Psikoterapi sürecine dair bilmeniz gerekenler
Psikoterapi sürecine dair bilmeniz gerekenler

Psikoterapi Nedir?
Psikoterapi; hayatın çeşitli alanlarında kişilerin işlevselliğini bozan, çoğu zaman sorun olarak görülen düşünsel çarpıtmalarının düzeltilmesi, duygusal acılarının giderilmesi, davranış bozukluklarının onarılması ve baş etme becerilerinin artırılması için bu alanda eğitim almış kişilerce, etkileşim sürecine dayalı olarak gerçekleştirilen bir çalışmadır.

Dünyada geçerliliği ve güvenirliliği onaylanmış 400’ün üzerinde psikoterapi ekolü olduğu biliniyor. Bir ruh sağlığı profesyonelinin psikoterapi yürütebilmesi için Türkiye’de ve yurtdışında terapi ekolleri ile ilgili ciddi eğitimler veren enstitü ve kuruluşlardan psikoterapi eğitimleri alması gerekmektedir. Psikoterapi; uzmanın bağlı bulunduğu terapi ekolü çerçevesinde, belirli teknik müdahaleleri içeren bir çalışma sürecini kapsamaktadır. Aksi halde psikoterapi; herhangi bir teknik müdahaleden yoksun olarak, iki insanın seans odasında sohbet etmesi değildir.

İnsanlar Neden Psikoterapiye İhtiyaç Duyarlar ?
İnsanlar; fiziksel olarak sağlık sorunları yaşadıklarında, canları yandığında nasıl ki sağlık merkezlerine ve hastanelere gidiyorlarsa ruhsal olarak canları yandığında da terapiye gelirler. Çoğu zaman canlarını yakan bu durumla yalnız başlarına başa çıkmaya çalışmış ancak başaramamışlardır. Sorunlarını aşma konusunda ya da ruhsal ağrılarını gidermede yetersiz kaldıklarında, uzman bir desteğe ihtiyaç duyarlar.

Ruh Sağlığımla İlgili Problem Yaşadığımda Kime Başvurmalıyım ?
İnsanların ruh sağlığı alanında yaşadığı sorunların çözümünde, kimden yardım almaları gerektiğini belirlemeleri için öncelikle ruh sağlığı alanında çalışan profesyonellerin çalışma alanlarının bilinmesi gerekir. İnsanlara psikolojik destek sağlayan meslek çalışanları; psikiyatrist ve hekimler, klinik psikolog, psikolog ve psikolojik danışmanlardır.

Psikiyatrist; üniversitelerin tıp fakültelerinden tıp doktoru olarak mezun olduktan sonra psikiyatri alanında uzmanlık yapmış ruh sağlığı uzmanıdır. İlgi alanları, ruh ve sinir hastalıklarıdır. Organik psikiyatrik bozuklukların tedavisi ve ruhsal sorunların ilaç ve psikoterapi ile tedavisi psikiyatristler tarafından yürütülür. Reçete yazma yetkisi olan ve ilaçla tedavi yürüten tek ruh sağlığı uzmanıdır.

Klinik Psikolog; üniversitelerin psikoloji ve psikolojik danışmanlık lisans bölümlerinden mezun olduktan sonra klinik psikoloji alanında lisan üstü eğitim görmüş kişidir. Organik bozukluklar dışında ilaçla tedavi gerektirmeyen psikolojik rahatsızlıkların giderilmesinde çeşitli terapi ekollerine bağlı olarak müdahalelerde bulunan ve danışanın sorunlarına yönelik çözüm önerileri sunan uzmandır.

Psikolog; üniversitelerin psikoloji lisans bölümlerinden mezun olmuş kişilere denir. Psikologlar; psikolojiye dair bilgi sahibi olup yaşamanın bazı dönemlerinde insanların yaşadıkları sorunlarda onlara rehberlik ederler. Sadece psikoloji lisans eğitimi ile psikoterapi ya da tedavi yürütemezler. Bir psikiyatristin yanında yardımcı personel olarak çalışabilir.

Psikolojik Danışman; üniversitelerin rehberlik ve psikolojik danışmanlık lisans bölümünden mezun olmuş kişilerdir. Kişisel, sosyal, eğitsel ve mesleki konularda kişilerin amaçlarını belirleme, karar verme, vâr olan problemlerini çözmede onlara yardımcı olan ve psikolojik destek sağlayan çalışanlardır.

İnsanlar yukarıda tanımlanan profesyonellerin çalışma alanlara bakarak yaşadıkları sorunların çözümünde hangi profesyonele başvuracağına karar vermelidirler.

Terapist Seçiminde Neye Dikkat Etmeliyim ?
Danışanlar; gidecekleri terapisti daha çok psikoterapi görmüş bir yakınlarının tavsiyesi üzerine ya da internet üzerinden araştırarak seçerler. Terapistin lisans, yüksek lisan ve doktora eğitim durumu, katılmış olduğu çeşitli psikoterapi eğitimleri, mesleki deneyimi, seans ücreti, görsel özellikleri ve iletişim biçimi, danışana sempatik gelip gelmemesi; kişilerin terapist seçiminde etkili olmaktadır. Tüm bunlardan yola çıkarak, fayda sağlayacağını düşündüğü ve kendine yakın hissettiği terapisti seçen danışanlar zaman zaman doğru tercihler yapmakta zaman zaman da hayal kırıklığına uğramaktadır. Terapist seçiminde dikkat edilmesi gereken esas faktörler; terapistin mesleki donanımı, deneyimi ve tabi ki danışan/hastanın terapiste dair duygusu ve sezgisidir.

