Günümüzde saç kaybı hem kadınların hemde erkeklerin yaşadığı genel bir sorundur. Ama gözle görülür bir şekilde erkekler bu sorundan daha fazla etkilenirler. Saç kaybı yaşayan insanlarda öncelikle saç kaybının altta yatan bir nedeninin olup olmadığının araştırılması gerekir. Altta yatan bir hastalığı varsa bu, saç kaybının nedeni olabilir. Tespit edilen hastalığın tedavisi saç kaybını önler. Hatta bazı özel durumlarda kaybolmuş saçların kendiliğinden tekrar çıkması da mümkün olabilir. Ama altta yatan bir neden yokken saç kaybı yaşandığında da bir çok yöntemle tedavisi mümkündür. Genetik olarak ailesinde saç kaybı olan erkeklerin kendilerinde de saç kaybı görüldüğünde, eğer saç kaybı total olarak oluşmuşsa, tedavisi saç ekimidir.

Saç henüz kaybedilme aşamasındaysa, saç telleri zayıflamış, incelmiş, tüy haline gelmişse, saç yoğunluğu azalmışsa bir takım destek tedavileri ile bu saç kaybı yavaşlatılabilir. Bazen durdurulabilir. Böylece kişinin sonuçta, kaybedeceği saçları daha uzun süre kullanabilmesi sağlanabilir. Saç ekimi ancak ondan sonra tedavi olarak düşünülmelidir. Saçları zayıflamış, incelmiş, tüy haline gelmiş ama kökleri sağlam olan insanlara uygulanan destek tedavileri günümüzde birçok yolla yapılır. Bunlar içinde mezoterapi, saç için PRP, botox, bir takım bitkisel ürünlerle ve vitaminlerle saç maskesi uygulamaları sayılabilir.

Mezoterapi, cildin üst iki tabakasının içine birtakım vitaminlerin, minerallerin ve bölgesel kan akımını arttırıcı ilaçların verilmesi yolu ile uygulanan bir tedavi yöntemidir. PRP, kişinin kendi kanından elde edilen trombositten zengin serumunun saçlı deriye uygulanmasıyla ve saç köklerine trombositler içinde olan büyüme faktörlerinin etkisiyle tedavi sağlayan bir yöntemdir.

Destek tedavileri ile alınabilen sonuçlar sınırlıdır. Mevcut saçların yani incelmiş ve tüy haline gelmiş olan saç kıllarının kalınlaşması sağlanır. Fakat ölmüş olan kıl köklerinin tekrar canlanması ve kıl üretmesi sağlanamaz. Bu tedaviler mevcut saçlarımızın daha kalın ve daha canlı görünmelerini sağlar. Total olarak bütün saça bakıldığında ince tüy haline gelmiş saçların oluşturduğu hacimle, normal saç kılı kalınlığına gelmiş saçların oluşturduğu hacim birbirinden çok farklı olduğu için saçlar sanki sayıca da artmış gibi görünürler. Bu nedenle destek tedavisi olarak nitelendirilir bu tedaviler. Saç dökülme hızını azaltmazlar, sadece mevcut saçların daha sağlıklı görünmelerini sağlarlar.

Eğer saçlar destek tedavisi aşamasından daha ileri gitmiş ve tamamen saçlı deriyi terketmişlerse, tüy şeklinde bile varlıklarını koruyamamışlarsa total saç kaybından bahsedilir. Total saç kaybı olan deri genellikle parlak ve ince görünümdedir. Bu bölgeler için saçlandırmak adına destek tedavisinden söz edilemez. Tamamen saçsız hale gelmiş alanların saçlandırılması için günümüzde uygulanabilecek tek tedavi yöntemi saç ekimi uygulamasıdır.

