Sağlık kaygısı; bedensel belirtilerin ve sağlıkla ilişkili bilgilerin, potansiyel olarak yıkıcı veya hayatı tehdit edici bir hastalık olarak yanlış yorumlanmasına bağlı endişe, korku ve inançlardır. Şiddetli ve sürekli olan sağlık kaygısı, hipokondriazis olarak da adlandırılır. Sağlıkla ilgili kaygı, birçok insanı, hayatının belli dönemlerinde etkiler. Bu durum fiziksel hastalığa, tıbbi tetkiklere ya da medyada sıkça yer alan spesifik hastalıklara verilen genel bir tepkidir. Genellikle geçicidir. Semptomlar ortadan kalkınca veya uygun tıbbi destekle kolayca yatışır. Şiddetli sağlık kaygısı ise böyle değildir sebat eder. Tıbbi destekle nadiren uzun süreli yatışır. Bir semptomdan diğerine kaymaya meyillidir ve klinik olarak önemli bir sorun haline gelir.

Aşırı sağlık kaygısı her iki cinsiyette eşit oranda görülmektedir. Yaşam boyu genel populasyonda %1-5, ilk basamak sağlık hizmetine başvuran hastalarda ise %2-7 oranında bulunmuştur.

Sağlık kaygısının nedenleri arasında biyolojik, psikolojik ve sosyal bir çok etken vardır. Biyolojik etkenlerden beyinde serotonin ve dopamin gibi nörotransmitter düzensizliği ile ilgili görüşler ön planda olmakla birlikte beynin ağrıyı algılayan merkezlerinde duyarlılık ve koordinasyon bozukluğu olduğu düşünülmektedir. Hipokondriyak hastalar genelikle tam tariflenemeyen, müphem, anlaşılması güç fiziksel yakınmalarla başvururlar.

İkizlerle yapılan çalışmalar hipokondriyazisin genetik olarak aktarılıyor olabileceğini göstermiş olsa da çevresel faktörlerin etkisinin daha önemli olduğu düşünülmektedir.

Çevresel etmenlere bakacak olursak;

Çocukluk çağı şiddetli hastalıkları ve aile üyelerinden birinin hastalığı ile bağlantılıdır. Çocukluk çağı hastalıkları gelecekte yakalanılacak hastalıkla ilgili korkuları arttırabilir. Kişiye yakın birinin ölümü, sevilen birinin trafik kazasında kaybı, kişinin hayatın kırılgan olduğuna ve tehlikelerin her zaman var olduğuna inanmasına yol açabilir. Bu durum da bedenle ilgili zihinsel uğraş ve kişinin kendi sağlığı ile ilgili endişelenmesine yol açar.

Çocukluk çağında cinsel istismar, fiziksel şiddet ve ebeveynlerle ilgili büyük bir değişiklikte bu çevresel etmenlerdendir. Bu gibi stresörler, küçük çocuğu, kendisini zayıf, çaresiz ve genellikle saldırıya açık olduğuna inanmaya sevk eder, bu düşünceler de kişinin sağlık kaygısı yaşamasına katkıda bulunur.

Stres dolu yaşam olayları, sadece hastalık ve ölümle değil aynı zamanda artmış bedensel yakınmalar, sağlık kaygısı ve doktor ziyaretleri ile de bağlantılıdır. Stresörler, bazı insanların ciddi bir hastalığın belirtileri olarak yanlış yorumladığı uyarılma ile ilgili bedensel duyumlara neden olabilir. Hipokondriak hastalar, gereksiz tıbbi tetkikler için fazlasıyla para harcarlar bu durum kişileri ekonomik problemlerle karşı karşıya bırakır. Tekrarlanan tetkikler, sağlık kaygısının daha da kötüleşmesine neden olur. Psikiyatristin iyi bir tıbbi bilgisi olması bu durumda önemlidir. Bazen biz böyle durumlarda hastaya tetkik yaptırmasını yasaklarız, yakınma hipokondriyak bir yakınma değilse ilgili tıbbi birime yönlendirerek bir nevi ön filtre vazifesi görmüş oluruz.

Bazı ebeveyn-çocuk etkileşim şekillerinden kaynaklanan erken yaşam olayları, kişinin çocukken veya daha sonraki zamanlarda şiddetli sağlık kaygısı geliştirmesine neden olabilir.