Psikoterapide Tedavi Yöntemi Nasıl Belirlenir ve Nasıl Uygulanır ?
Hastalar terapiye bir semptomla gelirler. Terapist, kişiyi değerlendirirken ilk olarak; bu semptomun organik bir nedene dayalı olarak mı yoksa organik bir nedene bağlı olmaksızın süreç içerisinde çeşitli bilişsel çarpıtmalarla, davranışsal öğrenmelerle ya da dinamik yapıya (0-6 yaş) bağlı olarak mı ortaya çıktığına bakmalıdır. Eğer semptomun organik bir temeli varsa; çeşitli ilaçlar ve takip çalışmaları ile tedavi sağlanmaya çalışılır ve bu da psikiyatrist gözetiminde gerçekleştirilir. Eğer semptom organik bir nedene bağlı olmaksızın süreç içerisinde ortaya çıkmışsa; çoğu zaman ilaçtan bağımsız olarak çeşitli terapi ekollerini içeren bir psikoterapi süreciyle, klinik psikolog/psikoterapistler tarafından gerçekleştirilir. Bu durumda terapist; iki farklı tedavi seçeneğinden birini tercih etmek durumundadır ki bunlar yüzeysel çalışma ve derinliğine çalışmadır. Yüzeysel çalışma dediğimiz tedavi şekli; semptomu ortadan kaldırmaya yönelik bir çalışmadır. Çeşitli tekniklerle, sadece görünürde olan semptom ortadan kaldırıldığında tedavi sağlanmış olur. Bu daha çok kişilerin yaşadığı olaylara yüklediği farklı anlamlar ve çeşitli hatalı öğrenmelerle ortaya çıkan semptomların tedavisinde izlenen bir yoldur. Derinliğine çalışma ise; semptomun arkasındaki nedenselliğe bakılarak oradaki yapının ele alındığı, sorunun kökten giderilmeye çalışıldığı bir tedavi şeklidir. Semptomun ortadan kaldırılmasına yönelik yüzeysel çalışma; sivrisinekleri öldürmekse, nedenselliği irdeleyip ona göre bir tedavi içeren derinliğine çalışma bataklığı kurutmaya yönelik bir çalışmadır. Bu yöntem uzun soluklu bir tedavi gerektirir. Buradaki yapıya baktığımızda semptomu ortaya çıkaran şey; bilişsel ve davranışsal öğrenmelerden çok bizim kişilik örüntüsü dediğimiz ve 0-6 yaş arasında anne-baba ve çevre ile kurulan ilişki ve yaşantılar sonucunda oluşan yapıdır. Bu dönemlerde tüm olup biten şeyler nörobiyolojik olarak beynimize kazınarak bizim nörobiyolojik yolaklar dediğimiz sistemi oluşturur. Eğer bu sistem eksik ya da bozuksa ki -bunu bir bilgisayarın sistem yazılımı olarak düşünebiliriz- sistem üzerine kurulan her şey de hatalı olacaktır. Derinliğine çalışma sürecinde bu sistemdeki hatalardan kaynaklanan ve patolojik olarak ortaya çıkan kişilik örüntüsü, danışan-terapist ilişkisi ve terapistin teknik müdahaleleri ile yeniden yapılandırılır. Bu yapılandırma süreci; terapistle hastanın kurduğu ilişki sayesinde, norobiyolojik yolakların nöronalplastisite yoluyla değiştirilmesini amaçlayan bir çalışmadır.

Terapistin Klinik Deneyimi Önemli midir ?
Burada terapistin bilgi birikim ve deneyimi önemlidir. Çünkü hastanın getirdiği semptomun bilişsel çarpıtmalar ve hatalı davranışsal öğrenmelerden mi yoksa 0-6 yaş arasında bir sistem hatasından mı kaynaklandığını tespit etmek terapistin görevidir. Dolayısıyla bu tespit yapıldıktan sonra, genel hatlar hasta ile paylaşılarak hastanın da kabul ettiği bir tedavi şekli benimsenir ve sabırla bu tedavi süreci yürütülerek hastanın ruh sağlığına kavuşması sağlanır.

Psikoterapi Sürecinde Beni Ne Bekliyor ?
Bu süreçte, danışanların çoğu terapistten kendileri için bir şeyler yapmasını ve kendilerini iyileştirmesi beklerler. Çoğu danışan, bu konuda aceleci ve talepkâr davranır ve iyi olacaklarına dair terapistten bir garanti almak isterler. Ancak terapist kâhin değildir. Hastanın iyileşip iyileşmeyeceğini bilemez ve elinde de sihirli bir değnek yoktur. Terapistin bilgi düzeyi ve deneyimi ne olursa olsun, sürece inanmayan bir hastanın tedavi sağlaması mümkün değildir. Ancak bilgi-birikimi, deneyimi olan terapistle çalışan bir hastanın sürece inanarak, sabırla ve sakin bir şekilde terapiyi sürdürmesi halinde, tedavinin sağlanması kaçınılmazdır.

Hasta bu süreçte zaman zaman dağılacak, terapistine öfkelenecek ve bu öfkesini ifade edecek, acıları ile yüzleşmekten kaçınacak, sorunlarına neden olan gerçekleri görmek istemeyecek ve terapiyi bırakmak isteyecektir. Bu süreçte terapistin üzerine düşen en önemli görev; hastanın acısını ve içinde bulunduğu durumu empatik bir şekilde anlayarak her zaman orada onun için bulunduğunu hissettirmektir.

12.01.2016
Abdullah ALPASLAN
Klinik Psikolog/Psikoterapist


İstanbul Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!