Kıskançlık yakın ilişkilerde en yaygın, güçlü ve yıpratıcı duygulardan biri olarak değerlendirilebilir. Kıskançlık kimilerine göre aşkın, kimilerine göre düşük benlik saygısının, kimilerine göre ise kaybetme korkusu ve güvensizliğin göstergesidir. Kıskançlık hakkında pek çok farklı yorum yapılabilir. Tek ortak birleşilen konu kıskançlığın yalın bir kavram ya da duygu değil; bir duygular ve tepkiler karmaşası olduğudur.

Oxford English Dictionary tanımına göre kıskançlık; şüphe, kurgu ya da mevcut bir rekabetin farkında olmaktan doğan bir ruh halidir. Bu tanıma göre kıskançlık bir kişinin ya da ilişkinin yitirilmesinden korkulan, karmaşık bir ruhsal yaşantıdır. La Rochefoucaould'a göre kıskançlık şüphenin olduğu yerde boy verir. Romantik ilişkide kıskançlık ister gerçek bir duruma, ister algılanan bir kayıp tehtidine karşı verilmiş bir tepki olsun ortaya çıkışının ardından bilişsel boyutta ilişkiye zarar verir.

Sheets, Fredendal ve Claypool romantik ilişkilerde kıskançlığı tetikleyen dört faktör olduğunu ifade etmişlerdir. Bunlar;
*Partnerin başka birine ilgi göstermesi
*Bir başkasının partnerlerine ilgi göstermesi
*Partnerinin geçmişte ilişki yaşadığı biriyle iletişime geçmesi
*Partnerin muğlak davranışları

Freud'a göre kıskançlık kaçınılmazdır ve mutluluk, üzüntü kadar normal bir duygudur. Freud'a göre bilinçdışı çocukluk anılarının, tramvalarının insanların yaşantı ve dünyaya bakışları üzerinde önemli etkileri vardır. Böylesi çocukluk yaşantılarının yaşamımızdaki pek çok seçimde olduğu gibi eş seçiminde de doğrudan etkisi olduğu bilinmektedir. Yani bireyi kıskançlığın ya da güvensizliğin kol gezdiği bir ilişkide bulunmasının sebebi kötü kaderi değildir. Çünkü birey böyle bir ilişkinin karşı tarafı olan partnerini istisnai durumlar hariç kendi rızası ile seçer. Bu seçim Freud'a göre çocukluk döneminde doyurulmamış olan duygusal gereksinimlerini giderecek özellikte kişiler olacaktır. Bu yüzden hayatınızda böyle bir paternde bi ilişkiniz varsa eş seçim kriterlerinizi sorgulamanız yararlı olacaktır.

Kıskançlığı en iyi açıklayan yaklaşımlardan biri Transaksiyonel Analiz yaklaşımıdır. Bu yaklaşıma göre kıskançlığı belirleyen üç temel değişken vardır. Bunlar bağlanma, güvensizlik duygusu ve uyarılabilirliktir. Bu faktörlerden hiçbiri tek başına kıskançlığı ortaya çıkarmaz; üçünün bir arada işlem görmesi gerekir. Bağlanma faktörüne bakacak olursak kıskançlık yaşayan birey yatırım gerektiren bir ilişki içindedir. Bu kişinin ilişkisel sonuçlara yönelik bir beklentisi vardır, dolayısıyla ilişkisi biterse birtakım kayıplar yaşayacaktır. Yatırım ve sonuçlara yönelik beklenti arttıkça bağlanma; bağlanma arttıkça da kıskançlığı tetikleyen durumlara verilen tepkilerin şiddeti artar. Ancak bağlanma güvensizlik duygusu olmadan tek başına kıskançlığa yol açmaz. Güvensizlik her ilişkinin içinde az ya da çok vardır ama partnerin ilişkiye bağlanma düzeyi ve yatırımları azaldıkça bireyde güvensizlik duygusu artar. Uyarılabilirlik ise kıskançlığı tetikleyen durumlar karşısında verilen duygusal tepkilerin şiddetini arttıran bir durumdur.

