Doktorsitesi.com

KOLON ve REKTUM KANSERLERİNDE TANI ve TEDAVİ

Prof. Dr. Nurkan Törer
Prof. Dr. Nurkan Törer
15 Ocak 2020216 görüntülenme
Randevu Al
KOLON ve REKTUM KANSERLERİNDE TANI ve TEDAVİ
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Kolon Kanseri Nedenleri ve Risk Faktörleri

Dünyada ve ülkemizde en sık görülen kanser türleri arasında yer alan kolon kanseri, çok faktörlü bir gelişim sürecine sahiptir. Hastalığın ortaya çıkmasındaki en önemli nedenler arasında yaşam tarzı, çevresel etkenlerdeki değişimler ve beslenme tarzı ilk sıralarda yer almaktadır. Ayrıca obezite ve kalıtsal faktörler, bireylerin bu kanser türüne yakalanma riskini doğrudan etkileyen unsurlar arasındadır.

Ulusal Kolorektal Kanser Tarama Programı ve Erken Tanı

Ülkemizde tüm aile sağlığı merkezlerinde yürütülen Ulusal Kolorektal Kanser Tarama Programı, hastalığın erken teşhisinde hayati bir rol oynamaktadır. Bu program dahilinde 50 yaşın üzerindeki tüm bireylere her 2 yılda bir Gaitada Gizli Kan (GGK) tetkiki yapılmaktadır. Tarama protokollerine göre, 50 yaşından sonra her hastanın 10 yılda bir kolonoskopi yaptırması önerilmektedir.

Gaitada gizli kan saptanması, hastada mutlaka kanser olduğu anlamına gelmez; ancak bu durum ileri bir tetkik olan kolonoskopinin gerekliliğini gösterir. Test sonucunun negatif çıkması ise hastalığın ileride oluşmayacağını garanti etmez. Bu nedenle, bireylerin 2 yılda bir gaita tetkiklerini düzenli olarak tekrarlamaları büyük önem taşımaktadır.

Tanıda Altın Standart: Kolonoskopi

Kolonoskopi, kalın bağırsak hastalıklarının teşhisinde altın standart olarak kabul edilen tanı yöntemidir. Bu işlem sayesinde kalın bağırsağın tamamı bir kamera aracılığıyla doğrudan gözlemlenebilir. Kolonoskopi yöntemiyle şu işlemler gerçekleştirilebilir:

  • Kalın bağırsaktaki tümör veya polip varlığının tespiti,
  • Uygun yapıdaki poliplerin tamamen çıkarılması (polipektomi),
  • Tümörden patolojik inceleme için örnek (biyopsi) alınması.

Poliplerin erken saptanıp çıkarılması, kanser oluşumunu engellemek adına kritik bir adımdır; ancak polipektomi işlemi yalnızca seçilmiş uygun hastalarda uygulanabilmektedir.

Kolon ve Rektum Arasındaki Farklar

Kolon ve rektum, kalın bağırsağın birbirinin devamı olan iki ana kısmıdır. Temelde aynı organın parçaları olsalar da yerleşim yerleri ve işlevleri nedeniyle tedavi yaklaşımları farklılık gösterir. Bu iki bölümün özelliklerini şu şekilde özetlemek mümkündür:

BölümUzunluk / KonumTemel İşlev ve Özellikler
RektumSon 15 cmGaitanın depolanması ve boşaltılması; pelvis içinde sabittir.
KolonGeri kalan kısımSağ ve sol kolon olarak iki ana bölüme ayrılır.

Rektumun son 4-5 cm’lik kısmı, büyük abdesti tutmayı sağlayan kaslarla çevrilidir. Pelvis (leğen kemiği) içerisindeki sabit konumu, cerrahi müdahalelerde çeşitli avantaj ve dezavantajlar yaratmaktadır.

Kolorektal Kanser Tedavisinde Multidisipliner Yaklaşım

Kanser tanısı alan hastaların tedavi planlaması, uzmanlardan oluşan bir ekip tarafından ortaklaşa yapılmalıdır. Tedavi sürecinde kararlar; hastalığın yerleşim yeri, boyutu, evresi ve diğer organların durumuna göre verilir. Bu süreçte görüşü alınan uzmanlık alanları şunlardır:

  • Genel Cerrah ve Tıbbi Onkolog
  • Radyolog ve Patolog
  • Radyasyon Onkolojisi ve Nükleer Tıp uzmanları
  • Gastroenterologlar

Tedavi basamakları belirlenirken tümörün yarattığı sorunlar ve hastanın ek hastalıkları titizlikle değerlendirilir. Özellikle tümörün neden olduğu tıkanıklık veya kanama gibi komplikasyonlar, tedavi önceliğini belirleyen unsurlardır.

Cerrahi Tedavi Yöntemleri ve Teknolojik Gelişmeler

Kolon ve rektum kanseri cerrahisinde temel prensip, hastalıklı bölgenin lenfatik damarlar ve lenf bezleri ile birlikte geniş emniyet sınırları içerisinde çıkarılmasıdır. Günümüzde bu operasyonlar, karın boşluğuna küçük deliklerden girilerek yapılan laparoskopik (kapalı) cerrahi yöntemiyle gerçekleştirilebilmektedir.

