Beslenme ile yaşam biçimi arasında yıllardır kurulan bilimsel köprüler son yıllarda yapılan yoğun epidemiyolojik çalışmalarla daha da farklı bir boyuta ulaşmıştır. Beklenen yaşam süresinin dünyada artması ile daha sağlıklı yaşlanma ve bu süreçte üreme fonksiyonlarının devamlılığı da ön plana çıkmaya başlamıştır. Üreme fonksiyonunun yitirilmesine kısırlık denilmektedir. Yaşam varlığı olan üreme fonksiyonlarının devamlılığının kaliteli yaşam ile olduğunu gösteren çalışmaların çoğalması ile beslenme uzmanları bakış açılarını kısırlığa neden olan beslenme faktörlerinin neler olabileceği yönünde ilerletmeye başlamıştır.

2010 Amerikan Diyet Hedeflerine bakıldığında bunlardan birinin sağlık ve yaşam kalitesinin arttırılması olduğu görülmektedir. Yaşam kalitesini etkileyen tüm faktörler, bireylerde üreme fonksiyonlarını da olumlu veya olumsuz yönde etkileyebilmektedir.
Kısırlık ile beslenme arasındaki ilişkiyi netleştirmek için bir beslenme kontrol listesi değerlendirilmelidir. Eğer bu beslenme kontrol listesinde birçok faktöre sahipseniz kısır olma riskiniz artmaktadır.

Beslenme kontrol listesi neleri içermektedir:

Çok zayıf veya şişmanlığa sahipseniz

Yemek yeme davranış bozukluğuna sahipseniz

Vejetaryen iseniz

Besin gruplarından en az bir grubu beslenmenizden elimine ediyorsanız

Aşırı egzersiz yapıyorsanız

Öğün atlıyorsanız

Çok fazla stresli bir hayata sahipseniz

Popüler diyetleri sık uyguluyor ve aşırı kilo verip yeniden fazlasını alıyorsanız, kısırlık görülme riskiniz fazla olmaktadır.

Susie Langley, Yaptığı bilimsel çalışmalarla kısırlıktan korunmak için beslenme risk faktörlerini belirlemiştir. 2006 yılında yaptığı önemli bir çalışmada 300 kısır kadın; beslenme kontrol listesine göre değerlendirildiğinde çarpıcı sonuçlar ortaya çıkmıştır. Değerlendirme sonuçlarına göre kısır kadınların beslenme özgeçmişlerinde; % 26 sının katı vejetaryen olduğu, % 41 inin bu çok önemli bir risk faktörüdür. Düşük yağlı ve kolesterollü diyet uyguladığı, % 21 inin sebze ve meyveden kısıtlı diyet uyguladığı, % 31 inin kahvaltıyı atladığı, % 19 unun çok hızlı yemek yeme davranışına sahip olduğu, % 27 sinin beslenmesinde kesinlikle hiç yağ almadığı, % 24 ünün beslenmesinde kırmızı etten uzak durduğu, % 12 sinin süt tüketmediği, % 10 unun balık ve deniz ürünlerini kesinlikle beslenmelerine eklemediği, % 7 sinde yumurtayı beslenmesinden çıkardığı, % 6 sının ise buğday ve ürünlerini yemediği bulunmuştur.

Ayrıca daha acı olan ise beslenme destekleyicileri kullanarak kilo verenlerin kısırlık risklerinin arttığını gösteren kanıtlara rastlanması; beslenmede vitamin ve mineral eksikliklerinin olduğu kadar, uygun olmayan veya gereksiz olduğu halde dışarıdan bir destekleyici alan bireylerde de görüleceği gerçeğidir. Araştırmada, kısır olan bireyler değerlendirildiğinde % 81 inin düzenli diyet destekleyicisi kullandığı, % 10 unun herbal diye adlandırılan destekleyicilerden kullandığı, % 14 ünün folik asit desteği almadığı, % 36 sının özel tıbbi bir nedene bağlı ilaç kullandığı, Ve % 24 ünün besin alerjisi olduğunu bulmuştur.
Tabii ki yaşamın getirdiği bazı değiştirilemeyen faktörler istemesek de kısırlık için bir risk faktörü oluşturmaktadır. Çalışmada stres bilimsel olarak değerlendirildiğinde kısır olan kadınların % 33 ünün aşırı stresli bir yaşamının olduğu, % 49 unda hafif stresli, % 18 inde ise streslerinin olmadığı bulunmuştur.

