Yansıtma mekanizması kişiyi anksiyeteden iki biçimde koruyabilir

1.Kişi, kendi eksikliklerinin ve yenilgilerinin sorumluluğunu ya da suçunu başkalarına yükler.

2.Suçluluk duyguları uyandıracak nitelikteki dürtülerini, düşüncelerini ve isteklerini diğer insanlara mal eder.

İnsanların günlük yaşamda kullandıkları birinci tür mekanizmadır. Sınavlarda başarısız olan bir öğrenci, öğretmenin hakça davranmadığına inanır; bir memur işindeki yetersizliğini yöneticisinin anlayışsızlığına yükleyebilir. Alınyazısı ve kötü talih insanların sık kullandığı yansıtma kavramlarıdır. Cansız nesneler bile suçlama konusu olabilirler. Oyuncak atının üzerinde sallanırken düşen bir küçük çocuk dönüp atını tekmeleyebilir; top peşinde koşarken dengesini yitirip düşen bir futbolcu geri dönüp yerde bir tümsek olup olmadığını araştırabilir.

Aşırı durumlarda ise kişi, karşılaştığı tüm güçlüklerin diğer insanların hazırladığı komplolar sonucu oluştuğuna inanabilir. Çeşitli yakınmalarla kliniğe başvuran genç bir kadın, tedavinin başlangıcında sorunlarının kaynağını kocasının yetersizliğiyle açıklamıştı; oysa egosu yeterince olgunlaşmamış olan bu kadın hiçbir konuda karar Verme yürekliliği gösterememekte ve kendi yetersizliğini görmemek için sürekli kocasını suçlamaktaydı. Örneğin, özellikle akşam saatlerinde kendini nasıl oyalayacağını bilemediğinden, kocası ilgiyle bir gazete okuduğunda ya da bir televizyon programını izlediğinde onu bencil bir kişi olmakla ya da her gece evde oturmak istemekle suçluyordu. Uysal bir adam olan kocası ilgilendiği şeyi bırakıp eşinin o gece için nasıl bir önerisi olduğunu sorduğunda, sorumluluğu ve kararsızlığıyla baş başa kalan genç kadın, bu kez de yeni bir yansıtma içeriği geliştirerek kocasını kararsız bir insan olmakla suçluyordu.

İkinci grup yansıtma tepkilerinde kişi, suçluluk duygusu yaratacak nitelikteki ı duygu ve düşüncelerini başkalarına yansıtır. Bu eğilim daha çok, kendisini katı değer yargılarıyla yöneten kişilerde görülür. Böyle insanlar bilince ulaşması sakıncalı görünen eğilimlerini, neden bulma gibi diğer mekanizmalarla denetleyemediklerinde yansıtma yoluna bas vururlar. Dolayısıyla bu istekler başka bir insana ya da insanlara mal edilir. Böylece kişi kendi arılığını korumuş olur ve duygularını yansıttığı insanı kötü amaçlı biri gibi görmeye başlar.

Bazı insanlar kendi çaresizliklerinden kaynaklanan düşmanca duygularını çevrelerinden kendilerine yöneltilmiş gibi yaşama eğilimi gösterirler. Kimi ise değersizlik duygularını, diğer insanlar tarafındım küçümsendiği inancına dönüştürür. Böyle insanlar başkalarının kendilerine gösterdiği davranışlara karşı aşırı duyarlıdır ve reddedildikleri ya da değersiz bulunduklarını kanıtlayıcı ipuçları ararlar. İç güvensizliğin, dış dünyaya yansıtılması sonucu geliştirilen bu yitim tepkiye halk dilinde alınganlık denir. Sevgiye ve kabul edilmeye duyulan ihtiyaç arttıkça, reddedilmeye duyarlık ve alınganlık tepkileri de o denli yoğun olur. Bazı insanlarda bu duygu öyle yoğundur ki, diğer insanlar tarafından kendilerine verilen değeri ve gösterilen yakınlığı kabullenemez ya da psikoz sınırlarını zorlayan, mantık dışı bir duyarlık gösterirler. Bu tür tepkileri sürekli olarak gösteren kişilerde paranoid eğilimlerin varlığından söz edilir. Örneğin, yoğun eksiklik duyguları içinde yaşayan bir kişi, olumlu bir niteliğinden ötürü takdir edildiğinde kendisiyle alay ediliyormuş duygusuna kapılır ve ezikliğinin yarattığı düşmanlık duygularını, çevreden kendisine yönelmiş gibi yaşar. Bu nedenle paranoid kişi, çevresindeki insanların davranışlarını ve sözlerini yanlış yorumlama eğilimindedir.

Paranoid tepkiler, kişinin cinsel kimliğine ilişkin anksiyetesine karşı da kullanılabilir. Örneğin, kadınlığına ilişkin yetersizlik duygularını çirkin bir kadın olduğu inancında simgeleştirmiş olan bir genç kız, bir gün bir binaya girmek üzereyken, kapıda “Adaletin bu mu dünya?” adlı bir şarkıyı yüksek sesle söyleyen genç bir adamla karşılaşmış ve şarkının, Tanrı’nın eşitsizliğinin somut bir örneği olan çirkinliği karşısında kasıtlı olarak söylendiği inancına kapılmıştı.

Gerçek bir nedene bağlı olmaksızın ortaya çıkan bazı kıskançlık tepkilerinde de yansıtma mekanizması işler. Bu tür kıskançlık tepkileri genellikle kişinin cinsel kimliğine ilişkin bir anksiyetenin anlatımı olmakla birlikte, böyle bir durum değerlendirilirken toplumsal ve geleneksel değerleri ve koşullanmaları da göz önünde bulundurmak gerekir.

Cinselliğe ilişkin anksiyete ve eksiklik duyguları, bazen kişinin karşı cinsten birine duyduğu ilgiyi, o kişiden kendisine yönelmiş olarak algılamasına neden olur. Örneğin, bir kadına karşı duygularını açıklayacak yürekliliği olmayan bir erkek, hiçbir şeyin farkında olmayan kadının bazı olağan davranışlarından ve sözlerinden özel ve gizli anlamlar çıkarabilir ve bu kadının kendisini baştan çıkarma çabasında olduğuna inanabilir. Ne var ki, gün gelip kadının gerçekte kendisiyle ilgili olmadığını kanıtlayan bir olayla karşılaştığında işlemez duruma gelen yansıtma mekanizması, kişinin anksiyetesinin tümüyle ortaya çıkmasına ya da yadsıma mekanizmasına sığınmasına yol açar; kadının davet edici bir tutum gösterdiği inancında direnir ve böyle bir durum bazı tatsız olaylara da yol açabilir.

Freud, paranoid durumları hem bir savunma nevrozu hem de bir savunma psikozu olarak görmüştür. Gerçekten de bazı durumlarda nevrotik ve psikotik yansıtma mekanizmaları arasındaki sınırı saptamak güç olabilir. Çünkü nevrotik bir yapı içinde de paranoid tepkilere rastlanabilir.


Ankara Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!