Stres, vücudun çeşitli içsel ve dışsal uyaranlara verdiği otomatik tepkidir.

Stres; fiziksel ve ruhsal olmak üzere ikiye ayrılabilir. Fiziksel stres sadece hipotalamo hipofizer aks üzerinden etki gösterirken, psikolojik stres varlığında bu aksa limbik sistem (limbik sistem; korkma, kızgınlık, öfke, haz, sevgi, şefkat, saldırganlık gibi birçok duygunun merkezi) de dahil olmaktadır.

Strese maruziyetin artması; bir takım kimyasal maddeler (katekolaminler, adrenalin, noradrenalin) salınımını artırarak katabolizmayı (hücre yıkımı) artırmaktadır. Bunun sonucunda yağ ve şeker depoları harekete geçer. Bu olay, enerji maddelerin dağılımını ve kullanılabilirliğini artırmada rol oynamaktadır. Davranışsal, otonom, immün ve endokrin sistemlerle ilişkili nöronlarda bulunan CRF, memelilerde öğrenme ve duygulanımla ilgili nöronal yapılarda bol miktarda bulunmakta, memelilerde stres cevabında önemli bir rol oynamaktadır.

Stres; nsanlar arasında çok yaygın olarak görülen stres, korku, güvensizlik, umutsuzluk, aşırı heyecan, endişe, baskı gibi duyguların vücuttaki dengeyi bozarak bedende oluşturduğu genel bir gerilim durumudur.

Beynimiz, bir halin stresli olup olmadığını nitelendirebilecek yegâne organdır. İnsanlar strese girdikleri zaman vücutları buna tepki gösterir ve alarma geçer. Vücutta çeşitli biyokimyasal reaksiyonlar başlar. Özellikle süreğen stres, vücut fonksiyonlarını değiştirir. Stres nedeniyle vücuttaki adrenalin ve kortizol miktarı normal olmayan bir şekilde yükselir. Uzun süreli streste kortizol hormonunun yükselmesi bazı hastalıkların oluşmasına neden olabilir. Ayrıca, kortizol yüksekliğinin beyindeki hücrelere zarar verici etkileri de olabilmektedir.

Stres ve stresin doğurduğu gerginlik ve ağrı arasında önemli bir bağlantı vardır. Stres altındayken beynimiz, algıladığı tehlike karşısında ‘savaş’ ya da ‘kaç’ komutunu verir. Bu komutun yerine getirilmesi için de gerekli olan kas gerginliği artar. Ancak, savaşmanın ya da kaçmanın mümkün olmadığı durumlarda artan enerji ve kas gerginliği dengelenemediği için ağrılı kas spazmları ortaya çıkar. Ağrının kendisi de insan için bir tehlike sinyali oluşturduğundan, o da ‘savaş’ veya ‘kaç’ emri verir. Bu durumda kas gerginliği daha da artar. Tam bir kısır döngüye girilir.

Stresin neden olduğu gerginlik damarların daralmasına, beynin belirli bölgelerine giden kan akımının azalmasına yol açar. Diğer taraftan bir dokunun kanlanmasının azalması da ağrıya sebep olur. Oksijene ihtiyaç gösteren dokunun yetersiz kanla beslenmesi, özel ağrı alıcılarını uyarır. Bu arada, adrenalin ve noradrenalin gibi stres sırasında sinir sistemini etkileyen maddeler de salgılanmış olur. Bunlar da doğrudan veya dolaylı olarak kasların gerginliğini artırır. Böylece ağrı gerginliğe, gerginlik endişeye, endişe de ağrıların şiddetlenmesine yol açar. Stres altındaki kişide; terleme, hızlı nabız, kalp çarpıntısı, midede ağrı, kasılma, boyun ve şakakta kaslarda gerginlik, nefes alamama, diş gıcırdatma, çenede kasılma, aşırı tedirginlik, konsantrasyon güçlüğü, aşırı duygusallık, halsizlik, hareket edememe gibi şikayetler mevcuttur.

Stres, bağışıklık sistemini bozar. Beyin, bağışıklık sistemi ve hormonlar birbirleriyle ilişki içindedirler. Psikolojik veya fiziksel stres konusundaki çalışmalar uzun süren yoğun bir stresle karşılaşıldığı zaman hormonal dengeye bağlı olarak bağışıklık cevabında bir düşüş olduğunu ortaya koymuştur.

Stres insanın doğal dengesini bozan bir durumdur. Beyin hücreleri arasında yerleşmiş olan heyecan molekülleri ağrı eşiğini düşürmektedir. Ağrı eşiğinin düşmesi ile ağrı oluşturma potansiyeli çok zayıf olan her türlü uyaran, böylece ağrı oluşumuna neden olabilmektedir. Ağrı ve buna bağlı tahammül, depresyon, korku ve endişeyi de beraberinde getirebilir. Oluşan döngü birbirini tetikler. Böylece ağrı strese sebep olur, stres de ağrıyı artırır.


İstanbul Fizik Tedavi uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!