35-40 yaşlarında öğretmen olan kadın danışanım, oğlunun dikkat eksikliği nedeniyle merkezimize başvurmuştu. Daha sonra kendisi için randevu aldı.

Yaklaşık 3 yıl önce, evde yalnızken ansızın kalp çarpıntıları başlar, nefes almakta güçlük çeker, yoğun bir bayılma hatta ölme korkusu yaşar, hemen eşini arar ve hastaneye kaldırılır. Kalp rahatsızlığından şüphe eder, çünkü babası da kalp krizinden dolayı vefat etmiştir. Ancak gerekli tetkikleri yapan doktorlar panik atak yaşadığını söylerler ve ilaç kullanmaya başlar. Bir süre sonra çarpıntılar tekrar ortaya çıkar, bu sefer boğulma korkuları da eşlik eder hatta bir seferinde dolmuşta bayılır.

Kendi ifadesiyle "Artık hayat çekilmez olmuştu ve sürekli bu korkularla yaşamak ölmekten beterdi."

4. seansta bir sözü dikkatimi çekmişti: Ben ağlayamam ki!

Ne zamandan beri ağlayamadığını sordum. Düşündü, düşündü, düşündü vee

"Ya ben 11 yaşımdayken BABAMIN CENAZESİNDE BİLE AĞLAYAMADIM." dedi.

Danışanım 11 yaşlarında, anne ve babanın yaptığı bir konuşmayı kapı deliğinden dinler. Baba maddi sıkıntıların olduğunu ve danışanım olan kızını yatılı bir devlet yurduna vermenin iyi bir fikir olduğunu anneye anlatarak onu ikna etmeye çalışır. Çocuk bu konuşmadan sonra yıkılır, o akşam eli ayağı tutmaz. (hastalığının öyküsünü anlatırken panik atak teşhisi konmadan önce "elim sık sık uyuşurdu" demişti.) Ailesinin, özellikle babasının onu istemediğini ve hatta sevmediğini düşünen danışanım 5. sınıftan sonra yatılı yurda gönderilir.

Çok üzgündü, çok kızgındı babaya ve gitmek istemediğini söyleyememişti.

ASLINDA O DUYGULARINI HİÇ İFADE EDEMEZDİ Kİ !

6. sınıfın ikinci yarısında, Nisan ayında, bir sabah vakti, ikinci derste nöbetçi öğrenci gelir ve danışanımın müdür tarafından ACİLEN çağrıldığını söyler. Müdür odasında oturan amcası, hiçbir şey söylemeden onu alır ve eve götürür. Eve yaklaşınca kalabalığı görür, içeri girer ve babasının cenazesini salonun ortasında görünce DONUP KALIR. Ağlayamaz, hiçbir şey söyleyemez, sarılamaz ...O günden sonra da hiç ağlayamamıştı. Ama bunu ilk defa terapide hatırlayabilmişti.

Bizi rahatsız eden olayları unuttuğumuzu sanırız. Biri sorsa gerçekten hatırlayamayız. Evet bilinç unutmuştur, doğrudur, unutur da AMA bilinçaltı unutmaz ve bunu bir gün size hatırlatır.

O ana gittik, babasının yüzüne baktı, elini tuttu, ona ne kadar kızgın olduğunu, onu çok sevdiğini vee onu çok özlediğini söylerken GÖZLERİNDEN YAŞLAR OLUK OLUK akmaya başladı, hıçkıra hıçkıra tam 15 dakika ağladı, ağladı, ağladı. Ve gitti.

3 gün sonra aradı, çok iyi olduğunu söyledi, bir hafta sonra tekrar terapide buluştuk. Üzerinden tonlarca yük kalkdığını, kuş kadar hafif olduğunu, tarif edemeyeceği ve şu ana kadar yaşamadığı bir HUZURU yaşadığını ifade etti.

6 ay sonra telefonla aradı çok iyi olduğunu söyledi, aile içinde de huzurun arttığını söyledi ve teşekkür etti.

Bilinçaltı iyileşmede tıkalı bir kanal açıldı mı, diğer tüm ruhsal kanalların da açıldığına, ruh rahatladığında bedenin de huzur bulduğuna ve insanın muhteşem doğasına tekrar şahit oldum...

Herkese HUZUR dolu bir yaşam dileğiyle....


İstanbul Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!