Günlük dilde takıntı, saplantı hastalığı olarak bilinen bu hastalık, son yıllarda psikoloji alanında en çok ilgi gören konular arasındadır. Obsesif Kompulsif Bozukluğu (OKB) olan kişiler, zihinlerinden uzaklaştırmadıkları, kontrolleri dışında sık sık zihinlerine hücum eden, rahatsızlık veren, genellikle tehdit edici, ısrarcı ve tekrarlayıcı düşüncelere sahiptirler. Bu düşünceler kişinin kendisine de saçma ve anlamsız gelen düşüncelerdir. Fakat OKB'si olan kişiler obsesif düşünceleri ve bu düşüncelerden uzaklaşmak için yaptıkları ritüellere aşırı derecede zaman harcadıklarından dolayı mesleki ve sosyal yaşantılarında problemler yaşarlar.

Bazı hastalarda bu ritüeller tüm gün alabildiği gibi, çoğunlukla hastanın yakınlarının da yaşamını olumsuz etkiler. Bazen de ritüelleri aşırı el yıkama örneğindeki gibi ciltte aşırı tahrişe neden olabilir. OKB belirtileri tedavi edilmediği taktirde zamanla artar ve kötüleşir. Obsesyonlar, ısrarlı ve uygun olmayan bir şekilde yaşanan, ısrarlı ve istenmeyen düşünceler ya da zihindeki imgelerdir. Kişi bu düşünceleri ya da görüntüleri amaçsız, rahatsız edici , kabul edilmeyen ve zihninden uzaklaştırılması güç olarak görür. Obsesyon ne kadar “kabul edilemez”, “zarar verici”, “ayıp” ve “utanç verici” olarak değerlendirilirse, obsesyon daha kontrolsüz ve daha sık ortaya çıkar. Obsesyondan uzaklaşmak için ya da obsesyonun sonuçlarını etkisiz hale getirmek için genellikle kompulsif davranışlarda bulunulur. Kompulsiyonlar ya tekrarlayıcı davranışlar (örneğin el yıkama, kontrol etme, sıralama, temizlik yapma) ya da tekrarlayıcı zihinsel eylemlerdir (dua etme, kelime tekrarı, sayı sayma, tersini düşünme). Kompulsiyonlar kaygının geçici olarak azalmasını sağlar. Bu davranış ya da zihinsel ritüeller tamamlanmaz ise kaygı artar. Obsesyonlar genellikle bir tehdit taşırken, kompulsiyonlar ise bu tehdide karşı alınmış bir tedbirdir. Takıntı ile yaşayan kişinin yardım talebi ya da düşünceleri ve davranışlarını hastalık olarak algılaması kompulsiyonların kendisinin de bir kaygı kaynağı haline gelmesi ile olur. Yani kompulsiyonlar kişinin çok vaktini alabilir ve kişi başka bir şeye vakit ayıramaz hale gelebilir. Bu durumda kişi bu ritüellerin gerçekçi olmadığını, çok fazla olduğunu düşünmeye başlar. Başka bir durumda ise kompulsiyonlar kişinin kendisine ya da yakınlarına zarar verebilir.

Örneğin kişi ocağı kapattıp kapatmadığını kontrol etmesi için gece boyunca eşini uyandırabilir. Kompulsiyonlarda saçma ve anlamsız davranışlara dönüşebilir ve bu durum kişide kaygı yaratır ve kişi yardım talebinde bulunur. Örneğin arkadaşıyla sohbet ederken ölüm sözcüğü geçiyorsa yakınlarının başına kötü bir şey gelmesin diye saçını çekme davranışı çevreden dikkat çeker. Bu ve yukarıda da belirtilen sebepler nedeniyle kişi yardım talep edebilir.

OBSESİF KOMPULSİF BELİRTİLERDE NORMAL VE ANORMAL AYRIMI

Takıntı ya da kontrol etme davranışları hemen hemen herkeste gözlemlenir. Pek çok kişide OKB'de görülen obsesyonlara benzeyen, hoş olmayan, ısrarlı yaşantılar vardır. Normal bireylerde de gözlemlenen obsesyonlar olduğu için obsesyon “patolojik” ve “normal” diye sınıflandırılabilir. Anormal obsesyonlar normal obsesyonlardan daha ısrarcı, daha sık, daha uzu süreli ve çok daha fazla rahatsızlık verici olmuştur. Normal ısrarlı düşünceler ve patalojik obsesyonlar arasındaki fark şöyle de özetlenebilir, hastalar obsesyonlarına daha fazla direnç göstermektedirler ve bu düşünceleri zihinlerinden uzaklaştırmakta daha fazla güçlük çekerler. Obsesyonlarından kurtulmak için yaptıkları ritüellerde aksaklık olursa ciddi kaygı ve sıkıntı yaşarlar ve günlük hayatlarının işleyişinde problem çıkar.

