METHOTREXAT'dan KORKMALI MI?

90'lı yıllardan itibaren Romatolojide yer almaya başlayan Methotrexate ( MTX) hastalar tarafından hep korku ve endişe ile karşılanmıştır.
Bu imajı nasıl ve neden edindiğini kısmen anlıyorum.

Çoğunuzun bildiği gibi, MTX başlangıçta onkolojinin önemli bir ilacı olarak bilindi ve tanındı.

Uzun süre, MTX yazdığımız hastalar ya da yakınları, hatta eczaneler, "Bu hastada kanser mi var, neden bu ilaç verildi?" şüphesine düştüler.
Kanserde kullanılan, bizim dozlarımızın bir kaç katı dozların yan etkilerini beklediler. Gerçi, başlangıçta bizlere yansıtılan yan etki profili de, zaman içinde değişti. Ağızdan alınan MTX, gerçekten de bazı hastaları zorlar. Basit bazı önlemleri ya da kısa bir konuşmayı biz hekimlerin ihmal etmesi, bu sorunları daha da arttırır. Enjeksiyon formu bu subjektif yan etkiyi en aza indirger. Hastanın, yan etkinin zararsız olduğunu bilmesi bile, onu rahatlatır, toleransını arttırır. Zaman içinde MTX kullanan romatizma hastalarında kanser korkusu o boyutlara vardı ki, artık işi şakaya döktüm. Hastalara, "fena mı, kanser varsa, o da aradan çıkar" demeye başladık !

Şunu bilmekte yarar var: Yan etkisi olmayan ilacın etkisi de yoktur çoklukla...

Önemli olan yan etkinin, yararı karşısında göz önüne alınabilirliğidir. Yani, etki çok olumlu, buna karşı olan yan etki de göze alınabilir boyutta olacak.

KORTİZON KULLANMAM ABİ !

Hastaya reçete yazmaya gelmiştir sıra. "Ben kortizon kullanmam!" der. Sanki, sigara, alkollü içecek ikram etmişsiniz gibi.
Sorsanız nedenini, "Şişmanlatır, çok kötüymüş!" der.

Oysa tıpta Kortizon kullanımı Nobel'le ödüllendirilmiş bir buluştur. Gerçekten de böbrek üstü bezi hormonu kortizonun tedavi amaçlı kullanımı, bir çok alanda hayat kurtarıcıdır. Dünya Sağlık Teşkilatının en gerekli, vazgeçilmez ilaçlar listesinde yer alır. Romatolojinin de vazgeçilmezlerindendir. Örneğin Sistemik Lupus hastalığı kortizon kullanımından beri ölümcül bir hastalık olma niteliğinden kurtulmuştur.

Peki, nereden oluşmuştur bu ön yargı? Niye hastalar bu kadar korkar kortizondan?
Tabii ki bu kadar marifetli kortizon, ilk dönemlerinde, hatta bugün bile, bazan gereğinden yaygın, uzun süreli ve yüksek dozda ve de gerekmediği durumlarda da kullanılmıştır. Böylece hekimin ve hastanın yüzünü kolayca güldürmüş, geçici başarılara da imza atmıştır.

Biz hekimler bu gereksiz, fazla, kontrolsüz, tehlikeli kullanıma karşı çıktık. Hastayı kortizonun istismarı konusunda uyardık. Zaman içinde çok ucuzlayan Kortizon'u ilaç sanayinin sevmemesi de bir nebze rol oynadı.
Ancak, olay sonunda bu etkin ilacın kendisini vurdu. Gerekli yerde, gerekli dozda, gerekli süre kullanamaz olduk.
Almanya'da kortizonun babası diye anılan, toprağı bol olsun Prof. Dr. Hans Kaiser'in " Kortizondan Korkmayın" adlı bir kitap bile yazdığını gördük sonunda.

Peki, gerçekler ne?

• Şimdiki kortizonlar, 1950'lerdekiler gibi tuz tutmuyor. O nedenle çok sıkı tuz diyetine gerek yok.

• Günde 7.5 mg prednisolon ya da eşdeğerini aşmayan kortizon Cushing denen aydede yüz tablosuna yol açmaz, yani böbrek üstü bezlerini baskılamaz.

• Doz olabildiğince sabahları erken saatlerde ve günde tek doz olarak alınmalıdır. Bu kortizon salgılamasını bu saatlerde yapan böbrek üstü bezinin tembelleşmesini engeller.

• Yüksek dozdan başlayarak, basamak şeklinde küçük dozlara inilmelidir. Üst dozlarda kısa süre kalınmalı, doz düştükçe süreler uzatılmalıdır.

• Uygun durumlarda günaşırı uygulama tercih edilmelidir

• Ağızdan uygulama, depo halinde enjeksiyon uygulamalarına tercih edilmelidir.

• Uygulamalar, hekim kontrolünde yapılmalıdır.

• Uygulama sırasında kan şekeri, tansiyon, mideye dokunma olasılığı takip edilmelidir.

• Uzun süreli kullanımda kemik erimesi riski gözönünde tutulmalıdır.

ANTİ-TNF İLAÇLAR

Hayatımıza girmeleri 20 yıla yaklaşıyor.

Aspirin (ve diğer Romatizma ilaçları) ve kortizondan sonra iltihaplı (yangılı) romatizmaların ( ve diğer birçok yangılı hastalığın) tedavisinde üçüncü önemli basamak: 21. Yüzyılın ilk önemli ilaç grubu.

Onbeş yıllık uygulamamız, yan etkileri ve onlarla başa çıkmak konusunda bize epeyi bir deneyim kazandırdı.

Uygulamada hastaların yaşamlarındaki muazzam olumlu değişimi gördük. Doğru hastada, doğru takiple çok iyi sonuçlar aldık. Biyoeşdeğer olarak adlandırılan orijinal ilaçların benzerlerinin piyasaya çıkması ile fiyatlar da düşmeye başladıkça kullanım daha da yaygınlaşacak.


İstanbul Fizik Tedavi uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!