Diş eksikliklerinin implantlar ile giderilmesinde tam, bölümlü ve tek diş eksiklikleri olmak üzere üç ana endikasyon grubu vardır. Her grupta kendine özgü sağaltım biçimleri bulunmaktadır.

Tam dişsizlik olgularının sağaltımında sabit veya hareketli implant-üstü protez uygulamaları kesin endikasyon olarak kabul edilmektedir.

Uygulanan implant sayısı protez tipinin saptanmasında belirleyici unsurlardan birisi olmaktadır. Genellikle iki veya dört adet implant kullanıldığında hareketli protez yapılmaktadır. Literatürde az olmakla birlikte, alt çenede orta hatta yerleştirilen tek bir implant veya üç implanttan destek alan overdenture uygulamaları da vardır. Beş veya daha fazla sayıda implant uygulandığında ise rijid barlı overdenture ya da sabit protez çözümleri bulunmaktadır. Literatürde dört adet implant destekli sabit implant-üstü protezlerin de uzun dönemde başarılı olduğu saptanmıştır. Fakat genel öneri, yük dağılımı açısından destek implant sayısının beş adetten az olmaması şeklindedir.

Psikolojik destek ve özgüven arttırıcı olmaları yanısıra, hasta açısından kullanım kolaylıkları getirmesi nedeniyle de sabit uygulamalar öncelikli olarak düşünülmelidir. Ancak, bu tip uygulamaların maliyeti hareketli implant-üstü protezlere göre daha fazladır ve başarılı bir protetik uygulama için anatomik ve morfolojik şartların elverişli olması gereklidir.

60’lı yılların ikinci yarısından itibaren, İsveçli araştırıcıların ortaya koyduğu “doku-bağlantılı” (tissue-integrated) adı verilen sabit protezler gündeme gelmiştir. Bu sağaltım biçiminde tam dişsizlik olguları, çenelerin ön bölgesine yerleştirilen dört ile altı adet implant ve bunların üzerine vida ile sabitlenen metal gövde destekli akrilik protezler ile rehabilite edilmekteydi. “Sabit-hareketli” (fixed-removable) veya “hibrit” olarak ta adlandırılan bu tip protezlerin, hastalar tarafından algılanabilirliğinin düşük olması, alışılmışın dışındaki klinik ve laboratuar uygulamaları, araştırmacıları geleneksel dişhekimliği metodlarına daha yakın çözümler bulmaya yönlendirmiştir. İmplantların sayı ve yerleşimleri ile cerrahi uygulamalarına yönelik yeni yaklaşımlar, estetik malzeme olarak metal destekli seramik köprü uygulamalarıyla simante uygulamalar, konvansiyonel İsveç tipi sabit-hareketli implant-destekli protez konseptinin yerini almaya başlamıştır. Konvansiyonel doku-bağlantılı protezlere yönelik uzun süreli takip sonuçları bulunmasına ve oldukça güvenli bir uygulama biçimi olduğu bilinmesine rağmen, son dönemde metal-seramik implant destekli tüm ark protez uygulamalarına yönelik yayın ve araştırmalarda artış gözlenmektedir. Bunun yanısıra üretici firmaların piyasaya sürdüğü simantasyona yönelik abutman tiplerinde de artış olmaktadır. Bu da uygulamaların daha ziyade simante metal-seramik protezler yönüne kaydığını göstermektedir. Ancak, tam dişsizlik olgularında metal-seramik uygulamaları gerçekleştirmek, metal-akrilik hibrit protezlere göre hem tedavi planlaması, hem de üretim açısından daha zor olup, başarılı bir uygulamayı gerçekleştirmek için gerek endikasyon ve planlama aşamalarında, gerekse uygulamada bir dizi kuralın takip edilmesi gerekmektedir.

Tam dişsizlik olgularında metal-seramik köprü protezi uygulamasına karar verirken dikkate alınması gerekli unsurlar:

- Çenelerarası dikey boyut: kısa implant- intermaksiller aralığın geniş olduğu durumlarda, kök-kuron oranı implant aleyhinde olduğu ve çiğneme kuvvetleri implantlar üzerinde aşırı momentler oluşturacağı için uzun dönemde biyomekanik komplikasyonlara yol açabilir. Dolayısı ile biyomekanik sebeplerle daha esnek olan hareketli sistemler tercih edilmelidir. Bunun aksine alveolar kemiğin korunduğu, diğer bir deyişle kret rezorbsiyonunun normal sınırlar içersinde olduğu olgularda, hem yeterli uzunlukta implant uygulanabileceği, hem de kuron boyu normal sınırlar içersinde olacağı ve estetik açıdan diş morfolojisi zorlanmadan proteze yansıtılacağı için sabit protez endikedir.

- Kret rezorbsiyonu: alveolar kemik kaybı oranında protezde diş ile birlikte kök konturları ve mukozanın da taklit edilmesi gereklidir. Kayıp oranının arttığı ve mukozaya yer verilen seramik çalışmalarda pembe renk ile gerçeğe yakın görüntü elde etme güçlüğü vardır.

- Morfolojik kron boyu: protezde yer alan dişler boyutsal açıdan doğal sınırlar içersinde kaldığı ölçüde mekanik-işlevsel ve estetik başarı artacaktır.

- İskeletsel ilişki: özellikle Klass II ve III tip iskeletsel ilişki durumlarında sabit uygulamalar implantlar üzerinde aşırı kuvvet ve momentlerin oluşmasına yol açabilir. Bu tip olgular biyomekanik açıdan değerlendirilerek, riskli olanlarda kuvvet aktarımı açısından daha esnek olan hareketli protezler tercih edilmelidir.

Konu bu açılardan değerlendirildiğinde tam dişsizlik olgularının hepsinde sabit protez uygulama olanağının olmadığı görülür. Hastaların birincil beklentisinin estetik bir protez olduğu göz önünde bulundurularak, morfolojik sınırları zorlayan durumlarda, çiğneme kuvvetlerinin aktarımında implant boyutları ile protez dizaynı arasında biyomekanik risklerin bulunduğu olgularda hareketli implant-üstü protez alternatifleri değerlendirilmelidir.


İstanbul Diş Hekimi uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!