BAŞLANGIÇ YAŞI

Obsesif kompulsif bozukluk genellikle ergenlik ve gençlik döneminde başlar. Büyük çoğunlukla 18-25 yaşları arasında başlar. Küçük yaşlarda, çocuklarda da gözlemlenebilir. Ayrıca başlangıç yaşı kadınlarda biraz daha geç olabilir. Orta yaşlarda, bazen yaşlılıkta da başlayan türleri vardır. Ağır yaşam koşulları ile de başlayabilir.

GENEL GÖRÜNÜM VE DAVRANIŞ

Bu hastalar genellikle aşırı titiz, düzenli ve kusursuzluk arayan kişilik yapıları vardır. Bu kişilik yapısı düzenli, titiz, aşırı kontrollü ve kuralcı davranışlar olarak dışavurulabilir. Fakat hastalık ortaya çıktığında yani saplantılı kişiliğin ötesinde saplantı-takıntı belirtileri de ortaya çıkınca hastanın düzeni bozulabilir, hareketlerinde aşırı kuralcı ve kararsız hale gelebilirler.

OBSESİF-KOMPULSİF BOZUKLUĞU OLAN HASTALARIN BİLİŞSEL YETİLERİ

Ağır türlerinde algı bozukluğu olduğu izlenmi olsa bile bu hastalar zeki, bellekleri güçlü kişilerdir. Fakat saplantıları ve kuşkuları nedeniyle algılamalarında ya da hafızalarında kesinlikten uzaklaşırlar. Örneğin, kumandaya dokunmaktan kaçınan bir hasta, kendisinden çok uzakta duran kumandaya değdim mi değmedim mi takıntıları yüzünden gidip ellerini yıkayabilir. Bu hasta kumandaya değmediğini bilir fakat yaşadığı kaygı yüzünden kuşku duyar. Tekrarlayan takıntılar nedeniyle hastanın dikkati dağılabilir. Bu nedenle hastaların bir çoğu takıntılarının yarattığı kaygıdan kurtulmak için yaptıkları yineleyici eylemleri yaparken yaptım mı, yapmadım mı diye kuşkuya düşerler. Yaptıklarını hemen unutmuş gibi görünen bu hastalarda gerçek bir bellek bozukluğu olduğu söylenemez.

OBSESİF-KOMPULSİF BELİRTİLER İLE MÜKEMMELLİYETÇİLİK VE SORUMLULUK İLİŞKİSİ

Mükemmelliyetçilik OKB'de zarar verme tehlikesini azaltıp, güvenliği sağlayıcı denetimi sürdürme girişimi olarak ortaya çıkabilir. Sorumluluk ve OKB arasında gözlemlenebilir bir ilişki vardır. OKB'si olan kişiler yaşadıkları istenmedik ısrarlı düşünceler karşında normal kişilere göre daha fazla kişisel sorumluluk inancına sahiptirler. OKB olan kişi istenmedik ısrarcı düşünceler karşısında kendisine veya diğerlerine zarar vermeye neden olabileceğine inanır ve diğerlerine yönelik sorumluluk duyumunun artmasına neden olur. Böylece ısrarlı düşüncenin kabul edilmezliği ve algılanan rahatsızlığın şiddeti de artar. Bu olumsuz değerlendirme süreçleri dolaylı olarak ısrarlı düşüncenin varlığın destekleyebilir. Sorumluluk ve eşlik eden düşünce kontrolü yani olumsuzlukları etkisizleştirme çabaları istenmedik ısrarlı düşüncenin tırmanmasına ve şiddetinin artmasına neden olur.

TEDAVİ

OKB'nin tedavisi psikolojik ve farmakolojik yaklaşımlar olarak ayrılabilir. En etkili yöntem ilaç kullanımı ve terapi desteğinin bir arada olduğu tedavi yöntemidir. Terapi yöntemlerinden psikanaliz ya da psikanalitik yönelimli psikoterapi, uzun süren yoğun terapilere karşın çok başarılı sayılmaz. Bu hastalarda terapi seanlarında büyük ve uzun süren direnç görülür. Ağır hastalarda yıllarca süren psikanaliz sonuçsuz kalabilir. Ayrıca bu hastaların değişmeye ve değişikliklere karşı direnen katı kişilik yapıları psikanaliz seanslarının sonuçlarını olumsuz etkileyebilir. Bir diğer terapi yöntemi bilişsel-davranışçı terapi en etkin yöntem olarak kabul edilir. Yüzleştirme (in vivo exposure) ile hasta bütün belirtilerini hafiften ağıra, kolaydan zora doğru listeler. En hafif ve en kolay belirtilerden giderek ağırlaşan ve hastayı zorlayan belirtilere doğru üstüne giderek alıştırma yapılır. Bu alışma süreci sayesinde hastanın, kaygı verici belirtileri söner. Ayrıca düşünceyi durdurma (thought-stopping), mantıksız inançların belirlenmesi ve değiştirilmesi, felaketin gerçekleşme olasılığının hesaplanması ve tepkiyi engelleme (response prevention) OKB'nin tedavisinde kullanılan başlıca bilişsel-davranışçı terapi teknikleridir. OKB hastalarını uğraşılara yöneltmenin çok büyük faydaları vardır. Hastanın zevk aldığı bir uğraş takıntılarını ve kaygısını azaltır.


İzmir Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!