Saç ekimi, saçlı alanlardan saç köklerinin alınarak saçsız alanlara aktarılması olarak basitçe tanımlanabilir. Saçlı alanlar dediğimiz bölgeler; kafamızın arka bölgesi ve kulaklarımızın arkasında kalan bölgelerdir. Buralar genellikle saç dökülmesine dirençli bölgelerdir. Buralardan alınan saç kökleri, saç kaybının yaşandığı bölgelere aktarıldığında, bulundukları bölgede sahip oldukları dökülmeme özelliklerini aktarıldıkları bölgede de devam ettirebilirler. Saç ekimi işleminin alacağı zaman, kişinin saç kaybı olan alanına göre ve verici alandaki saç yoğunluğuna göre değişkenlik gösterir. Kişinin saçsız alanı ne kadar küçükse, verici alanı ne kadar sağlıklı ve yoğun kök yapısına sahipse işlem o kadar kısa zaman alır. Yine de 1500-2000 kök gereken saç ekimin için bile minimum 4-5 saatlik bir işlem süresi söz konusudur. Eğer daha çok kök aktarımı gerekiyorsa, bu süre uzar ve iki katına kadar çıkabilir. Hatta bütün alın bölgesi, şakak bölgeleri, tepe kısmı tamamen açılmış olan hastalarda tek bir seansla saçlandırma yapmak mümkün olamayabilir. Bu hastalar ancak 2 yada 3 seans saç ekimi yaptırarak saçlı görünüme kavuşabilirler. Kişinin saçsız alanlarının büyüklüğüne göre işlemin süresi ve seans sayısı değişkenlik gösterir.

Saç ekimi lokal anestezi altında uygulanan cerrahi bir işlemdir. Ameliyathane koşullarında yapılması gerekir. Ameliyathane koşullarında yapılmasının nedeni, lokal anestezi dediğimiz bölgesel uyuşturma için kullandığımız ilaçların da bir takım yan etkiler geliştiriyor olabilmesidir. Genellikle bu tip lokal anestetik maddeler tedavi gerektirmeyen, geçici yan etkiler ortaya çıkarırlar. Bulantı, baş dönmesi ve titreme gibi. Ama çok nadir de olsa, santral sinir sisteminde ve kardiyovasküler sistemde bir takım istenmeyen sonuçlar ortaya çıkarabilirler. Bundan dolayı, böyle bir durumun gelişebilme olasılığı nedeni ile, saç ekiminin acil girişim uygulanabilecek ameliyathane koşullarında yapılması gereklidir.

Günümüzde saç ekimi için iki yöntem uygulanmaktadır. Saç ekimi prosedürü sırasında uygulanan birinci yöntem, başımızın arka kısmından, ense bölgemizden saçlı deri şeridi çıkarılarak, bu saçlı deri şeridinde bulunan kıl köklerinin mikroskopik büyütme altında elle ayrılması sonucu köklerin elde edilmesi, yani bu şeridin kıyılarak küçük parçalar haline getirildikten sonra alıcı bölgede açılan kanallara yerleştirilmesi şeklinde yapılan işlemdir. Bu işleme klasik yöntem, FUT yöntemi ismi verilir.

İkinci saç ekimi yöntemi FUE yöntemidir. FUE yöntemi, Follicular Unit Extraction kelimelerinin kısaltılmasıdır. Folliküler ünite çıkarımı olarak isimlendirilir. Bu yöntemde, baş arka kısmından, enseden ve kulak arka kısımlarından folliküler ünitelerin yani saç köklerinin tek tek çıkarıldıktan sonra, saçsız olan alanlarda açılan kanallara yerleştirilmesi söz konusudur. FUT yönteminde saçlı deri şeridinin alındığı bölgede bir iz oluşurken, FUE yönteminde böyle göze çarpar bir iz alanı oluşmaz. FUE yöntemi izsiz bir yöntem değildir. Şerit yöntemindeki oluşan izin bütün saçlı deri alanına noktasal olarak dağılmış halidir. Noktasal dağılım olduğu için bu izler var olmalarına rağmen göze çarpmazlar. FUT yönteminde deri şeridinin alındığı alanda bir deri eksikliği meydana geleceği için oradaki iz alanında bir gerilim oluştuğunda, örneğin başın öne arkaya hareketi ile bu izde genişleme riski doğar. Bu iz alanında aşırı bir hassasiyet ortaya çıkabilir. Bazen de kronik ağrı, uyuşukluk söz konusu olabilir. Fakat FUE yönteminde uyuşukluk, aşırı hassasiyet, ağrı gibi şikayetlerin oluşması olasılığı yok denecek kadar azdır. Şerit yönteminde bir seansat en fazla 1500-2000 civarında kök elde edilebilirken, FUE yönteminde 4000 bin köke kadar çıkılabilmektedir. FUE yöntemi 3-4 kez tekrarlanabilirken, FUT yöntemi her defasında deri şeridi çıkartımı söz konusu olduğu için bölgedeki deri kaybı nedeni ile yara alanında gerilim artacağı için oluşan izde aşırı genişleme söz konusu olur. Bu nedenle FUT yöntemi 2-3 kezden fazla uygulanamaz.

