Günümüzün kabul gören psikoloji tanımı şöyledir: Psikoloji, insan ve hayvan davranışlarının bilimsel olarak incelenmesidir.

İnsanlarda gördüklerimiz yalnızca davranışlarla sınırlı değildir. Davranışların ardında bir de içsel yaşamı vardır. İnsanın davranışları ve içsel yaşamı, bilim insanlarınca en ilginç bulunan konulardan biridir. İletişim kurduğumuz veya gözlemlediğimiz bir insan bir davranışta bulunduğunda neden öyle davranmıştır? O davranışın altında yatan içsel yaşamı, duyguları nelerdir? Bu gibi soruların cevaplarını hiç düşündünüz mü? İnsanlara bu açıdan baktınız mı? Sizi bilmiyorum ama bilim insanlarının bu yöndeki çabalarını biliyorum. Son yüz yılı aşan zamanda bilim insanlarının bu gibi soruların cevaplarını bulmak için çabalamaları sonucunda psikoloji bilimi ortaya çıkmıştır.

Psikolojinin konusunu oluşturan olaylar insanın çevresi ile ilişkilerinden ortaya çıkmaktadır. Çünkü, insanlar çevresindeki eşya ve olayların içyüzünü merak ederek öğrenmek isterler. Bu cümleye dikkatinizi çekmek isterim. Görüldüğü gibi insanlar kendilerini incelemeden önce, kendi çevrelerinde kendinden başka varlıkları ve olayları merak ederler. İnsan, farkında olmadan önce uzakta olana odaklanır.

Asurlar’da ve Mısır’da ilk incelenen nesnelerin yıldızlar, gezegenler ve güneş olması rastlantısal değildir. Çünkü, kendilerine en uzak olan varlıklar yıldızlar, gezegenler ve güneştir! Bunun sonucu olarak da astronomi bilimi ilk gelişen bilimlerden olmuştur. Kendilerine en uzak olandan başlanmıştır. En yakından başlamış olsalardı kendilerinden başlamaları ve kendi içlerine bakmaları gerekirdi. Bilimlerin kronolojik çıkışına ve gelişimine baktığımızda en uzakta olan astronomiden başlayıp gittikçe insanların kendilerine yaklaşarak matematik, fizik, kimya, biyoloji şeklinde gittiğini görmekteyiz. En son olarak da 19. Yüzyılın sonuna doğru sosyoloji ve psikoloji gibi sosyal bilimler gelişmiştir.

Peki siz nereye bakıyorsunuz? Uzakta ve dışta olana mı yakında ve içte olana mı? Olaylar ve durumlar karşısında dışınıza mı bakarsınız, içinize mi? Ben nasıl bir insanım, ne gibi özelliklerim var, yeteneklerim ve becerilerim nedir, zekam nedir, duygularımla ilişkilerim nasıldır, kişilik özelliklerim nedir, kaygılarım nedir, insan ilişkilerinde zaaflarım nelerdir, kişiliğimi nasıl geliştirebilirim? Bunlara benzer soruları kendinize sorar mısınız? Yoksa bakış açınızı kendinize odaklamak yerine ötekine odaklamayı mı tercih edersiniz?

Psikoloji kitaplarında ‘Sen Dili’ ve ‘Ben Dili’ terimleri vardır. Bu iki terim bizim iletişimde kullandığımız iki farklı tarzdır. Ötekiyle konuşurken, iletişim kurarken ötekinin yaptıklarına mı daha çok odaklanırsınız yoksa kendi içinizdeki duygu ve düşüncelere mi?

“Beni kırdın”, “Mahvettin”, “yaramazsın”, “berbatsın”, “sen adam olmazsın”, “senin yüzünden”, “kabasın”, “düşüncesizsin”, gibi mi; “Kırıldım”, “Berbat hissettim”, “Üzüldüm”, “Gücendim”, “Beni mutlu etmek için çabaladığın için sana teşekkür ederim”, “Beni düşündüğün için kendimi sana daha yakın hissediyorum” gibi mi tepki verirsiniz?

Yaşadığımız psikolojik sorunlar da aslında bakış açımızın yanlış olmasıyla çok ilgilidir. Psikologların en önemli fonksiyonlarından biri de doğru bakış açısını göstermektir. Her insan hayatının bazı dönemlerinde duygusal zorlanmalar yaşayabilir. Böyle durumlarda bakış açınızı değiştirmede, doğru açılara odaklanabilmede ve sorunlarınızı çözebilme becerisi kazanmada yardıma ihtiyacınız olabilir. Böyle durumlarda profesyonel yardım almakta tereddüt etmemelisiniz.


Bursa Psikolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!