Transaksiyonel analize göre kıskançlık içsel ve dışsal değişkenler arasındaki etkileşimin bir sonucudur. Bu değişkenler kıskançlığa verilen tepkileri belirlemede her zaman eşit derecede etkiye sahip değildir. Bu nedenle kıskançlık bu yaklaşıma göre ikiye ayrılır. Kuşkucukıskançlık; daha çok içsel değişkenlerin rol oynadığı kıskançlıktır. Kaygı, öfke, kuşku ve üzüntü gibi duygular ön plana çıkar. Partnere yönelik saplantılı bir güvensizlik vardır ve davranışlarını sürekli denetleyerek açık aranır. En ufak bir tetikleyici ortada anlamlı bir kanıt olmasa bile aşırı bir tepkiye yol açar. Tepkiselkıskançlık ise daha çok dış değişkenlerin belirlediği kıskançlıktır. Bu tür kıskançlıklar ilişkinin gerçekten zarar gördüğü ilişkilerde, durumlara bağlı olarak görülür.

Kıskançlık sosyal bilimlerin oldukça ilgisini çeken ve hakkında araştırma yapılan bir konudur. Bu araştırmalarda en çok sınanan değişkenlerden birisi de cinsiyettir. Sonuçlar beklenildiği gibi bir cinsin diğerinden daha çok kıskançlık davranışı göstermesinden ziyade kıskançlığın kadınlarda ve erkeklerde eşit düzeyde görüldüğünü gösterir. Ancak kıskançlıkla baş ederken kullanılan stratejilerde cinsiyet farkının olduğu görülmüştür. Kadınlar erkeklere göre daha yapıcı stratejiler izlerken erkeklerin daha yıkıcı stratejiler izledikleri araştırmaların önemli sonuçlarındandır.

Bu sonuçtan yola çıkarak şu soruyu sormak mümkündür: Kıskançlıkla nasıl başa çıkarız? Bryson'a göre kıskançlıkla başetme yöntemleri iki temel güdü doğrultusunda oluşur. Bu iki güdü ilişkiyikoruma ve benliksaygısınıkoruma güdüleridir. Kadın erkek arasındaki baş etme stratejileri farkının da bu iki temel güdüden dolayı oluştuğu iddia edilir. Kadınların ilişkiyi korumaya daha yatkın oldukları için daha yapıcı stratejiler(iletişim kurma, sorunu saptama ve çözüm önerileri getirme gibi) kullanırken; erkeklerin benlik saygısını koruma içgüdülerinin daha yoğun olduğu ve buna bağlı olarak daha yıkıcı stratejiler(saldırganca davranışlar vs.) izledikleri ifade edilebilir.Bu yapıcı ya da yıkıcı tepkilerin verilmesinde tek değişkenin cinsiyet olmadığı söylenebilir. Evli olmayan çiftlerin evlilere göre daha yıkıcı stratejiler izledikleri yine araştırmacılar tarafından saptanan veriler arasındadır. Bir diğer önemli veri ilişkinin süresine bakıldığında ortaya çıkmıştır. Buna göre ilişkinin süresi arttıkça kıskançlık durumunda verilen duygusal, fiziksel ve bilişsel tepkilerin gücü azalmakta, bireyler daha yapıcı çözüm yollarına yönelmektedir. Bunun dışında bireyleri yaşlarının kıskançlığı yaşayış tarzı ve baş etmede önemli bir farklılık oluşturduğunu ifade edebiliriz. Kişilerin yaşlarının ilerlemesiyle; duygusal ilişkilerde daha deneyimli hale gelmesinin ve daha farklı beceriler geliştirmesinin kıskançlık yaratan durumlardan daha az etkilenmelerini ve bu durumları yaşasalar bile daha yapıcı çözümlerle sorunlara yaklaşmalarını sağlamaktadır.

Yapılan araştırmalar pek çok faktörün(yaş, medeni durum, cinsiyet, ilişki süresi, benlik değeri vs.) kıskançlığın nasıl yaşanacağı ya da nasıl başa çıkılacağı hakkında kolaylaştırıcı ya da zorlaştırıcı rolü olduğunu gösterir. Ancak daha da önemli olan kişilerin bu durumun farkında olması ve sebeplerini belirleyerek daha derinlemesine inebilmesidir. Bunu yaparken terapi desteği alanların daha hızlı yol alacaklarını; kalıplaşmış paternlerin olduğu ilişkilerindense daha keyif alabilecekleri, iyi oluşlarına hizmet eden ilişkiler kurabileceklerini ifade etmek doğru olur.


İstanbul Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!