Saç kökü, genellikle tek bir kıl içermez, tek bir kıl içeren saç kökleride vardır tabi ki. Saç kökleri 1-4 kıl içerebilirler. Kıl dışında saç kökünün içerdiği diğer yapılar ise bir saç kökü ünitesi içerisinde 1-4 kıl mevcutken bunun yanında bir yağ bezi (sebase gland), bu kökü innerve eden bir sinir eşlik eder. Bu kökü besleyen damarsal bir ağ vardır. Bunun dışında bir de bu kılları hareketlendiren kökün bağlı olduğu bir kas vardır. Bir kıl kökü denildiğinde bütün bu yapıları içeren ünite kastedilir. Tıbbi adı folliküler ünitedir. FUE yönteminde bu ünitenin tamamının çıkarımı söz konusudur. Bu ünitenin bir kısmı, 3 ya da 4 saç kılı içeren bir ünitenin yarısı alınırsa eğer, ekildiği alanda yaşamını ya sürdüremiyecek, sürdürse de çok cılız tüy halinde bir saç şeklinde çıkacaktır. Bu yüzden ünitelerin bir bütün olarak elde edilmesi yani kıl köklerinin (folliküler ünitelerin) bütün olarak elde edilmesi önemlidir. Bu da ancak FUE yöntemi ile mümkündür.

Kişide saç ekimi sonrasında doğal saç görünümünün elde edebilmesi için, kişiye özgü olan 1'li, 2'li, 3'lü, 4'lü kıl içeren folliküler ünite dağılımının ve saç kıllarının saçlı deri ile yaptığı açının, alıcı alanda da aynı oranda ve aynı açıda tekrarlanmış olması gerekir. Kişinin saç ekimi yapılırken ön saç çizgisi ne çok önde ne de çok arkada olmalıdır. Ön saç çizgisi planlanırken yaşına uygun bir seviye belirlenmelidir. Eski fotoğrafları referans olabilir. Bunun dışında kişinin ön saç çizgisi belirlenirken yüz yapısı, kaş şekli, saçlarının açısı da değerlendirmeye alınan faktörler arasındadır.

Bütün yazı boyunca kökten bahsedildi. Adı geçen ekim sayıları kök sayısıdır, kıl sayısını ifade etmez. Kıl sayısı kişinin 1'li, 2'li, 3'lü, 4'lü kıl içeren kök yoğunluğuna göre, köklerin içerdiği kıl sayısı ile çarpımı anlamına gelir. Örnekleyecek olursak, bireyden 2000 kök alarak ekim yapıldığında, eğer kişinin 2'li ve 3'lü kıl içeren kökleri yoğunsa, tek kıl içeren kökleri çok az orandaysa 2000 kök ekimi ile ulaşılan saç teli sayısı 4000-5000 olurken, 2000 kök alındığında bir kişide 1'li ve 2'li saç içeren kök yoğunluktaysa bu kişide ancak 2500-3000 kadar saç teline ulaşılması mümkün olabilmektedir.

Saç ekimi yaptıracak kişinin 7-10 gün zaman ayırması gerekir. Ekim yapıldıktan sonra ilk üç gün, özellikle aktarılmış köklerin korunması adına, sosyal aktivitelerden uzak kalması, güneşe aşırı maruz kalmaması, istirahat etmesi önerilir. Üç gün sonra ilk yıkaması yapılır. Kişinin yara iyileşmesine göre 7. ile 10. günler arasında aktarılmış kıl köklerinin dibinde oluşan küçük kabukçukları temizlemek için kişi tekrar görülür. Kişi işine ve sosyal yaşantısına döner.

Saç ekiminden sonra saç tellerinin bir kısmı mevcut haliyle uzamaya devam ederken, bir kısmı da dökülüp kök sağlam olduğu için yerine yenisi çıkarak uzamaya devam eder. Bir kısmı uzarken bir kısmı döküldüğü için başlangıçta saç ekilen alanda homojen olmayan bir görüntü oluşur. Kişinin kesin sonuca ulaşması 6 ay, bazen 8 ay sonra olur. Eğer kişiye ikinci seans saç ekimi yapılacaksa, 8 ay sonra yapılabilmektedir. Hem ekim yapılan alandaki net sonucun ortaya çıkması, hem de verici olan bölgenin yara iyileşmesini tamamlaması, kendini toparlaması ve yeni bir işleme uygun hale gelmesi beklenmiş olur.


Ankara Plastik Cerrahi uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!