*Alışverişten döndünüz ve size kırık bir ürün verildiğini fark ettiniz, geri götürüp yenisini almanız lazım ama yapamıyorsunuz, çünkü heyecanlanıyorsunuz, kaygılanıyor ve nasıl söyleyeceğim ben şimdi diye zihninizden endişeli düşünceler geçiyor.

*İş yerinizde ya da okulda, bir sunum yapmanız gerekiyor, çok da iyi hazırlandınız ama kürsüye çıktığınız an, kızardığınızı, ellerinizin terlediğini, sesinizin titrediğini, kalbinizin normalden çok daha sık attığını fark ettiniz. Konuyu çok iyi bilseniz bile “her şeyi unuttum, asla yapamam, anlatamayacağım” diye kaygılar sizi sardı.

*Sınavdasınız, hoca başınızda duruyor, ne yazacağınızı şaşırdınız, “ya yanlış yapıyorsam, başaramayacağım” diye düşünmeye ve yazamamaya başladınız.

*Bir davete katıldınız, yemekler geldi, “herkesin içinde nasıl yemek yiyeceğim, herkes beni izleyecek, ya dökersem” diye kaygılandınız.

*Arkadaşlarınızla buluştunuz, içlerinden biri, bir anda herkesi susturup, sizinle ilgili bir şeyler söylüyor, belki sizi övüyor, ne diyeceğinizi şaşırdınız, kalbiniz hızla atmaya başladı.

*Çok önemli bir toplantıya katılmanız gerekiyor, 5 dakika geç kaldınız, “içeriye nasıl gireceğim, herkes bana bakacak” endişesi ile eliniz ayağınız birbirine dolanıyor.

Yukarıdaki örnekler size tanıdık geliyorsa sosyal anksiyete bozukluğuna sahip olma ihtimaliniz var demektir.

Sosyal anksiyete bozukluğu diğer bir deyişle fobi, çevremizdeki insanların önünde hata yapma, küçük düşme korkusudur (Burkovik, Y., 2004). Bu duyguları yaşamamak için de sosyal ortamlardan uzak durma gibi bir davranışa dönüşür.

Belirtileri nelerdir?

Sosyal fobisi olan kişiler başkalarının ne düşündüğünü çok önemser. Çevrelerinde bulunan insanların kendileri hakkında genellikle olumsuz düşünceler içinde olduklarını, her davranışlarında rezil olacaklarını zannederler. Sanki herkes bir olmuş da onun hatalarını bulmaya çalışacakmış gibi gelir, hiçbir şeyi beceremeyecekmiş gibi düşünüp, kızarma, terleme, ses titremesi gibi bedensel tepkiler verirler. Bu sebepten ötürü içlerinde bulunan cevherleri ortaya koyamayıp, kendi potansiyellerinden çok daha düşük pozisyonlarda çalışır veya okulda çok daha geri planda kalabilirler.

Çekingenlik mi? Sosyal Kaygı mı?

Peki, sosyal kaygı ile çekingenlik aynı şey mi diye bir soru gelebilir akla. Ancak çekingen olmakla sosyal fobi yaşamak birbirinden farklı şeylerdir. Bireyin herhangi bir durumda çekingen olması, ya yapamasam diye düşünmesi ama yine de durumdan kaçmaması, zor olsa bile üzerine gitmeye çalışmasıdır. Ancak bu düşüncelere “hiç hata yapmamalıyım, mükemmel olmalıyım, beğenilmeliyim, kusursuz olmalıyım” gibi başka düşünceler de eklenip, o ortamdan kaçınma durumu varsa o zaman sosyal fobinin varlığından söz edebiliriz.

Neden sosyal fobi oluşur?

Araştırmalar çok düşük de olsa sosyal fobinin kalıtsal olabileceği ihtimali üzerinde durur. Ailede sosyal fobi varsa, kişinin yakalanma oranı artabilir.

Kişinin çocukluk yaşantısında, aşırı korumacı veya katı ebeveyn tutumlarına maruz kalmış olması da sosyal fobinin oluşmasına neden olabilir. Örneğin her şeyi mükemmel yapmasını bekleyen bir ebeveynin çocuğu başaramadığında beceriksiz olduğuna dair yanlış inançlar geliştirebilir veya çocuğun yapabileceği belli şeyleri bile aşırı koruyucu ebeveyn “sen yapma, yapamazsın, ben senin için yaparım” şeklinde tepki verince, çocuk daha sonra tek başına aynı durumla karşılaştığında kaygı ile tepki verebilir.

Bir başka sebep ise yaşanılan kötü tecrübelerdir. Özellikle çocukluk döneminde bireyin okulda veya başka bir yerde söylediği bir sözle dalga geçilmişse, aşağılanıp dışlanmışsa ve kişilik özellikleri de buna yatkınsa ileride sosyal fobi olma olasılığı artmaktadır. Çünkü öyle bir ortamda rezil olduğunu zanneder, utanır ve benzer bir durumla karşılaşınca aynı hislere kapılabilir.

Sosyal Fobi nasıl tedavi edilir?

Sosyal fobisi olan insanlar çoğunlukla psikoloğa gitmeyebilirler. Çünkü genelde bu semptomların sorun olduğunun farkına varmaz veya kişilik özellikleri olarak görürler. Farkına varanlar ise olumsuz değerlendirilme kaygılarından ötürü yardım istemekte zorlanabilirler.

Yardım almaya başlayan bireylerle en etkin terapi yöntemi bilişsel davranışçı terapidir. Bu yöntemde danışanda kaygı oluşturan durumları ve buna yol açan düşüncelerin kaynağına dair bir araştırmaya girilir. Adım adım önce daha sağlıklı alternatif düşünceler üretilir, ardından kaygı duydukları durumlarla aşamalı bir şekilde yüzleştirilirler. Bu aşamalar bir uzman eşliğinde sırasıyla gerçekleştirildiği zaman belli bir süre sonra kaygılar yok olmaya başlar. Aynı zamanda emdr, gevşeme egzersizleri ve canlandırma teknikleri de tedaviyi hızlandırır.

Kişi bu terapiler esnasında başlangıçta zorlanabilirler ancak pes etmeyip daha rahat bir şekilde yaşamak istediklerini kendilerine hatırlatırlarsa, bir süre sonra, zorlanma ortadan kalkacağı gibi, yaşanılan değişimin verdiği mutlulukla beraber daha çok çaba harcayacaklardır.

Serra Ağırakça Dinç

Uzman Klinik Psikolog


İstanbul Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!