Son yıllarda çocuklarımızı ekranların önünden kaldıramıyoruz, kendi içine kapanan, sosyal ortamlardan giderek uzaklaşan, toplumsal bir varlık olmaktan çok, daha bireysel davranan kuşaklar yetişmeye başladı. Bu tür teknoloji harikası makineler doğru kullanılırlarsa çok yararlı ve eğitici olabilecekken, saat sınırı olmadan kullanılmaları halinde ciddi sorunlara yol açabileceği unutulmamalıdır. Gün içinde 1-2 saati aşan sürelerle televizyon ve bilgisayar başında kalmak çocuklarda psikolojik ve fiziksel olarak bir takım sorunların ortaya çıkmasına neden oluyor. Yapılan araştırmaların ortaya koyduğu sonuçlara göre şiddet içerikli görüntüleri izleyen, bu türde oyunları oynayan çocuklarda saldırgan davranışlar, uyku bozuklukları, korkular, bazı tikler, şiddeti normal karşılama, duyarsızlaşma, şiddet göstereni model alma, vb. gibi pek çok sorun baş gösteriyor.
Üstelik özellikle cinsel içerikli görüntüler, çocuklardaki bu olumsuzlukları katlayarak artırıyor ve erken yaşlarda cinsel içerikli davranışlara yönelmelerine sebep oluyor.

Şiddet içeren görüntüleri izlediği için, başkalarına şiddet uygulamayı normal bir davranış olarak gören çocuklar bunu bir davranış bozukluğu olarak sürdürüyorlar. Bu nedenle uzmanlara başvuran ailelerin sayısında ciddi artışlar var.
Bu konuyla ilgili olarak özellikle 2006-2007 yılları arasındaki yapılan araştırmalar ve sonuçlarına TBMM Çocuklar ve Gençler Arasında Artan Şiddet Eğilimleri ile Okullarda Yaşanan Şiddet Olaylarını Araştırma Komisyonu’ nun raporunda ayrıntılı olarak yer verilmiştir. Raporun sonucu çok ciddiye almamız gereken sosyal patlamaların eşiğinde olduğumuzu gösteriyor. Bu rapora göre çocuklar ve gençler şiddetle evde, okulda ve sokakta yani hemen her yerde karşılaşıyorlar. Erkekler sokakta, kızlar ise evde daha fazla şiddete uğruyorlar. Bu kadar şiddetin olduğu, çocukların bu kadar itilip, ezildikleri, incitildikleri ve dışlandıkları bir ortamda maalesef uyuşturucu tacirleri ve terör örgütleri çocuklara kolaylıkla ulaşabiliyorlar.

Raporun sonucunda çocuk ve gençleri şiddete iten nedenler olarak internet kafelerde, sanal ortamlarda, televizyonlarda gördükleri şiddet içeren oyunlar ve filmlerden etkilenmeleri, yetişkinlerle olumsuz etkileşim içinde olmaları, sürekli tanık oldukları şiddet görüntüleri, televizyon karakterlerinden etkilenmeleri ve onlarla özdeşleşmeleri, şiddet uygulayan karakteri rol modeli olarak almaları biçiminde sıralanmış.
Bütün bu olumsuzlukların sebebi ise maalesef kontrolsüz olarak izlenilen televizyonlar, sanal ortamda eğlence amacıyla oynanan şiddet içerikli oyunlar.

Aynı olumsuzluk cinsel içerikli görüntüleri izleyen çocuklar ve gençler için de geçerli. Önceki yıllarda ergenlik yaş sınırı 13-15 iken günümüzde çevresel uyaranların da etkisiyle 9-10 yaşlarına kadar hatta 7-8 yaşa kadar düşmüştür. Bu da çocuklarımızın cinsel görüntülere olan duyarlılığının ve ilgisinin daha erken yaşlarda başladığını göstermektedir. Özellikle son yıllarda gazete sayfalarında üçüncü sayfa haberi olarak sıklıkla sınıf ya da okul arkadaşına tecavüz eden henüz ilköğretim öğrencisi çocukların haberini okuyoruz. Son yıllarda bilgisayarların ve televizyonların hayatımızda bu kadar yoğun biçimde yer almalarının ve kontrolsüz kullanımlarının yol açtığı en büyük sorunlardan biri de budur. Çocuklar pornografiye kayıyorlar ve çocuk sayılabilecek gençler arasında cinsel şiddet ve eylem hızla artıyor.

Kabul edelim ki çocuklara televizyon seyretmeyi ya da bilgisayarla uğraşmayı yasaklamak asla bir çözüm değildir, aksine yasaklanan her şey daha çok ilgi ve merak uyandırır. Dolayısıyla yasaklamak yerine çocukla işbirliği yapmak ve onun da onayını alarak,gün içinde 1-2 saatini televizyon ve bilgisayar başında geçirmesine izin vermek daha mantıklı ve kabul edilebilir bir program olacaktır.

Bilgisayarların verdiği önemli bir diğer zarar, çocukların henüz gelişimini tamamlamamış gencecik beyinlerinde yol açtığı hasarlar. Ekranın yaydığı ışınlar çocuklarda epilepsi nöbetlerine yol açabiliyor. Bundan dolayı ciddi olarak tedavi gören çocuklar var. Durumun bu yönü çok bilinmiyor ama bilgisayarlar ve bilgisayar oyunları tahmin edilenden daha fazla zarar veriyor.
Bu kadar bağımlılık normal değil elbette, bu bağımlılığa yol açan etkenleri de bilmek gerekiyor. Kişiler eğer sağlıklı aile ortamı bulamazlarsa, önemsenmediklerini ya da kendilerini ifade edemediklerini düşünüyorlarsa, bağımlı kişilik özelliklerine sahiplerse bu tip bağımlılıklar ortaya çıkıyor. Hayatlarındaki boşluğu bir şekilde doldurmak zorundalar ve bu da istedikleri gibi yönlendirecekleri bilgisayarlar sayesinde mümkün oluyor.

Maalesef artık psikolojik olarak tedavi edilmek üzere tanımlanmış ve ‘İnternet Bağımlılığı’ ismiyle de literatüre girmiş bir hastalık var. Üstelik bilgisayarlar sadece çocukları değil, yetişkinleri de esir almış durumda. Sırf bu nedenle ilişkileri bitme noktasına gelmiş eşler, dağılan yuvalar var.

Çocuklarımızı ekranlardan nasıl uzak tutacağımızı düşünürken, aslında onları kendimize nasıl yakınlaştıracağımız konusuna çözüm bulmalıyız öncelikle. Çocuklar onlara öğreten, yol gösteren olmamışsa nasıl program yapacaklarını bilemezler. Zamanı nasıl doğru kullanacaklarını kendi kendilerine öğrenemezler. Yol gösterici ve eğitici olması gerekenler bizleriz.
Çocuklarımızı saatler boyu ekranların karşısında kalmaktan kurtaracak en önemli şey ilgili, dikkatli, yönlendirici ve sevecen ebeveynlerle, sağlıklı bir aile ortamıdır.


İstanbul Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!