-Ebeveyni model alma: Çocuklar; ebeveynlerinin, hasta olduklarında ev ve işyerindeki sorumluluklardan sıyrıldıklarını ve özel ilgi gördüklerini gözlemlerler. Bu durum hastalığın önemli olduğunu ve ihmal edilmeyeceğini düşünmesine katkıda bulunur ve çocuğu, bedensel aşırı uğraşa teşvik eder.

-Ebeveynlerin aşırı korumacılığı: Ebeveynler, çocuklarına narin ve tehlikeye açık olduklarını öğretirse, çocuklar direnemeyecekleri bir hastalığa yakalanacakları düşüncesine inanabilirler.
Bu durum çocuğun dayanıksız olmasından korkmasına ve hastalıkların çok tehlikeli olduğunu düşünmesine sebep olabilir.

-Ebeveynsel pekiştirme: Çocukları hastalandığında, oyuncaklar alan, farklı yiyecekler yediren, özen, sempati ve özel bakım veren ya da okul veya evdeki günlük sorumluluklardan muaf tutan ebeveynler, bu tarz bir tutumla, hastalık davranışını pekiştirir. Ayrıca hastalık, performans düşüklüğü ya da başarısızlık için hazır bir mazerettir.

Insan yaşayan hareketli bir canlıdır. Yaşamı sürdükçe bedeninden duyumlar almaktadır. Bu duyumlar acıkma, susama, sindirim, boşaltım sistemi gibi dinamik süreçlerden gelmekte ve çoğu zaman tehlikeli olmayan duyumlardır. Sağlık kaygısı olan hastalarda neredeyse bütün bedensel uyarımlar, bir hastalığın belirtisi olarak yanlış yorumlanır.

Aşırı sağlık kaygısı olan kişiler, rahatsız edici bedensel belirtilerinin, kaygı veya duygusal uyarılmanın başka formlarına eşlik edebileceğini genellikle dikkate almazlar. Bu kişiler, genel olarak, kaygı ve stresin yoğun bedensel tepkilere neden olabileceğini düşünmezler ve böylece uyarılma ile ilişkili duyumların tehlikeli olduğu üstünde fazlaca dururlar. Gittikleri doktorlardan sürekli “birşeyin yok” “sinirsel” veya “psikolojik” gibi yorumlar duysa da ikna olmazlar ve Psikiyatriste başvurana kadar bir çok doktor, hastane, labaratuar ve görüntüleme merkezi geçmişleri vardır.

Geçici hipokondriazis de klinik olarak önemli ölçüde sağlık kaygısının olduğu, ancak 6 aydan daha uzun sürmediği duruma denir. Çok değişik etkenler, hipokondriazisin geçici ya da kronik olabilirliğini etkilemektedir. Kişi, hasta rolünü benimsemekle ikincil kazanç elde ediyorsa, yaşam stresörleri devamlı ise, kişi sosyal olarak izole ve bu nedenle bedeni ile yaşamaya fırsatı varsa, hastalık kronikleşir. Kişinin yaşam stresörleri azaldığında ya da kişi ciddi bir tıbbi durumu olmadığı ile ilgili ikna edici tıbbi güven aldığında tıbbi durumu düzeliyorsa, hipokondriazis genellikle geçicidir.

Hastalıklarla ilgili bilgi sahibi olmak, sağlık kaygısında geçici artışlara yol açabilir. Bu duruma, “tıp öğrencilerinin hastalığı” örnek gösterilebilir. Tıp öğrencileri hayatı tehdit eden değişik hastalıklar öğrendiğinde, kaygıda kısa süreli artış olabilir. Hastalıkla ilişkili bilginin diğer bir önemli kaynağı ise, medyadaki haberlerdir. Bu haberler de geçici hipokondriazisi tetiklemede önemlidir.

Üzerinde durulması gereken farklı bir durumda “Hastalık fobisi” dir. Değişik formlara girebilse de en sık görülen şekilleri, kanser (beyin, akciğer, mide), bulaşıcı bir hastalık (HIV, hepatit) veya norolojik hastalıklara (MS, ALS) yakalanma korkusudur.

Şiddetli sağlık kaygısı, panik bozukluğu ve majör depresyon gibi başka bozuklukların bir özelliği de olabilir. Örneğin, ölümle ilgili endişe genellikle panik bozukluğu olan kişilerde panik atak sırasında ortaya çıkabilir


İstanbul Psikiyatri uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!