Panik atak, son zamanların en popüler rahatsızlıklarından biri olma unvanı kazandı. Nedir bu panik atak? Nasıl anlaşılır? Kimlerde görülür? Tedavisi var mıdır?
Panik atak denilen durum, genellikle beklenmedik bir zamanda ortaya çıkan bir panik nöbetiyle başlar. Nöbetin kişide yarattığı şokla beraber 'Bu yaşadığım şey de neydi? Ölüyor muyum? Kalp krizi mi geçirdim? Bana ne oldu? Neden nefes alamıyorum? Acaba yeniden böyle bir durum yaşar mıyım?...' zihninde dolanan bu tür sorular eşliğinde maalesef korkulu beklenti yüzünden kişiye musallat olan; kişinin sosyal, duygusal, zihinsel yaşamını sekteye uğratan, günde birkaç nöbet ile yılda birkaç nöbet arasında değişim gösteren, ani yaşam olayları ya da psikolojik veya fiziksel rahatsızlıklar eşliğinde ortaya çıkan, yaşam kalitesini ciddi anlamda etkileyen yoğun korku ve yoğun kaygılarla seyreden bir nöbettir.

Panik Atak Belirtileri
Boğulma hissi ve nefes alamama
Çarpıntı, kalp atışlarının kulaklarda duyulması, kalp hızında artış, göğüste basınç, sol kola yayılan ağrı ya da karıncalanma
Terleme, titreme, ürperme ya da sarsılma
Beyin kanaması geçiriyormuş hissi
Felç korkusu
Baş dönmesi, her an bayılacakmış hissi
Bulantı, karın ağrısı, gaz
Çevreyi veya bedeni değişik algılama (Derealizasyon ve Depersonalizasyon)
Nöbet sırasında kontrolü kaybetme endişesi veya delirme korkusu
Ölüm korkusu
Bedenin birçok uzvunda hissedilen yanma, uyuşma ve karıncalanma
Kimi zaman bazı fiziksel rahatsızlıklarda (Akciğer ve kalp hastalıkları, Düşük kan şekeri, Beyin tümörü, Epilepsi, Vitamin eksikliği, Uyuşturucu bağımlılığı, İlaçların yan etkileri) panik atağın ortaya çıkmasına sebep olabilir.
Bu belirtilerden yarısını gösteren kişilere panik atak tanısı konmaktadır. Görüldüğü üzere genelde belirtiler fizyolojik olduğu için kişiler fiziksel bir hastalık teşhisi koyulacağını düşünür, panik atak tanısına pek inanmazlar. Peki panik atak ilk nasıl başlar? Bu genelde kişiden kişiye değişmekle beraber, travmatik bir deneyimin peşinden veya fiziksel ya da psikolojik bir rahatsızlıkla (Depresyon, Kaygı bozuklukları, Travma sonrası stres bozukluğu, Fobiler, Obesesif Kompülsif veya Paronoid bozukluk) beraber olabilmektedir.
Nöbeti herhangi bir sebeple bir kez yaşamış kişiler yoğun korku yaşadıklarını söylerler. Uzmanlığım sırasında panik atak yaşamış biri olarak durumu size iyi yansıtabileceğimi düşünüyorum. Benim yaşadığım nöbet bilgisayar başında çalışırken oldu. O yıllarda haftanın 4 günü Marmara Üniversitesine yarım gün gidiyor, Bahariye'de 7 gün saat 6'ya kadar çalışıyor, 8'den itibaren ofisimde danışanlarıma zaman ayırıyor, seans bitiminden itibaren tezimle ilgili gece 2'ye kadar okuyor ve yazıyordum. Her sabah 6 otobüsüne yetişmek en zor olanıydı. Bu durum 2 yıl sürdü. Tezimde ciddi bir ilerleme kaydettim, 340 sayfalık bir araştırma yazısını tamamladım. Yalnız o denli yorgundum ki konsantrasyonum zayıflamıştı, sürekli esnemek ise beni ciddi anlamda utandırıyordu. Baktım bu iş böyle olmayacak, işlerimden, çalışmalarımdan en çok da kendimden ayrışmam gerekiyor 20 günlük bir tatile çıkma kararı aldım. Tatile gitmeden evvel çalışmalarımı diskete kaydettim; çünkü eşim bilgisayarıma hızlansın diye format atacaktı. Tatili yaptım, döndüm, her şey yolundaydı. Bilgisayarım hızlanmıştı, disketi yuvasına taktım ve her nasılsa kaydet yerine sile bastım. Gözlerim yuvalarından sanırım fırladı, hemen kurtarmaya çalıştım, nafile ne desem disket boş diyordu, ne olduysa o anda oldu, sandalyemden sırt üstü nasıl düştüğümü, yerde epilepsi nöbeti geçiriyormuşçasına