Doktorsitesi.com

HAYATİ TEHLİKESİ OLAN ‘’DO NOT RESUSCITATE’’ DÖVMELİ BİRİSİNE NASIL BİR DAVRANIŞ SERGİLERSİNİZ?

Prof. Dr. Hasan Mutlu
Prof. Dr. Hasan Mutlu
23 Aralık 2017244 görüntülenme
Randevu Al
HAYATİ TEHLİKESİ OLAN ‘’DO NOT RESUSCITATE’’ DÖVMELİ BİRİSİNE NASIL BİR DAVRANIŞ SERGİLERSİNİZ?
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

DNR (Do Not Resuscitate) Nedir? Tıbbi Müdahale ve Kişisel Kararlar

Acil tıbbi durumlarda hastanın yaşam iradesi ile tıbbi müdahale zorunluluğu arasındaki denge, tıp dünyasının en önemli etik konularından biridir. Bu tartışmanın merkezinde yer alan DNR (Do Not Resuscitate) kavramı, kelime anlamı itibarıyla "kalp ve solunum durmasında yeniden canlandırma için müdahale edilmemesi" demektir. Bu karar, bireyin kendi yaşamı üzerindeki tasarruf hakkı ile hekimin hayat kurtarma yükümlülüğü arasındaki ince çizgiyi temsil eder.

Önemle belirtilmelidir ki; DNR hiçbir zaman hastayı tedavi etmeme anlamına gelmez. Bu uygulama; kronik hastalığı olan, tedavi alternatifleri tükenmiş son dönem hastalarda uygulanır. Müdahale etmeme kararı, ya hastanın önceden beyan ettiği onayıyla ya da olay anında hastanın birinci derece yakınlarının rızasıyla, solunum veya kalp durması durumunda devreye girer.

DNR ve Ötenazi Arasındaki Temel Farklar

Toplumda sıklıkla birbirine karıştırılan DNR ve ötenazi kavramları, hukuki ve tıbbi açıdan tamamen farklı süreçleri ifade eder. Bu iki kavram arasındaki farkları şu şekilde kategorize etmek mümkündür:

  • Ötenazi: Hastanın kendi isteğiyle yaşamının tıbbi yollarla sonlandırılmasıdır. Kronik hastalık nedeniyle zor durumda olan hastalar için tıp konseyi kararı ve uygun ilaçlarla gerçekleştirilir. Günümüzde Hollanda, Belçika, Lüksemburg ve ABD’nin bazı eyaletlerinde yasal bir statüye sahiptir.
  • DNR: Mevcut bir yaşamın sonlandırılması değil, duran yaşamsal fonksiyonlara (kalp ve solunum) dışarıdan müdahale edilmemesi durumudur.

Etik Bir İkilem: DNR Dövmesi ve Acil Müdahale Senaryosu

Tıbbi etik tartışmalarını somutlaştırmak adına şu senaryo üzerinde düşünmek faydalı olacaktır: Bir sabah metro istasyonuna giderken yerde hareketsiz yatan, nabzı atmayan ve solunumu durmuş bir kişiyle karşılaştınız. Kalp masajı yapmak amacıyla hastanın göğsünü açtığınızda, kalıcı bir dövme (tatuaj) ile yazılmış "DO NOT RESUSCITATE" ifadesini gördünüz. Bu durumda müdahale etmeli misiniz yoksa kişinin yazılı iradesine saygı mı duymalısınız?

Bu çarpıcı soru, dünya çapında tanınan medikal bir platformda oylamaya sunulmuş ve tıp dünyasının bu konudaki bölünmüşlüğünü ortaya koymuştur:

Görüş BildirenlerOranYaklaşım
Müdahale Etmeyenler%81Kişinin dövmedeki kararına saygı duyulmalı.
Kararsızlar%10Durumun belirsizliği nedeniyle karar veremeyenler.
Müdahale Edenler%9Her ne olursa olsun hayat kurtarıcı olunmalı.

Tıbbi Görüş ve Hukuki Çerçeve İhtiyacı

Söz konusu dövmenin ne zaman, hangi ruh haliyle ve hangi amaçla yapıldığına dair belirsizlikler, hekimler için karar verme sürecini zorlaştırmaktadır. Eğer bu dövme, bilinçli bir tercih sonucunda ve uygulama isteğiyle yapılmışsa, tıbbi personelin tutumu ne olmalıdır?

Bir onkoloji hekimi olarak şahsi kanaatim; kişi hakkında yeterli bilgiye sahip olunmadığı ve ortada resmi bir hukuki belge bulunmadığı sürece, vücutta ne yazarsa yazsın o an müdahale edilmesi yönündedir. Bu yaklaşım, ankete katılan %9'luk kesimin görüşüyle paralellik göstermektedir.

Sonuç olarak, değişen toplumsal davranışlar gelecekte bu tür vakalarla daha sık karşılaşacağımızı göstermektedir. Bu nedenle, bu tür beyanların hukuki bir zemine oturtulması, dövme veya benzeri işaretlerin yasal geçerliliğinin düzenlenmesi ve tıbbi müdahale sınırlarının netleştirilmesi büyük önem arz etmektedir.

Etiketler

Kardiyopulmoner arrestKardiyopulmoner resusitasyon nedirKanserOnkolojiDo not resuscitateYeniden canlandırma

Yazar Hakkında

Prof. Dr. Hasan Mutlu

Prof. Dr. Hasan Mutlu

Prof. Dr. Hasan MUTLU, 10 Temmuz 1972 yılında Antalya'da doğmuştur. Lisans öncesi öğrenimlerinin ardından Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde başladığı tıp eğitimini 1998 yılında başarıyla tamamlayarak tıp doktoru unvanı almıştır. İhtisasını ise, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde yapmış ve 2005 yılında İç Hastalıkları Uzmanı olmuştur. 2009 Yılında Aynı üniversitede Tıbbi Onkoloji alanında yan dal uzmanlık eğitimini tamamlamıştır.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.