Doktorsitesi.com

DURAL ARTERİOVENÖZ FİSTÜLLER (DURAL AVF, DAVF)

Prof. Dr. Erol Akgül
Prof. Dr. Erol Akgül
14 Mayıs 2017415 görüntülenme
Randevu Al
  • Dural arteriovenöz fistüller, beyni çevreleyen dura tabakasındaki atardamarlar ile toplardamarlar arasında oluşan ve hayati risk taşıyabilen anormal bağlantılardır.
  • Hastalık; nabızla uyumlu kulak çınlaması, kafa içi basınç artışı, nöbetler ve ciddi vakalarda beyin kanaması gibi geniş bir yelpazede belirti gösterebilir.
  • Tedavi süreci; hastanın durumuna göre gözlem ve manuel kompresyon gibi konservatif yöntemlerin yanı sıra endovasküler embolizasyon veya cerrahi müdahaleleri kapsar.
DURAL ARTERİOVENÖZ FİSTÜLLER (DURAL AVF, DAVF)
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Dural Arteriovenöz Fistül (Dural AVF) Nedir?

Dural arteriovenöz fistüller (Dural AVF), beyni çevreleyen ve dura olarak adlandırılan zar tabakasının yüzeyindeki arterler (atardamarlar) ile venler (toplardamarlar) arasında meydana gelen anormal bağlantılardır. Bu patolojik durumda, damarlar yer yer yumak şeklinde düzensiz ve anormal bir yapı sergileyebilir. Tıp literatüründe bu tablo, dural arteriovenöz malformasyon olarak da isimlendirilmektedir.

Dural AVF Belirtileri ve Klinik Bulgular Nelerdir?

Dural AVF’lerin klinik seyri hastadan hastaya büyük farklılıklar gösterebilir; bu süreç kendiliğinden iyileşmeden (spontan kür), hayati tehlike arz eden intrakranyal kanamalara kadar uzanabilir. Hastalarda en sık karşılaşılan semptomlar ve klinik bulgular şunlardır:

  • Pulsatil tinnitus (nabızla uyumlu kulak çınlaması)
  • Tril (damarsal titreşim hissi) ve kranyal sinir felçleri
  • Çeşitli göz semptomları
  • Kafa içi basınç artışı ile ilişkili baş ağrısı, bulantı ve kusma
  • Epileptik nöbetler ve fokal nörolojik bulgular
  • Çocuklarda yüksek akımlı fistüllere bağlı gelişen hidrosefali (beyin boşluklarında genişleme)

Dural Arteriovenöz Fistül Tedavi Seçenekleri

Dural AVF tedavisinde yaklaşım; hastalığın evresine, yerleşimine ve risk faktörlerine göre belirlenir. Tedavi planlaması yapılmadan önce, prognozu netleştirmek adına kapsamlı bir anjiyografik değerlendirme yapılması kritiktir. Özellikle intrakranyal basınç artışı saptanan vakalarda kesin tedavi zorunludur.

Uygulanan temel tedavi yöntemleri şunlardır:

Tedavi YöntemiUygulama Amacı ve Kapsamı
Konservatif YaklaşımSemptomsuz veya hafif seyirli vakalarda izlem ve manuel kompresyon.
Endovasküler TedaviDamar yoluyla embolik materyaller kullanılarak fistülün kapatılması.
Cerrahi MüdahaleFistülün doğrudan cerrahi yöntemlerle ortadan kaldırılması.
Kombine TedavilerEndovasküler, cerrahi ve radyoterapinin birlikte kullanılması.

Konservatif Tedavi ve Manuel Kompresyon

Konservatif tedavi sürecinde temel yöntem el ile yapılan kompresyon uygulamasıdır. Eğer hastada oküler (gözle ilgili) semptomlar mevcutsa, bunlar medikal olarak desteklenir. Manuel kompresyon yöntemiyle fistülün tamamen kapanma oranı yaklaşık %30 seviyesindedir. Bu yöntem genellikle belirti göstermeyen veya selim (benign) seyirli olduğu düşünülen, yalnızca tinnitus veya hafif göz semptomları olan hastalarda tercih edilir.

Endovasküler (Damar Yoluyla) Tedavi Yöntemi

Endovasküler tedavinin temel amacı; lezyonu tamamen ortadan kaldırmak, yüksek riskli bir fistülü düşük riskli hale getirmek veya hastanın yaşam kalitesini bozan semptomları gidermektir. Kalıcı ve tam bir iyileşme sağlanabilmesi için tüm besleyici arterlerin veya venöz drenajın tıkayıcı (embolik) materyallerle tam olarak kapatılması hedeflenir.

Özellikle kavernöz sinüs fistüllerinde, aynı taraftaki veya (erişim mümkün değilse) karşı taraftaki inferior petrozal sinüs kateterize edilerek embolizasyon işlemi gerçekleştirilir. Bu prosedürlerde komplikasyon oranları literatürde %2 ile %10 arasında değişkenlik göstermektedir.

Etiketler

Beyin ağrısıBeyin kanaması nedenleriDavmDural avfDavfDural ateriyovenöz fistülDural arteriovenöz malformasyonSerebral avfSerebral dural avf

Yazar Hakkında

Prof. Dr. Erol Akgül

Prof. Dr. Erol Akgül

Prof. Dr. Erol AKGÜL, lisans öncesi eğitimlerini Adana’da tamamlamıştır. 1983 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde başladığı tıp eğitimini 1990 yılında tamamlayarak tıp doktoru unvanı almıştır. 1991-1994 yılları arasında ise bir süre Ankara Atatürk Göğüs hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı’nda ve Ankara Yüksek İhtisas Hastanesi’nde Radyoloji asistanlığı yapmıştır. Ardından 1994 yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı’nda ihtisas başlamıştır. 1999 yılında ise Radyoloji Uzmanı olmuştur.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.