Prednizon tıpkı kortizon gibi bir kortikosteroid çeşididir. Prednizon gibi kortikosteroid ilaçlar vücutta adrenal gland’tan salgılanan kortizole benzer etki gösterirler.

Kortikosteroid ilaçlar çok sayıda otoimmün hastalığın tedavisinde tercih edilmektedir. Fakat bu tür ilaçların çok sayıda yan etkisi de bulunmaktadır. Bu yazımda bir kortikosteroid ilaç olan prednizon’un diyabetle ilişkisinden bahsedeceğim.

Prodnizon vücutta immün sistem aktivitesini baskılar ve dolayısyla bütün bağışıklık sistemini etkiler.

Prednizon ve diyabet arasında nasıl bir ilişki vardır?

Prednizon gibi kortikosteroit ilaçlar vücutta insülin aktivitesini etkiler. İnsülin hormunu vücutta kan şekeri kontrolünü sağlayan bir hormondur.

Prednizon karaciğerin insüline karşı direnç göstermesine sebep olur. Bu da pek çok sağlık sorununu beraberinde getirmektedir.

Prednizon, pankreastan salgılanan insülin hormonunun karaciğerde direnç göstermesine sebep olarak kan şekerinin yüksek seviyelerde seyretmesine yol açar.

Vücutta kan şekeri yükselmeye başlayınca, pankreastan insülin sekresyonu (salgı) başlar ve insülin karaciğere doğru yol almaya başlar. İnsülin karaciğere ulaştığı zaman hücrelere şeker salınımının azalması için sinyal gider. Vücutta mevcut olan şeker ise kan dolaşımıyla hücreye taşınır ve böylece kan şekeri konsantrasyonu normal düzeye ulaşmış olur. Perdizon karaciğerin insülin hormonuna direnç göstermesine yol açar. Karaciğerin insülin hormonuna direncinin devam etmesi zamanla tüm vücutta insülin direncine sebep olur. Bu şu anlama geliyor; hücreler artık vücuttan salgılanan yada vücuda enjekte edilen insüline cevap verememektedir. Kısaca kortikosteriode bağlı gelişen diyabet oluşmuştur diyebiliriz.

Diyabet hastalığı genel olarak tip 1 ve tip 2 diyabet olmak üzere ikiye ayrılır. Tip 1 diyabet hastalığında pankreas insülin üretememektedir. Tip 2 diyabet hastalığında ise pankreas yeterince insülin üretememektedir yada hücreler insüline karşı direnç oluşturmaktadır.

Prednizon gibi kortikosteroid kullanımına bağlı gelişen diyabet hastalığı, tip 2 diyabete benzemektedir. Prednizon, hücrelerin salgılanan insüline cevap verememesine ve direnç oluşmasına sebep olur.

Kortikosteroid kullanımına bağlı gelişen diyabet hastalığının belirtileri tip 1 ve tip 2 diyabete benzerlik göstermektedir:

-yorgunluk

-mide bulantısı

-kusma

-ağız kuruluğu

-sık sık susama hissi

-kuru cilt

-ayak ve ellerde hissizlik

Bazı hastalarda kan şekeri yüksek olsa bile bu belirtiler görülmeyebilir. Bu yüzden hangi kortikosteroid türü ilaç kullanılıyorsa kullanılsın mutlaka düzenli kan şekeri kontrolü yapılmalıdır.

Kortikosteroid türü ilaç kullanan hastaların mutlaka medikal durumlarına uygun bir beslenme programına uyum sağlamaları önemlidir. Beslenme programı kan şekeri kontrolünü sağlamalıdır. Kan şekeri kontrolü demek 2-3 saatte bir beslenmek demek değildir! Burada unutulmaması gereken nokta, her hastanın medikal geçmişinin farklı olması ve dolayısıyla beslenme programının da bunlar göz önüne alınarak hazırlanması önemlidir. 2-3 saatte beslenmek ve bunu da meyve, kuru meyve, diyet bisküvi, galeta vs. ile yapmak ne yazık ki hala devam eden bir hata.

Bir başka hata da gereksiz ilaç kullanımı! Bunu şu örnekle açıklamak istiyorum; herhangi bir ağrısı olan bir hastanın hemen ilaç kullanması ne kadar doğru? Hastalığın altında yatan sebebin ne olduğuna karar vermek önemlidir. Ağrının sebebi vücudun aşırı asidik hale gelmesinden kaynaklanıyor olabilir mesela. Böyle bir tabloda vücutta alkali dengeyi sağlamak önemlidir. Burada kısaca anlatmaya çalıştığım nokta; hangi hastalık olursa olsun altta yatan nedene yönelik bir tedavidir. Günümüzde bilinçsiz ilaç kullanımının mevcut sağlık sorununa yenilerini eklediğini görüyoruz. Aynı şey kilo vermek için yapılan bilinçsiz diyetler için de geçerlidir. Evet belki ilk başta kilo kaybı oluyor fakat diyet bittiğinde eski kilolar tekrar geliyor ve bilinçsiz kilo alıp vermenin beraberinde getirdiği sağlık sorunları başlıyor.

Sonuç olarak sağlık konusunda da hastalık konusunda da bilinçli olmak önemlidir. Dr. Roger J. Williams’ın ‘Nurition Agains Disease’ kitabında şöyle yazıyor: ‘’Uzun ve sağlıklı yaşamlar sürmek istiyorsak; deride, kaslarda, akciğerde, karaciğerde, bağırsaklarda, böbreklerde, kan damarlarında, bezlerde, kalpte ve en önemlisi sinirlerde ve beyindeki hücrelerin iyi beslenmesi gerekir. Eğer bu hücreler yetersiz beslenirse her türlü hastalık kaçınılmazdır’’. Yetersiz beslenmek az beslenmek demek değildir. Sürekli sağlığa bir yararı olmayan hazır-işlenmiş besinler tüketen biri yine yetersiz beslenmiş olur çünkü vücudun ihtiyaç duyduğu vital besin öğesi gereksinimi karşılanmamıştır. Hücrelerin iyi beslenebilmesi için sağlıklı bir bağırsak florası şarttır. Sağlıklı bir bağırsak florası sağlığın anahtarıdır diyebiliriz. Bağırsak florasının sağlıklı olması hücrelerin iyi beslendiği, toksinlerin vücuttan uzak durduğu ve bağışıklık sisteminin güçlü olduğu anlamına gelir. Konu dönüp dolaşıp yine bağırsak florasına geldiğine göre yazımı sonlandırabilirim :) Herkese mutlu, huzurlu ve sağlıklı günler diliyorum…

Kaynaklar:

-Donihi AC, Raval D, Saul M, Korytkowski MT, DeVita MA. Prevalence and predictors of corticosteroid-related hyperglycemia in hospitalized patients. Endocr Pract. 2006;12:358–362.

-Blackburn D, Hux J, Mamdani M. Quantification of the Risk of Corticosteroid-induced Diabetes Mellitus Among the Elderly. J Gen Intern Med. 2002;17:717–720.

-Hwang JL, Weiss RE. Steroid-induced diabetes: a clinical and molecular approach to understanding and treatment. Diabetes Metab Res Rev. 2014;30:96–102.

-Galofre JC. Manejo de los corticoides en la práctica clínica. Rev Med Univ Navarra. 2009;53:9–18.


İstanbul Diyetisyen uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!