Laparoskopik cerrahinin avantajları:

  • Karın kaslarında minimum zedelenme,
  • Daha hızlı iyileşme süreci,
  • Onkolojik tedavilere (kemoterapi) daha kısa sürede başlayabilme imkanı.

Ancak her hasta kapalı cerrahi için uygun olmayabilir. Geniş cerrahi sınırların sağlanamadığı veya bağırsak bağlantısının güvenli görülmediği durumlarda açık ameliyat tercih edilebilir.

Kolostomi (Torba) Uygulamaları Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Bağırsağın karın duvarına bağlanması işlemi olan kolostomi, her hastaya rutin olarak uygulanmaz. Bu işlem genellikle şu durumlarda gündeme gelir:

  1. Bağlantı Kaçakları: Ameliyat sonrası nadir görülen sızıntı durumlarında, iyileşme süreci için bağırsak geçici olarak karın duvarına bağlanabilir.
  2. Radyoterapi Sonrası: Işın tedavisi alan rektum bölgesinde iyileşme yavaşladığı için koruyucu ostomiler planlanabilir. Bu durum genellikle 6 hafta ile 6 ay arasında geçicidir.
  3. Makata Yakın Tümörler: Hastalık makat kaslarını tutmuşsa, emniyetli sınırları korumak adına kalıcı kolostomi zorunlu hale gelebilir.

Sonuç olarak, yüksek risk grubundaki bireylerin aile öykülerine göre daha erken yaşlarda ve sık aralıklarla (2-5 yıl) takip edilmesi, hastalığın önlenmesi ve başarılı tedavisi için hayati önem taşımaktadır.

Etiketler

Kolorektal kanserKolorektal kanserde tarama testleriKolorektal cerrahi

Yazar Hakkında

Prof. Dr. Nurkan Törer

Prof. Dr. Nurkan Törer

Prof. Dr. Nurkan Törer Adana’da Genel Cerrahi uzmanı olarak çalışmaktadır. 25 yılı aşkın süredir Genel Cerrahi alanında, özellikle de gastrointestinal (mide-kalın bağırsak) hastalıklar ve kanserler üzerine yoğun çalışmaları bulunmaktadır.  Mesleğinin ilk 5 yılında Ankara Hacettepe Üniversitesi’nde Genel Cerrahi Kliniğinde uzmanlık eğitimini tamamlayan Dr. Nurkan Törer son 20 yıldır da Adana’da mesleğini sürdürmektedir. Başkent Üniversitesi Adana Hastanesi’nde 15 yıllık akademik hayatı boyunca çalışmalarını mide kanserleri, karaciğer, safra kesesi ve pankreas kanserleri, ileri laparoskopik cerrahi girişimler, kalın bağırsak kanserleri ve obezite ve metabolik cerrahi üzerine yoğunlaştırmıştır. Son 5 yıldır Özel Medline Adana Hastanesinde çalışmakta olan Prof. Dr. Nurkan Törer, 2023 yılı itibari ile kendi özel kliniğinde hastalarını görmeye başlamıştır.

Evli ve 2 çocuk babası olan Nurkan Törer lisans öncesi öğrenimlerini İskenderun Demir- Çelikte tamamladıktan sonra 1990 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde başladığı tıp eğitimini 1997 yılında başarıyla tamamlayarak Tıp Doktoru unvanı almıştır. İhtisasını ise, yine Hacettepe Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalında tamamlayarak 2003 yılında Genel Cerrahi Uzmanı olmuştur. 2002 yılında Yeterlilik (board) Sınavını başarıyla veren Dr. Nurkan Törer Türk Cerrahi Yeterlilik Belgesi almaya da hak kazanmıştır. 2003-2018 yılları arasında Başkent Üniversitesi Adana Hastanesinde görev yapmıştır. Bu süre içerisinde Ocak 2011 yılında girdiği Doçentlik sınavını başarı ile vererek Doçent unvanı kazanan Dr. Nurkan Törer, 2016 yılında yine Başkent Üniversitesinde Profesör unvanını almıştır. 2008-2009 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi Acil Tıp Biriminde vatani görevini yapmıştır. Akademik faaliyetlerine burada da devam eden Dr Nurkan Törer GATA ekibi ile yerli ve yabancı tıp yazınına katkı sunmaya devam etmiştir. 2009 yılında Cleveland Clinic Center’da hepatobiliyer ve üst gastrointestinal ileri laparoskopik cerrahi işlemler konusunda gözlemci olarak bulunmuş ve Robotik Cerrahi eğitimi almıştır. Dr Nurkan Törer burada aldığı deneyimleri Başkent Üniversitesi Adana Uygulama ve Araştırma Merkezinde ekip arkadaşları ile de sürdürerek Çukurova Bölgesinde ileri laparoskopik cerrahi işlemler konusunda farkındalık oluşmasına katkı sağlamıştır. Başkent Üniversitesi Adana Hastanesinde uzun yıllar  ‘Hastane Mortalite Komitesi’ başkanlığı görevini yürütmüştür. 2018-2023 yılları arasında Özel Adana Medline Hastanesinde birçok hastaya dokunan Prof. Dr.Nurkan TÖRER 2023 yılı itibarı ile mesleki çalışmalarına özel muayenehanesinde devam etmektedir. Dr. Nurkan Törer Adana Tabip Odası, Türk Cerrahi Derneği, Hepatobiliyer Cerrahi Derneği ve Çukurova Cerrahi Derneği üyesidir.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.