Düşük kalorili beslenmek kısırlık için risk faktörüdür. Özellikle erkeklerin düşük kalorili beslendiklerinde seks yapma yeteneklerinde azalma, sperm hareketliliğinde ise düşüklük olduğu yönünde çalışmalar bulunmaktadır. Özellikle popüler diyetlerde birçok besin grubunun diyetten çıkarılmasının bu fiziksel oluşumu yapabileceği yönünde bilim uzmanları ortak görüş belirtmektedirler. Kilo kaybı nedeniyle ya da yaşam tarzı olarak düşük kalorili beslenmeyi felsefe edinen erkekleri bekleyen en önemli sorunlardan biri kısırlıktır. Özellikle son yıllarda uygulanan Atkins diyeti, makrobiyotik diyet, South Beach diyeti, çok düşük kalorili zayıflama diyetleri ile kilo verenlerde kısırlığın kaçınılmaz olduğu bir gerçektir. Kalitesiz kilo kaybı ile erkeklerde testosteron, kadınlarda östrojen hormonu düzeyinde düşüklük olurken, erkeklerde % 25 oranında kilo vermeye bağlı sperm sayısında ve kalitesinde düşüklük görülmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri'nde % 3-5 oranında görülen yemek yeme davranış bozuklukları üreme fonksiyonları üzerinde olumsuz etki yaratmaktadır. Özellikle aneroksiya nevroza ve bilumiya nevroza düzensiz adet görme, adetten kesilme ve kısırlık için en önemli risk faktörüdür. Bu vakalara yapılan hormon tedavilerinin bile etkisiz olduğu bildirilmektedir.

Aşırı egzersiz özellikle kadınlarda FSH (foliküle stimule edici hormon), LH (lutein hormon) ve östrojen düzeyinde azalmaya neden olurken, erkeklerde testosteron düzeyinde baskılayarak sperm üretimini azaltmaktadır.

Yoga günde 30 ile 60 dakika arasında yapılırsa endorfin hormonunu arttırarak kısırlıktan koruduğu bildirilmiştir. Bu nedenle günde 50 dk yapılacak olan yoga, yaşam kalitenizi yükseltecek ve üreme fonksiyonlarının devamlılığına olumlu etki gösterecektir.

Posa: Bütün diyetlerde diyet posası (lifi) alımı önerilmektedir. Ancak yapılan çalışmalar aşırı posa alımının günde 25 g’ın üzerinde, kadınlarda ilk önce düzensiz regl siklüslarına daha sonra da adetten kesilmeye neden olduğunu gösteren bilimsel çalışmalar bulunmaktadır.

Soya proteini kalp sağlığı açısından, kanseri koruması açısından sıklıkla tüketen bireyleri bekleyen tehlikeli durum kısırlıktır. Son yıllarda yapılan çalışmalar günde 20-200 g kadar düzenli soya fasulyesi tüketen bireylerde adette gecikme, kan östrojen ve progesteron hormon düzeyinde azalma olduğu bildirilmektedir.

Karoteoidler: Koyu sarı ve turuncu renkteki sebze ve meyvelerin aşırı tüketimi de adette düzensizliğe, yumurtalıklarda kalitesiz yumurta üretimine neden olmaktadır. Bu nedenle çok fazla havuç yemek üreme sistemi üzerinde zararlı etkiler gösterebilmektedir.

Kafein alımı: Günde 4 fincan kahve içimi ile >500 mg kafein alımına neden olmaktadır. Günde 500 mg’ın üzerinde alınan kafein kadınlarda östrojen düzeyinde azalmaya ve böylece yumurtanın kalitesizliğine daha da önemlisi yumurtlamamaya neden olmaktadır.

Alkolün gizli bir tehlike olduğunu çalışmalar desteklemektedir. Özellikle düzenli alkol alımı ile erkeklerde testislerde toksik etki yaratmaktadır. Buna ek olarak ereksiyon kaybı, sperm sayısında ve kalitesinde azalma gözlenecek en önemli sorundur.

Sigara: Sigara kullanımı ile erkekde sperm üretiminde azalma, kadında yumurtanın kalitesinde ciddi hasarlar meydana gelmektedir.

Buna ek olarak düşük miktarda diyetle alınan demir, çinko, B 12 vitamini ve düşük kaliteli protein kaynakları kısırlık için zemin hazırlamaktadır.

Beden Kitle İndeksi 18.5 ile 24.9 arasında olmak koruyucu iken 18.5 in altında olmak çocuk sahibi olmayı engelleyen bir faktör olarak değerlendirilmektedir. Erkeklerde beden kitle indeksi arttıkça testosteron düzeyinde azalma olduğu bildirilmektedir.


İstanbul Histoloji ve Embriyoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!