nasıl zıngır zıngır sallandığımı, kalbime ağrılar girdiğini, nefes alamadığımı bilemiyorum. O an ölüyorum dedim, hayatın sonu buymuş demek…Daha neler geçti zihnimden. Alt kattan koşarak gelen eşimin su ve kolonya serpmesiyle sanırım beş altı dakika sonra toparlandım. Çok korkmuştum, yaşadığımdan çok tezimin gitmiş olmasını hazmedemiyordum. Ertesi gün durumu kabullenmiş, yapacağım bir şey olmadığını, her şeye sıfırdan başlamam gerektiğini idrak etmiştim. Yalnız içimde bir sıkıntı, hep kötü bir şeyler olacakmış gibi hissediyor, kendimi çoğunlukla nefesimi tutarken yakalıyordum. Terzi kendi söküğünü dikemez misali kendime bir faydam dokunmamıştı. Ta ki nefes tutmalarımı sık sık fark eder olmanın verdiği rahatsızlıkla kendime çıkışmaya başladım. Geçti gitti, durum senin için çok ağırdı vücudun ondan böyle bir tepki verdi, bu normal, ne yapmalıydın, gülmeli miydin? Olur böyle şeyler, artık güvendesin, bundan sonra daha dikkatli olursan yeterli….Bu telkinlerim sayesinde birkaç hafta içinde normal nefes ritmime kavuştum, olumlu telkinlere devam ederek o durumu tek nöbetle atlattım.
Bu olaydan sonra birçok panik atak rahatsızlığı yaşayan kişiyle çalıştım. Şu an farklı bir pencereden bakıyor ve o durumu iyi ki yaşamışım diyorum. Bana çok şey öğretti. Panik atak yaşayan kişileri daha iyi anlamama yardım etmesi cabası. Herkes benim kadar şanslı olmayabiliyor. Bu sıkıntılı nöbetleri her gün birkaç kez yaşayan kişiler tanıyorum. Onların yaşam kalitelerinin düştüğünü görmemek imkansız. Her an nöbetlerin tekrarlayacağı endişesiyle işlerine gitmiyor, eve çıkmıyor, sosyal ortamlara girmiyor ve anlaşılmadığını düşünüyorlar. Yardım almadıkları takdirde sorunlarının üstesinden tek başlarına kolay kolay gelemiyorlar. Her yaşta ortaya çıkabilen bu rahatsızlığın kadınlarda erkeklere oranla 2-3 kat daha fazla sıklıkta görüldüğü ve genelde 30'lu yaşlar arasında yaygın olduğu bilinmektedir. Nedeni her ne olursa olsun tedavisinde psikoterapi şarttır. Genelde psikiyatriste başvuran panik atak tanısı almış kişilere anti depresan verilerek panik atağın atlatılması çok kolay olmamaktadır. 2 seneye varan ilaç kullanımı merkezi sinir sistemini, karaciğeri, böbrekleri ve birçok organı da tehdit etmektedir.
Panik atak yaşayan kişi her şeyden önce kendini güvende hissetmez. Güven duygusu kazandıran bir ilaç varsa ben bilmiyorum. Alkol, uyuşturucu, sakinleştirici, kaygı giderici şeyler ise hem sınırlı bir etkiye sahip hem zararlarını anlatmaya gerek yok sanırım. Onun yerine Davranışçı Psikoterapi, Geştalt terapi, Bilişşsel terapi yanı sıra gevşeme egzersizleri, nefes çalışmaları panik atak rahatsızlığının giderilmesine çok işe yaramakta, hipnozla da çok başarılı sonuçlar alınmaktadır. Örneğin, Panik nöbeti sırasında göğüsten sık sık kesik nefesler alınır. Bu durum beyne oksijen gitmesine engel olduğundan ellerde ve ayaklarda karıncalanma, uyuşma, baş dönmesi, bulanık görme gibi belirtiler ortaya çıkar. Çoğunlukla doğru nefes almayı öğrenmek ve o bilgileri nöbet sırasında kullanmak belirtilerin yok olmasına neden olur. Ya da yapılacak kas egzersizleri, gevşeme çalışmaları ile hem zihinsel hem de fiziksel olarak büyük bir dinginlik yakalanabilmektedir. Bu kişiye yoğun bir güven duygusu kazandırır ki, panik atak yaşayan bireyin en çok ihtiyaç duyduğu şeydir. Ya da olumlu düşünme alışkanlığı üzerinde çalışmak, düşüncelerin bilinçaltı etkisini öğrenmek ve beyni doğru programlayarak sağlıklı bir sürece rahatlıkla geçiş yapılabilir.


İstanbul Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!