamininden zengin beslenilmelidir.

Çay yerine taze sıkılmış meyve suları, ayran, ıhlamur ve süt verilmelidir.

Fazla kilolu bireyler kızartma ve yağlı besinlerden kaçınmalı, yemekleri haşlama, ızgara ve buğulama şeklinde tüketilmelidir.

Yataktan kalkmadan tuzlu bir bisküvi, kraker ya da ekmek bulantıyı önleyebilir.

Posa içeren sebze ve meyvelerin çiğ olarak tüketilmesi gerekir.

Günlük 1,5-2 litre sıvı alınmalıdır.

Kuru kayısı,erik ve incir veya komposto,hoşaf gibi besinler kabızlığı gidermek için kullanılabilir.

Gün içerisinde hafif tempolu yürüyüşlerle aktivite yapılmalıdır.

Çok fazla miktarda tuz ve şekerden uzak durulmalıdır.

SAĞLIKLI BİR BEBEĞE MERHABA…..


Adana Diyetisyen uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!